Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 7… Rafsancani’den Saddam'a: ‘Arap milliyetçiliğinden bahsediyorsunuz ama Kuveyt’in işgal edilmesine karşı çıkmamızı eleştiriyorsunuz’

Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)
Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)
TT

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 7… Rafsancani’den Saddam'a: ‘Arap milliyetçiliğinden bahsediyorsunuz ama Kuveyt’in işgal edilmesine karşı çıkmamızı eleştiriyorsunuz’

Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)
Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)

Suriye’nin eski Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Şarku’l Avsat tarafından yayınlanan anılarının bu bölümünde Irak’ın 4 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etmesi öncesinde ve iki hafta sonrasında yaşananlara ışık tutuyor. Söz konusu dönemde Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin ve eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani arasındaki mektuplaşmaların ayrıntılarını aktarıyor.
Mektuplara paralel olarak Cenevre’de iki büyükelçi, Iraklı Barzan el-Tikriti ve İranlı Cyrus Nasseri arasında da görüşmeler gerçekleştiriliyordu.
Saddam’ın işgalden önce ve sonra her ne pahasına olursa olsun İran’la aras-larındaki suların durulması konusundaki ısrarı, gerçekleşen tüm iletişimden de açıkça anlaşılıyor. Kendisi savaşın hemen öncesinde ‘kapsamlı bir barış’ sağlamak için yazılı bir girişimde bulundu. Rafsancani’nin Irak Cumhurbaşkanlığı temsilcisini kabul etmemesinden şikayet etti. Kuveyt’i işgalinden sonra, 14 Ağustos 1990 tarihinde Rafsancani’ye gönderdiği mektupta şu ifadeler yer aldı:  
“Bir iyi niyet göstergesi olarak İran sınırından çekilmemiz 17 Ağustos 1990 Cuma günü başlayacak. Sınır boyunca sizinle mücadele eden kuvvetlerimizi çekip geriye yalnızca sembolik olan kuvvetlerimizi, sınır muhafızlarını ve polisleri bırakacağız. Irak ve İran’da alıkonulan savaş esirlerinin tamamının derhal karşılıklı olarak değişimi yapılacak. Mübadele, kara sınırı aracılığıyla Hanekin ve Kasr-ı Şirin yolunda gerçekleştirilecek.”
Buna karşılık, İran tarafı barış maddelerinin uygulanmasını hızlandırmak için baskı yapmaya ağırlık verdi. Irak’ın Kuveyt’i işgaline karşı eleştirilere devam etti. Hatta Rafsancani, Saddam’ın Arap milliyetçiliği ve Kuveyt işgali konularındaki tutumuna yönelik eleştirisine itiraz etti. Rafsancani’nin Saddam’a yanıt olarak 17 Ağustos’ta gönderdiği mektupta şu ifadeler yer aldı:
“Kuvvetlerinizin işgal altındaki İran topraklarından çekilmesi, İran İslam Cumhuriyeti ile barış yolunda samimiyetinizin ve ciddiyetinizin kanıtı olarak kabul edilir. Kuvvetlerinizin açıklanan zaman çizelgesine göre geri çekilmesine devam etmesini ve her iki taraftaki tutukluların serbest bırakılma süreci tamamlanana kadar daha hızlı devam etmesini umuyoruz.”
Şarku’l Avsat olarak Saddam’ın 21 Nisan 1990 tarihli ilk mektubunu daha önce yayınlamıştık. 30 Temmuz -14 Ağustos 1990 tarihleri arasında dört mektup daha bulunuyordu.
Saddam 30 Temmuz’da, Kuveyt’i işgal etmeden yalnızca üç gün önce Rafsancani’ye bir mektup gönderdi. Bu mektupta, Bağdat’ın ne pahasına olursa olsun Tahran’la bir anlaşmaya varma konusundaki kararlılığını açıkça vurguladı. Çünkü Saddam’ın Kuveyt’e karşı savaşa girme kararı uygulamaya konmuştu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:
Gerekli incelemeler özenle yapılıp Irak ile İran arasındaki ilişkilerin gelişimi ve durumu, bölgeyi içine alan tehlikeler dikkatlice gözden geçirildikten sonra barışı sağlamak adıona daha geniş çaplı fırsatlar sunan inisiyatifler sunmadaki rolümüzü devam ettireceğiz. Bunun için ulusal ve büyük ilkelerimizin omuzlarımıza yüklediği insani sorumluluğumuz  bizi yeni bir girişimde bulmaya sevk etti. Bu defaki girişimimizin 598 sayılı karar hükümlerinde yer alan tüm temel konuları bir çerçeve içinde aynı anda ve ayrıntılı bir biçimde ele alması nedeniyle bu düzeyde karşılık verilmesini ve ciddiyet içinde etkileşime girilmesini umuyoruz (…). Tüm bu temeller ışığında şunları teklif ediyorum:
1- İki ülkenin devlet başkanları arasında üzerinde uzlaşı sağlanacak bir yerde acil bir görüşme yapma fikrimi tekrarlıyorum.
2- Görüşmede anlaşmanın muallakta olan tüm konularla ilgilenilmesini öneriyorum. Kapsamlı bir anlaşmaya varıldıktan sonra herhangi bir tarafın diğerinin izni olmadan yeni bir sorun ortaya çıkarması kabul edilemez. Bu, anlaşmadan çekilme olarak kabul edilecek.
3- Konularla ilgili diyalogun ve anlaşmanın nereden başladığı önemli değil. Bununla birlikte herhangi bir konu üzerinde mutabakata varmak diğer maddeler üzerinde uzlaşmakla bağlantılıdır (…).
4- Geri çekilmenin, uzlaştığımız kapsamlı anlaşmanın nihai onay tarihinden itibaren iki ayı geçmeyen bir süre içinde gerçekleştirilmesini teklif ediyorum (…).
5- Tutuklular konusunun halen Cenevre Sözleşmeleri’ne bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle serbest bırakılmalarının bu anlaşmanın şartları temelinde gerçekleşmesi gerektiğini varsayıyoruz (…).
6- Şattu'l Arap ile ilgili diyalogun aşağıdaki üç temelde gerçekleştirilmesi gerekiyor:
Tam egemenlik hakkı Irak’a ait. Ayrıca meşru tarihsel hakka da sahiptir.
(…) Talveg çizgisi (el-Kaar çizgisi) kavramının Irak ve İran arasındaki denizcilik hukukuna uygulanması, seyrüsefer, balık tutma, deniz trafiğini yönetme ve bundan elde edilen kârları paylaşma hukukunun da dikkate alınması
Şattu’l Arap meselesi yargıya sevk edilecek (…) ve sonuçlarının kabulü konusunda bir ön taahhütte bulunulacak (…)
 7- (…) 598 sayılı kararın (savaşı başlatma sorumluluğunun belirlenmesine ilişkin) altıncı paragrafı görüşmeden çıkarılmalı ve tamamen görmezden gelinmeli. Çünkü barış için bir faydası olmadığı gibi engelliyor da. Sonuçları gelecekte nefret ve intikama yol açabilir (…). Vardığımız anlaşma Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak bildirilmeli.
8- Onay için tüm yasal prosedürleri tamamlamadan ve belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne verilmeden önce yukarıda belirtilen adımlardan hiçbirini başlatmamayı öneriyorum (…).
9-Barış anlaşmasının (...) üzerinde anlaşılan her şeyi kapsaması gerekiyor (…).
10- Anlaşmalar, iyi komşuluk ilişkileri kurma, içişlerine müdahale etmeme (...) ve uluslararası sularda her türlü denizcilik haklarını kesin olarak tanıma konusunda açık ilkeler içermeli.
11-Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından kararlaştırılan uluslararası bir organ tarafından düzgün bir şekilde uygulanmasını sağlamak uygun olabilir.
12- Uluslararası yardımın (...) Irak ve İran arasında eşit olarak bölünmesi gerektiğine inanıyoruz.
13- (...) Tahran ve Bağdat'taki büyükelçiliklerimizi, özellikle savaş koşullarında kaldıkları ancak Eylül 1987'de kapatıldıkları için yeniden açmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Sayın Rafsancani, Irak ile İran arasında kalıcı ve kapsamlı bir barışın bunlarla sağlanacağını düşünüyoruz. Bu, unsurları birbiriyle ilişkili ve bölünmez olan bütünleşik bir teklif. Cenevre'deki temsilcilerimiz Cyrus Nasseri ve Barzan et-Tikriti arasındaki görüşmelerde varılan sonuçlar ve deneyimlerimiz barışın bu unsurlarla sağlanacağını gösterdi.
Şüphesiz Allah en büyüktür.
Saddam Hüseyin

İran, Irak güçleri Kuveyt’i işgal ettikten sonra işgali kınayan net bir tutum sergiledi. Bu durum Saddam’ı Rafsancani’ye ikinci bir mektup yazmaya itti:
3 Ağustos 1990 Cuma sabahı, siyasi faaliyetlerinizin bir özetini ve İran hükümeti tarafından yapılan açıklamayı (İran Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması, askeri liderlerle görüşmeniz hakkında yayınlanan haberleri) okudum.
İran halkına karşı insani sorumluluğun yanı sıra halkımıza karşı ulusal sorumluluğun teyidi için yeniden bir mektup yazmayı yararlı gördüm.
6 Temmuz 1990 tarihinde barış sürecini hızlı bir şekilde ileriye taşımak için bir elçi göndermeyi önerdik. Elçiyi kabul etme konusundaki cevabınızı ertelediğiniz. Elçiyi size ulaştırmakla görevlendirdiğimiz mektubu iletmek için bir girişimde bulunduk. Böylece yönetimdeki kardeşlerinizle birlikte okuyabilir, içerdiği fikir ve öneriler hakkında birlikte düşünüp çalışabilirsiniz. Böylelikle, koşullarınız izin verdiğinde, kabul etmek için henüz bir tarih elirlemediğiniz elçileri size önerdiğimiz 30 Temmuz 1990 Pazartesi tarihine alternatif bir gün belirleme konusundaki tutumunuzu açıkça görmüş olacağız.
Bu mektubumuzdan önce, 2 Ağustos 1990 tarihinde Cenevre Temsilciniz Cyrus Nasseri aracılığıyla girişimimiz hakkında bir açıklama gönderdik. Tüm bunları, yalnızca barış arzumuzu vurgulamak için değil ayrıca ülkelerimizi ve halklarımızı bölge ve dünya koşullarında yaşanan gelişmeler sarmalından, tehlikeli olasılıklarından uzak tutmak için mümkün olan en kısa sürede barışa ulaşmayı istediğimizin altını çizmek için yaptık.
Sayın Cumhurbaşkanı, bütün bunları her ne kadar ‘savaşçı’ unvanını aralarındaki silahlı mücadeleyle elde etmiş olsalar da savaşçıların birbirlerini ve niyetlerini daha hızlı anlayabilmelerini sağlamak için yaptım. Ve şimdi, Kuveyt meselesi aracılığıyla gördük ki bunun bir benzeri, yeterince özen göstermeyenleri çatışmanın seyrine itebilecek bir krizin işaretlerini doğurdu (…).
Açıkça ifade ettiğiniz hedefleriniz içerisinde barışa ulaşma isteğiniz olduğunu biliyoruz. Biz de kendi tarafımızdan barış istediğimizin altını çizen kanıtlar sunduk. Geri çekilme operasyonunu gerçekleştirmeye çalıştığınızı da biliyoruz. 30 Temmuz 1990 tarihli mektubumuzda bunu yapacağımızı bildirip geri çekilme takvimi için maksimum bir süre de belirledim.
Söz konusu mektubumuz bir takım tedavi ve pratik öneriler içeriyordu. Genel anlamda söylenmiş sözler değildi. Her biri Irak ve İran’ın bağlılık taahhüdünde bulunduğu 598 sayılı karara uygundu. Sizler için belirlediğimiz, Dışişleri Bakanımız ve Cenevre’deki temsilcimizden oluşan elçilerimizi kabul etmek için bir gün belirlemenizi bekliyoruz. Siz ve uygun gördüğünüz kişilerle yapılması beklenen bu görüşme gerçekleştirildikten sonra barış için belirleyici bir aşamaya geçmiş olacağız. Eğer sizin de dileğiniz buysa Allah’ın izniyle bizim de cevabımız tüm bu söylediklerimden ibarettir. Arap ilişkilerine dair geçmiş ve bugünün koşulları etrafında dönen ikinci dereceden akıntıların seyrine kapılmak, çabalarınızı hedeften uzaklaştırır ve imajını bozar. Hedefe yaklaşım konusunda bir karmaşa söz konusu olursa mümkün olan en kısa sürede umduğumuz düzenlemeleri yapmak bizim için zorlaşır.
Deneyimsiz kişi, meseleleri doğru hesaplamalarından uzaklaştıran bir yöne itebilir. Ancak sizin gibi sekiz yıllık bir savaş deneyimine sahip olan İran yönetiminin, ülkenin menfaatine olmayan ve meşru olmayan hedeflere sürüklenmesini beklemiyorum.
Şüphe yok ki 2 Ağustos 1990 Perşembe sabahı gerek bölge içinden gerekse de dışından yapılan açıklamaların gerekçelerini biliyorsunuzdur. Ya da en azında ben öyle düşünüyorum. Sizin taraflar hakkında bir değerlendirmeniz olduğu gibi bizim de bir değerlendirmemiz vardı. Hepimiz gerekçelerini biliyoruz. Ancak hepsinin doğruyu yerine getirmeye ve haksızlığa, ihanete ve komploya karşı durmaya kararlı olan büyük Irak halkının iradesi karşısında açıklamalarının herhangi bir faydası olmadığını anladıklarında kendi imkanlarıyla ve bilinen kabiliyetleriyle tutumlarını düzeltebileceklerini biliyorsunuz.
Bize silah ihraç eden ve ihracatını durduracağını beyan edenler bunu gerçekleştirdiğinde sorun çözülecektir. Ekonomik ilişkileri kesenler yeniden devam ettirme kararı aldığında durum düzelecektir. Irak ve İran'a gelince; ikisinin konumu doğrudan saparsa halklarının barışa ulaşması ve meşru haklarının kabul edilmesi konusunda tarihi bir fırsatı kaçıracaklardır. Bazılarımızın adımlarıyla güvenin temelini attığı bu yolda, başardıklarımızın seyri sarsılırsa kayıplarımız büyük olacaktır… Bu kendi adımıza dilemediğimiz ve sizin de arzu etmenizi ummadığımız bir durumdur. Hedeflerimizin bir olduğunun altını çiziyorum. Mümkün olan en kısa sürede görüşmeliyiz. Siz de elçileri kabul etmek için bir gün belirlemelisiniz. Bu yolda ancak meşru hedeflere ulaşılabilirse, iki ülke halkları için asil bir hedef olan barışa varılabilir.
Şüphesiz Allah en büyüktür.
Saddam Hüseyin
3 Ağustos 1990- Bağdat

Ardından Rafsancani de Saddam’a bir cevap mektubu gönderdi. Mektupta şu ifadeler yer aldı:
Mektubunuzu aldım. Mektup temelde görüşmelerin ilerlemesi bağlamında kaleme alınmış olsa da içeriğinin bir kısmı teessüflerimizi sunmamızı gerektiriyor.
Her şeyden önce İran Cumhuriyeti'nin adil ve sarsılmaz bir barışın sağlanmasına ilişkin iradesini ve arzusunu yeniden teyit etmem gerektiğini düşünüyorum. Umuyorum ki siz de bu sonuca varmışsınızdır. 598 sayılı kararı kabul etmekle birlikte barış ve bundan kaynaklanan sonuçlarla ilgili olarak sorumluluklarımızı tam bir açıklıkla kabul ettik. Bu konuda samimi bir hamle de attık. Değişimin söz konusu olmadığı meşru haklarla ilgili olanlar dışında barış sürecini sınırlamayacak her şeyi önümüze koyduk. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri gözetiminde yapılan görüşmeler, mektuplarınıza cevaplarımız ve Cenevre’deki temsilcilerimizin görüşmelerini göz önüne alırsak konu açıklığa kavuşmuş olur. Barış sürecini hızlandırma bağlamında Cenevre’deki temsilcimize en başından mektuplar yazmak ve uzun diyaloglara girmek yerine 598 sayılı kararı uygulamaya yönelik pratik adımlar atma uyarısında bulunduk (…).
Netlik açısından; 3 Ağustos 1990, 30 Temmuz 1990 ve 1 Temmuz 1990 tarihli mektupların içerikleri ile ilgili şu noktalara değinmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz:
1-Cenevre'deki mevcut seviyeden daha yüksek düzeyde toplantı ve görüşmeler ancak Cenevre'de devam eden müzekerelerde somut sonuçlar bulduğumuzda gerçekleşecektir. Cenevre’deki görüşmeler, sonraki aşamalara temel teşkil edecek. İki ülkenin liderlerinin bir araya gelmesi ancak temel sorunların netleşmesi ve çözülmesi durumunda faydalı olacaktır. Aksine iki cumhurbaşkanının görüşmelerinin başarısız olması barış üzerinde zararlı etkiler yaratacak ve barışı ikisinden de uzaklaştıracaktır.
2- Ervend Nehri (Şattu’l Arap) konusundaki teklifiniz sanki önceki ifadelerinizi geri çekmek gibi. Bu bizim açımızdan kabul edilemez bir durum ki bu sizin için de çok açık. Barış müzakerelerini yürütmek için yeniden 1975 anlaşmasına uygun ilerleme önerisinde bulunduk. Çünkü önceki anlaşmalara bağlı kalmadan (...) şu an bu konuda söylenenlere güvenmek imkansızdır.
3-İşgal edilen İran topraklarından geri çekilme konusuna gelince; bunun uygulanışını iki aya yaydınız. Bunun bir açıklaması olamaz. Çünkü iyi niyet söz konusu olsa bu bir ya da iki günlük bir iştir. Kaldı ki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu sürecin tamamlanması için iki hafta, tutukluların serbest bırakılması için de üç ay mühlet tanıdı.
4-Arap milliyetçiliğine bağlılığınıza rağmen Kuveyt topraklarının Irak ordusu tarafından işgal edilmesine ilişkin gerçek tutumumuzu eleştirmeniz garip. Bölgede yabancı güçlerin varlığı için gerekli zeminin hazırlanması, Müslümanları sükunet ve istikrardan yoksun bırakılması, onlar için sorunların yaratılması, İslami dayanışma, bölge ve uluslararası cephelerin ve garantilerin koşullarını yönetme komşuluk ve güvenliğin ihmal edilmesi gibi en bariz konular ihmal edilmiş ve gözden kaçmıştır. Allah’ın adıyla başlayıp ‘Allahu Ekber’ ifadesiyle sona eren bir mektubun, İslam'ın ve Kuran'ın açık ve evrensel öğretilerinin aksine içinde İslami ve ideolojik ilke üzerinden ulusal ve etnik ilkeyi sunması nasıl açıklanabilir? (...)
5-Hiç şüphe yok ki, heyetimizlerimiz arasındaki barış görüşmeleri sırasında bir ülkenin en ufak bir bilgilendirme ve koordinasyon olmadan komşu bir ülkeye saldırısı, bizim açımızdan etkileri ve sonuçları olan kabul edilemez bir durumdur. Ayrıca güvenimizi zedeleyebilir ve son birkaç ayda gerçekleşen görüşmelerin hedefleri hakkında ciddi şüphelere neden olabilir. Özellikle de iyi niyet göstergesi sayılabilecek önlemlere tanık olmadığımız ve geçmişte olduğu gibi topraklarımızı işgal etme konusunda bir ısrar söz konusu olduğu bu dönemde… Hatta İslam ülkesindeki zenginlik kaynaklarının tahrip edilmesi ve israf edilmesi dışında size hiçbir faydası olmayan petrol kuyularındaki yangınların söndürülmesi gibi en ufak bir meseleye bile itirazlara şahit olduk.
6-Son mektubunuzda kullandığını üslup, görüşmelerin gidişatı için gerekli olan tutumla orantılı değildi. Daha önce devrimci Müslüman halkımız tarafından yararsızlığı test edilmiş bir üslup kullandınız. Yeni durumların analizi konusunda eski dostlarınız ve sizin bizi ikna için kullandığınız kızgın ifadeleri sarfettiniz. Bu da uygun bir tutum değil. Çünkü tüm bu aşamaları pratik olarak deneyimlediğimizi ve tamamladığımızı biliyorsunuz. Hesaplarımızın her şeyden çok halkların inancına, direnişine ve desteğine bağlı olduğunu kanıtladık. Başkalarının üzüntü veya nezaketinin önemli olduğunu düşünmüyoruz. Yaşam programlarımızı, pozisyonlarımızı ve önemli kararlarımızı buna göre alıyoruz. Ayrıca biz de mevcut koşullardan yararlanma amacında değiliz. Yalnızca görüşmelerimizin her aşamasında vurguladığımız meşru ve yasal haklarımızı istiyoruz.
7- Mektubunuzda barışa doğru ilerlemeyi hızlandırmak için vurguladığınız noktayı tamamen kabul ediyoruz. Ancak bu, içeriklerinde ilerleme olmaksızın resmi tekliflerin sunulmasında ve müzakerelerin seviyesinin yükseltilmesinde hız ve ilerleme olması gerektiği anlamına gelmez. Aksine uluslararası kabul görmüş ikili anlaşmalara uyulması gerekir. Meşru haklarımızdan fazlasını istemiyoruz. Çünkü sekiz yıllık bir savaş sırasında elde edilmeyenlerin müzakerelerle gerçekleşmesi düşünülemez.
Bu prensibi kabul edersek; 1975 anlaşması dışında toprak ve nehirlerdeki sınırlar  için bir yol izlememize gerek yoktur. Bundan memnun değilsek ortak konularda görüş alışverişi için Cenevre odak noktasını korumak, kararı uygulama çalışmalarını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne aktarmak daha iyidir.
Selamun Aleyküm
Ekber Haşimi Rafsancani

Saddam Hüseyin de söz konusu mektubun ardından, 14 Ağustos’ta Rafsancani’ye gönderdiği mektupta şunları söyledi:
Yüce Allah’a tevekkül ettikten sonra bütün Müslümanlarla, özellikle de komşu İran ile kardeşçe ilişkilere giden yolun açılmasını engelleyen şeyleri ortadan kaldırma niyetiyle, Müslümanları ve Arap milletinin kötülüklerle yüzleşmek için tüm inananlarla ciddi etkileşimin önünü açmak , Irak ve İran'ı kötü uluslararası güçlerin ve onların bölgedeki çocuklarının şantaj ve oyunlarından uzak tutmak için bölgede kapsamlı ve kalıcı barışı sağlamaya çalıştığımız ve 12 Ağustos 1990'da duyurduğumuz girişimimizin ruhu doğrultusunda bu mektubu kaleme alıyorum. 21 Nisan 1990 tarihli mektubumuzdan, 8 Ağustos 1990’daki son mektubunuza kadar doğrudan devam eden diyalogumuzun meyvesi olarak, mazerete yer bırakmayan nihai ve açık bir çözüm için aşağıdaki maddelere karar verdik:
1- Cenevre'deki temsilciniz Cyrus Nasseri'den, temsilcimiz Barzan et-Tikriti'ye teslim edilen 8 Ağustos 1990 tarihli cevap mektubunuzda gelen ve 3 Temmuz 1990 tarihli mektubumuzda yer alan temellerle bağlantılı 1975 anlaşmasının kabulü yönünde , özellikle de mahkumların değişimi ve Güvenlik Konseyi'nin 598 sayılı kararının 6 ve 7’inci fıkraları ile ilgili teklifinizin onaylanması.
2-Bu mesajın birinci bölümünde ve 30 Temmuz 1990 tarihli mektubumuzda belirtilenlere dayanarak anlaşmaları hazırlamak için Tahran'a bir heyet göndermeye veya sizden bir heyeti Bağdat’a kabul etmeye hazırız.
3- Bir iyi niyet göstergesi olarak İran sınırından çekilmemiz 17 Ağustos 1990 Cuma günü başlayacak. Sınır boyunca sizinle mücadele eden kuvvetlerimizi çekip geriye yalnızca sembolik güçlerimizi, sınır muhafızlarını ve polisleri bırakacağız.
4- Irak ve İran’da alıkonulan savaş esirlerinin tamamının derhal karşılıklı olarak değişimi yapılacak. Mübadele, kara sınırı aracılığıyla Hanekin ve Kasr-ı Şirin yolunda gerçekleştirilecek. İlk adımı biz atacağız ve buna 17 Ağustos 1990 Cuma gününden itibaren başlayacağız.
Sayın Kardeş Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani;
Kararımızda, her şey netleşti ve bu şekilde istediğiniz her şeye ulaşıldı. Geriye kalan tek şey belgeleri desteklemektir. Böylece açık bir denetim konumundan birlikte, yeni bir hayat, İslam ilkelerinin ışığında bir iş birliği hakim olur. Her birimiz diğerinin haklarına saygı duyarız. Bulanık sularda avlananları kıyılarımızdan uzak tutarız (…).
Şüphesiz Allah en büyüktür ve hamd yalnızca ona mahsustur.
Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin 

14 Ağustos 1990
Rafsancani, yazıdğı mektupta Saddam’a şu cevabı verdi:
Sayın Hüseyin, 14 Ağustos 1990 tarihli mektubunuzu aldım. 1975 anlaşmasını kabul ettiğinize dair beyanınız çözümün uygulanması, anlaşmazlıkların 598 sayılı karar çerçevesinde çözülmesi ve ateşkesin yerine kalıcı ve sarsılmaz bir barışa geçilmesinin yolunu açtı. Kuvvetlerinizin işgal altındaki İran topraklarından çekilmesi, İran İslam Cumhuriyeti ile barış yolunda samimiyetinizin ve ciddiyetinizin kanıtı olarak kabul ediliyor. Ne mutlu ki bu, tutukluların serbest bırakılması için planlanan tarihe denk geliyor. Kuvvetlerinizin geri çekilmesinin açıklanan zaman çizelgesine göre ve her iki taraftaki tutukluların serbest bırakılması tamamlanarak süratle devam etmesini umuyoruz.
Cenevre'deki temsilcimiz aracılığıyla sizi bilgilendirdiğimiz gibi, Tahran'daki temsilcinizi kabul etmeye hazırız. Olumlu atmosferin devam etmesi ve mevcut iyi niyetimizle, iki Müslüman halkın ve iki ülkenin tüm haklarını ve meşru sınırlarını koruyarak kapsamlı ve istikrarlı bir barışa ulaşabileceğimizi umuyoruz.
Selamun Aleyküm
İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani

Haddam anılarının söz konusu mektuplara yer verdiği bölümünde şu ifadelere yer veriyor:
“Bu mesajlar hakkında yorum yapmak istemiyorum. Çünkü mektupların arka planı hem Irak hem de İran için açıktı. Irak'taki koşullardan yararlanarak kazanç elde etmek istedi ve aynı zamanda siyasi duruşunu, özellikle de Kuveyt meselesindeki konumunu korudu. Kuveyt krizi sırasında birçok Iraklı heyet Tahran’ı ziyaret ederek İran'ın konumunu değiştirmeye çalıştı ancak başarılı olamadı.”

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 1: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 2: ‘Esed fikrini değiştirdi, Lahud’a verdiği süreyi uzattı. Suriye uluslararası iradeyle çarpıştı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 3: ‘Hariri, Canbolat’ın teklifi üzerine bizimle bir araya geldi. Hafız Esed kendisini sınadı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 4: ‘Güçlerimiz Hizbullah’ın kışlasına saldırdı’

Eski Suriye Dışişleri Bakanı Haddam’ın günlükleri 5: Bush, Avn’ın ‘engel’ olduğunu bildirdiği bir mektup gönderdi… Esed bunu isyanı sonlandırmak için bir ‘yeşil ışık’ olarak nitelendirdi

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 6: Saddam ile Rafsancani arasında gizli barış mektuplaşmaları
 



İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
TT

İran ile ABD arasında tırmanan gerilimde Irak nerede duruyor?

Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)
Bağdat’ta Yeşil Bölge dışında, 28 Ocak Çarşamba akşamı Nuri el-Maliki destekçileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarını protesto etti (AFP)

Irak sahnesinde derin bir siyasi kriz, ülkenin iç işlerine yönelik açık bir ABD müdahalesi ve komşu İran’da olası bir savaş riski bulunuyor. Bu tablo karşısında, Irak’ın geçmişte yaşadığı ve ancak kısmen toparlanabildiği yeni bir istikrarsızlık sürecine yeniden sürüklenip sürüklenmeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Yıllar boyunca ülkeyi yıkım ve kaosa sürükleyen çatışmaların ardından Irak son dönemde görece bir istikrar yaşamaya başladı. Ancak siyasi alandaki derin görüş ayrılıkları ve İran ile ABD arasındaki ilişkilerde denge kurmanın zorluğu, bu kırılgan istikrarı tehdit etmeyi sürdürüyor.

Bağdat’ta hükümet kurma süreci, çoğu zaman Tahran ve Washington’un çıkarları ile siyasi nüfuzundan etkilenen karmaşık bir süreç olarak öne çıkıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta yaptığı açıklamada, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi hâlinde Washington’un Bağdat’a yönelik tüm desteğini keseceğini dile getirdi. ABD yönetiminden bazı temsilcilerin de kulislerde Iraklı siyasetçiler üzerinde aynı yönde baskı kurduğu belirtiliyor.

erregt
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Siyaset analisti İhsan eş-Şemmeri’ye göre“Başkan Trump’ın yönetimi İran ile Irak arasında bir ayrım yapmıyor; iki ülkeyi tek bir dosya olarak ele alıyor ve aralarında net bir çizgi çekmiyor.”

Kasım ayında yapılan parlamento seçimlerinin ardından yaşanan uzun siyasi çekişmeler sonrasında, Tahran’a yakın Şii partileri bünyesinde barındıran ve parlamentodaki en büyük blok konumundaki Koordinasyon Çerçevesi, cumartesi günü Nuri el-Maliki’yi yeni hükümetin başbakanlığına aday gösterdiğini duyurdu.

75 yaşındaki Maliki, 2006-2014 yılları arasında iki dönem başbakanlık yapmış; bu süreçte ABD askerlerinin Irak’tan çekilmesi, mezhep temelli şiddetin tırmanması ve DEAŞ’ın ülkenin geniş kesimlerini ele geçirmesi gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı. İkinci döneminde Washington ile ilişkileri soğurken, İran ile bağları güçlenmişti.

Trump, salı günü Truth Social platformundan yaptığı paylaşımda Maliki’yi “son derece kötü bir seçenek” olarak nitelendirerek, “çılgın politikaları ve ideolojisi” nedeniyle seçilmesi hâlinde ABD’nin Irak’a gelecekte hiçbir yardım sağlamayacağını söyledi.

dwfrgty6
Nuri el-Maliki (Reuters)

AFP’nin Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kaynağa dayandırdığı habere göre Trump’ın açıklamalarının ardından ittifak içinde önümüzdeki döneme ilişkin yoğun görüşmeler yürütülüyor. Siyasi kaynaklar, ittifak içinde bir bölünme yaşandığını; bazı liderlerin Irak’ı Trump’ın tehditlerinden korumak için Maliki’ye geri çekilme çağrısı yaptığını, bazılarının ise ABD müdahalesini reddederek tutumlarını sürdürmekte ısrar ettiğini aktarıyor.

Maliki’ye yakın bir Iraklı yetkili ise, Maliki’nin ABD yönetimiyle “çatışma arayışında olmadığını”, ekibinin Washington ile “uzlaşı yolları bulmaya çalıştığını” söyledi. Yetkili, “Durum zor ama imkânsız değil; bunun için zamana ihtiyaç var” dedi.

ABD’nin nüfuzu

ABD, Irak üzerinde önemli bir nüfuza sahip. Özellikle Irak’ın petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’te Saddam Hüseyin rejimini deviren ABD işgalinin ardından yapılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu etkinin başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Son yıllarda birçok ABD’li şirket Irak’ta büyük ölçekli yatırımlara imza atarken, Washington ile iyi ilişkilere sahip olan Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümeti de özellikle ülke gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını sağlayan petrol sektöründe yeni yatırımlar çağrısı yapıyor.

fgt
Muhammed Şiya es-Sudani (DPA)

Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın kaynak, Maliki’nin yeniden başbakan olması hâlinde Trump’ın Irak’a yönelik yaptırımlar uygulamasından ciddi endişe duyulduğunu belirtti. Ekonomik büyümede zorluklar yaşayan Irak için, daha önce İran’a yaptırımları delmeye yardımcı olmakla suçlanan Iraklı kuruluşlara yaptırım uygulayan ABD’nin yeni cezai adımlar atması büyük bir risk olarak görülüyor.

Şemmeri, Irak’ın bir sonraki hükümette “İran merkezli bir çizgide ilerlemesi” durumunda ülkenin “büyük bir kırılma noktasına” sürükleneceğini, bunun da Trump’ın uyguladığı “azami baskı politikası” kapsamında ekonomik ve mali alanları kapsayan bir izolasyona yol açabileceğini ifade ediyor.

İran’da savaş ihtimali

Irak için komşu İran’ı denklemin dışında tutmak zor görünüyor. Özellikle Tahran’ın, son yirmi yılda bölgesel nüfuzunu genişletmede kilit rol oynayan Irak’taki kazanımlarını koruma çabası ve Gazze savaşı sonrası bölgedeki müttefiklerinin ağır kayıplar vermesi bu durumu daha da karmaşık hâle getiriyor.

Tahran, yıllardır Irak’ta; başbakanların belirlenmesinde etkili olan Şii partiler veya direniş ekseninin bir parçası olan ve ABD ile İsrail karşıtı silahlı gruplar aracılığıyla belirleyici bir etkiye sahip. Bu gruplar, İran’ı savunmak için müdahalede bulunacaklarını sık sık dile getirmiş olsa da, örneğin haziran ayında 12 gün süren İsrail-İran çatışmasında fiilen devreye girmediler.

Trump’ın İran’a yönelik askeri müdahale tehdidini yinelemesi ve Tahran’ın “ezici bir karşılık” sözü vermesi üzerine, bu hafta Irak’taki iki önde gelen silahlı grup olan “Hizbullah Tugayları” ve “Nüceba Hareketi”, İran’a destek amacıyla “kapsamlı savaşa” hazır olduklarını açıkladı ve “düşmanlara” karşı “intihar operasyonları” için gönüllü başvuru merkezleri kurduklarını duyurdu.

Şemmeri, ABD’nin İran’a yönelik olası bir savaşının Irak’ı “bir savaş alanına, bir misilleme platformuna ya da askeri baskı sahasına” dönüştürebileceği uyarısında bulunuyor. Washington’un “İran rejimini devirmek, dini lider Ali Hamaney’i hedef almak ve askeri saldırı düzenlemek” yönündeki tehditlerinin Irak iç siyasetinde her düzeyde güçlü yankılar uyandıracağını belirtiyor.

Şemmeri’ye göre İran’da rejimin çökmesi hâlinde Irak’taki müttefik güçler askeri ve siyasi düzeyde “varoluşsal bir mücadeleye” girmek zorunda kalacak. Bu durumun ise Irak’ta siyasi sistemin yeniden şekillendiği yeni bir senaryonun önünü açabileceği ifade ediliyor.


Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına yönelik anlaşmazlıklar, zorla göç endişelerini yeniden gündeme getirdi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın yakında açılacağına dair açıklamalara rağmen, Kahire ile Tel Aviv arasında yapılan son istişareler, giriş-çıkış sayıları konusunda ciddi görüş ayrılıklarını ortaya koydu. Mısır’ın, Filistinlilerin zorla göç ettirilmesine yönelik olası planların önüne geçmek amacıyla giriş ve çıkış sayılarının eşit olması gerektiği konusunda ısrarcı olduğu bildirildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu, perşembe günü söz konusu anlaşmazlıklara dikkat çekerken, Filistin Yönetimi’ne yakın bir Filistinli kaynak da bu bilgileri Şarku’l Avsat’a doğruladı. Kaynak, çarşamba günü yapılan toplantıda Kahire’nin, “çıkış yapanların sayısının giriş yapanlardan fazla olmaması” konusunda net ve kararlı bir tutum sergilediğini, bunun da zorla göçe kapı aralayabilecek her ihtimali ortadan kaldırmayı amaçladığını söyledi.

Aynı kaynak, en büyük sorunun İsrail’in, Refah Kapısı yakınında geri dönenleri denetlemek amacıyla yeni bir kontrol noktası kurma girişimi olduğunu belirtti. Bu planın Mısır, Filistin ve Arap tarafları tarafından reddedildiğini vurgulayan kaynak, konunun hâlen müzakere edildiğini, ancak bunun kapının açılış tarihini etkilemeyeceğini; kapının cuma günü, olası gecikmeler durumunda ise pazar günü açılabileceğini ifade etti.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’na göre pazar günü her iki yönde açılması beklenen Refah Kapısı’nda giriş-çıkış sayıları konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında anlaşmazlık bulunuyor. İsrail, çıkış yapanların sayısının daha fazla olmasını isterken, Mısır eşit oran konusunda ısrar ediyor ve Gazze’den “sessiz bir göçü teşvik etme” girişiminden endişe ediyor. Tarafların bu anlaşmazlıkları çözmeye çalıştığı belirtiliyor.

Çarşamba günkü toplantıya ilişkin bilgilere sahip olan Filistinli kaynak, kapının haftada beş gün, sabah 09.00 ile akşam 17.00 saatleri arasında açılmasının planlandığını, ilk aşamada yalnızca hastalar ve refakatçilerinin çıkışına izin verileceğini aktardı. Buna göre, Filistin Yönetimi’ne bağlı ve Eyad Nasr başkanlığındaki sınır kapısı idaresine sunulacak listeler Mısır tarafına iletilecek; Avrupa Birliği misyonu ise İsrail’e isimleri bildirecek.

Kaynak, zorla göç endişelerinin tamamen ortadan kalkmadığını, ancak ilk aşamada çıkışların yalnızca sayıları 20 bini aşan hastalar ve refakatçileriyle sınırlı olması nedeniyle bu riskin daha düşük olduğunu söyledi. İlerleyen aşamalarda ise, sınır kapısı idaresine ve Mısır makamlarına önceden başvuru yapılmadan kimsenin seyahat etmesine izin verilmeyeceğini, her aşamanın kendine özgü düzenlemeleri olacağını kaydetti. Öte yandan Mısır’ın, daha önce kendi topraklarında tedavi gören kişilerin Gazze’ye dönüşü için de listeler hazırladığı belirtildi.

Kaynak ayrıca, İsrail’in geri dönenleri denetlemek üzere kapı yakınında yeni bir kontrol noktası kurma isteğinin şu an zorla göçten daha büyük bir sorun teşkil ettiğini ve bu konuda Mısır, Filistin ve Arap taraflarının itirazlarının sürdüğünü söyledi.

ft6u7
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım yüklü kamyonlar (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail işleri uzmanı siyaset analisti Said Akkaşe’ye göre zorla göç meselesi İsrail’in vazgeçmeyeceği ve anlaşma sürecini oyalamak ya da aksatmak için kullandığı araçlardan biri. Akkaşe, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu yaklaşımın silahsızlandırma, yeniden imar ve İsrail’in çekilmesi gibi diğer dosyalarda da tekrar edileceğini belirtti. Mısır’ın tutumunun giriş-çıkışta denge ve sayısal eşitlik ilkesine dayandığını vurgulayan Akkaşe, İsrail’in zaman çizelgelerini bilinçli olarak uzattığını, örneğin 10 gün sürmesi öngörülen bir maddenin iki aya yayılabildiğini ifade etti.

Kuzey Sina Valisi Halid Mecavir ise çarşamba akşamı yaptığı açıklamada, Refah Kapısı’nın Mısır tarafının bağlı olduğu vilayetin tüm olası senaryolara hazır olduğunu söyledi. Kriz yönetim odasının, kapının açılması da dâhil olmak üzere, gelişmelere göre yardım girişini kapsayan tüm senaryolar üzerinde çalıştığını belirtti.

Mecavir, “Büyük bir hareketlilik var ve işler arzu ettiğimiz yönde ilerliyor” diyerek, Kuzey Sina’nın uzun süredir kapının açılmasına hazır olduğunu, Kahire’deki ve farklı devlet kurumlarını kapsayan kriz yönetim odasıyla koordinasyon içinde çalıştıklarını ifade etti. Gazze’den yaralıların kabulü ve insani yardımların girişine yüzde 100 hazır olduklarını da sözlerine ekledi.

Öte yandan, aralarında dokuz Avrupa ülkesi ile Kanada ve Japonya’nın da bulunduğu ülkeler, çarşamba günü yayımladıkları ortak bildiride İsrail hükümetine Gazze ile tüm sınır kapılarını açma ve uluslararası hukuka uygun şekilde insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırma çağrısında bulundu.

Akkaşe, Refah Sınır Kapısı’nın İsrail kaynaklı olası engellemelerden korunabilmesi için Mısır ve Avrupa’nın ortak gözetimi altında faaliyet göstermesinin beklendiğini vurguladı. Avrupa tarafının sahada yer alması durumunda kapının açılma ihtimalinin güçleneceğini belirten Akkaşe, mevcut anlaşmazlıkların ise daha sonraki müzakere süreçlerine bırakılabileceğini ifade etti.


Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
TT

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a konuştu: Hamas, silah meselesini önümüzdeki günlerde arabulucularla ele alacak

Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)
Perşembe günü Gazze Şeridi’nin orta kesiminde, Deyr el-Belah’ın kuzeyindeki Nusayrat Mülteci Kampı’nda, yıkılmış binaların yakınındaki bir tarladan çiçek toplayan Filistinli bir çocuk (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Hamas ve diğer grupların silah bırakmasını ateşkesin ikinci aşamasının hayata geçirilmesinin ön koşulu olarak nitelendirmesine karşın, Hamas silah dosyasının geleceğini Filistinli taraflar arasında sağlanacak ulusal mutabakata bağlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Gazze’deki fraksiyon kaynakları silah konusu başta olmak üzere bazı temel dosyalar hakkında Hamas’la genel istişareler yürütüldüğünü söyledi. Kaynaklardan biri, özellikle Gazze Yönetim Komitesi’nin sektördeki idari yetkileri devralma süreciyle eş zamanlı olarak, önümüzdeki günlerde arabulucularla silah meselesine ilişkin daha ciddi görüşmelerin başlamasının beklendiğini ifade etti.

dt6yu7ı8
Gazze Şeridi’nin Han Yunus kentinde, İslami Cihad Hareketi ile Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup iki militan (Arşiv – DPA)

Netanyahu, salı günü düzenlediği basın toplantısında, “Silahsızlandırma ya kolay yoldan ya da zorla gerçekleşecek, ancak sonunda mutlaka olacak” dedi. ABD Başkanı Donald Trump da Hamas’ın silahlarını bırakması gerektiğini söyledi. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisi Mike Waltz ise Barış Konseyi’nin Hamas üzerinde silahsızlanma yönünde baskı kuracağını dile getirdi.

Hamas’ın üst düzey yöneticileri ise silah dosyasının yalnızca Hamas’ı ilgilendirmediğini, bunun tamamen Filistinlilere ait bir mesele olduğunu ve bu konuda kararın ulusal mutabakat çerçevesinde alınması gerektiğini vurguluyor.

Henüz bir anlaşma yok

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a yakın bir kaynak, “direniş silahları” meselesinin gerek fraksiyonlar arasında gerekse arabulucularla hâlen “genel istişare” aşamasında olduğunu söyledi. Kaynak, Hamas’ın yeniden gündeme getirdiği bazı fikir ve yaklaşımların bulunduğunu, bunlar arasında silahların, üzerinde uzlaşılmış bir Filistinli merciin vesayetine verilmesi ya da arabulucuların garantisi altına alınması gibi seçeneklerin yer aldığını belirtti. Bu yaklaşımların, silahların ABD ya da İsrail yöntemleriyle alınması ya da bu taraflara teslim edilmesini engellemeyi amaçladığı ifade edildi.

Hamas kaynakları, bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılmadığını ve konunun ciddi biçimde ele alınmadığını vurguladı.

u7ı8o9
Pazartesi günü Ankara’da, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti arasında gerçekleştirilen toplantıdan bir kare (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Öte yandan İsrail’in Kanal 13 televizyonunun pazartesi günü yayımladığı habere göre ABD önümüzdeki günlerde İsrail ve Hamas’a, silahsızlandırma sürecinin başlatılması için belirli bir takvim içeren bir belge sunacak. Haberde, Hamas’ın bu belgeye uymaması halinde İsrail hükümetine süreci tek taraflı yürütme imkânı tanınacağı belirtildi.

İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun aktardığına göre İsrailli askeri kaynaklar Hamas’ın silahsızlanmayı kabul edeceğinden şüphe ediyor. Kanal 14 ise Hamas’ı buna zorlamak için, Gazze Şeridi’nin tamamen yeniden işgal edilmesi seçeneği de dâhil olmak üzere bir dizi askeri planın onaylandığını bildirdi.

ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff da birkaç gün önce, gerekirse Hamas’la yeni bir toplantı yapılabileceğini söylemiş, hareketin sonunda silahsızlanmayı kabul edebileceğini öne sürmüştü.

Kapsayıcı ulusal çerçeve

Hamas kaynakları, silah konusunda kararın kapsamlı ve kapsayıcı bir ulusal çerçevede alınmasını istediklerini, bazı Filistinli gruplarla istişareler yapıldığını ve arabuluculara sunulmak üzere bir öneri üzerinde çalışıldığını aktardı.

Kaynaklar, silah meselesinin son dönemde yapılan görüşmelerde bazı arabulucular tarafından gündeme getirildiğini, bunlar arasında Hamas liderliği ile Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan arasında İstanbul’da yapılan görüşmenin de yer aldığını söyledi. Bir Hamas yetkilisi, “Arabulucular ve bazı taraflar, işgal karşısında Filistinli grupların direnme hakkını vurgulayan bu yaklaşımlara olumlu bakıyor” dedi.

Hamas’a göre “ulusal mutabakat”, yalnızca hareketin kendi silahlarıyla sınırlı değil. Silahlı ve direnişte aktif rol almış başka Filistinli grupların da bulunduğuna işaret eden Hamas kaynakları, “Bu denli kritik bir konuda tek başımıza karar alamayız” görüşünü dile getirdi.

El Fetih’in rolü ne olacak?

El Fetih’in yeni fraksiyonlar arası istişarelere katılıp katılmayacağı sorusuna yanıt veren bir Hamas yetkilisi, “Elbette bunu istiyoruz. Ancak teknokratlar komitesi görüşmelerinde olduğu gibi reddedip etmeyeceklerini bilmiyoruz” dedi.

frgty6
Kahire’de Gazze Yönetim Komitesi toplantısı (Mısır Enformasyon Servisi)

Yetkili, Kahire’de yapılması planlanan istişarelerin amacının, direniş silahlarının geleceğine ilişkin net ve ortak bir çerçeve oluşturmak olduğunu, bu konuda hiçbir grubun tek başına karar vermesinin istenmediğini söyledi. Ayrıca Gazze’nin ve Filistin davasının geleceğine dair daha geniş bir ulusal diyalog hedeflendiğini kaydetti.

İsrail ve ABD’den tehditler

İsrail ve ABD’nin Hamas’ın olası adımlarına nasıl karşılık vereceği belirsizliğini korurken, Tel Aviv yeniden askeri operasyon tehdidinde bulunuyor. Filistin tarafında ise Trump yönetiminin silah meselesine ilişkin farklı seçeneklere açık olabileceği görüşü dile getiriliyor.

Trump, yaklaşık iki hafta önce Hamas mensupları için “Silahla doğdular; bu nedenle silahı bırakmak kolay bir mesele değil” demişti. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise çarşamba günü, “Tüneller ve silah üretim tesisleri dâhil tüm askeri ve saldırı altyapıları yok edilecek ve yeniden inşa edilmeyecek” dedi. Waltz, Gazze’de silahsızlandırma sürecinin uluslararası bağımsız gözlemciler tarafından denetleneceğini, silahların kalıcı biçimde kullanım dışına çıkarılacağını ve bunun uluslararası finansmanlı bir geri alım ve yeniden entegrasyon programıyla destekleneceğini söyledi.

Hamas Siyasi Büro üyesi Musa Ebu Marzuk da yaptığı  açıklamada, “Gazze’ye ilişkin herhangi bir düzenleme, silah meselesi de dâhil olmak üzere Hamas’la mutabakat içinde olmalı. Hareket, silahlarını hiçbir biçimde teslim etmeyi hiçbir zaman kabul etmedi” ifadelerini kullandı.