Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 7… Rafsancani’den Saddam'a: ‘Arap milliyetçiliğinden bahsediyorsunuz ama Kuveyt’in işgal edilmesine karşı çıkmamızı eleştiriyorsunuz’

Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)
Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)
TT

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 7… Rafsancani’den Saddam'a: ‘Arap milliyetçiliğinden bahsediyorsunuz ama Kuveyt’in işgal edilmesine karşı çıkmamızı eleştiriyorsunuz’

Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)
Irak’ın Kuveyt yakınlarında imha edilen araçları. (1 Mart 1991) Eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani (sol üst köşede) (AFP)

Suriye’nin eski Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Şarku’l Avsat tarafından yayınlanan anılarının bu bölümünde Irak’ın 4 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgal etmesi öncesinde ve iki hafta sonrasında yaşananlara ışık tutuyor. Söz konusu dönemde Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin ve eski İran Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani arasındaki mektuplaşmaların ayrıntılarını aktarıyor.
Mektuplara paralel olarak Cenevre’de iki büyükelçi, Iraklı Barzan el-Tikriti ve İranlı Cyrus Nasseri arasında da görüşmeler gerçekleştiriliyordu.
Saddam’ın işgalden önce ve sonra her ne pahasına olursa olsun İran’la aras-larındaki suların durulması konusundaki ısrarı, gerçekleşen tüm iletişimden de açıkça anlaşılıyor. Kendisi savaşın hemen öncesinde ‘kapsamlı bir barış’ sağlamak için yazılı bir girişimde bulundu. Rafsancani’nin Irak Cumhurbaşkanlığı temsilcisini kabul etmemesinden şikayet etti. Kuveyt’i işgalinden sonra, 14 Ağustos 1990 tarihinde Rafsancani’ye gönderdiği mektupta şu ifadeler yer aldı:  
“Bir iyi niyet göstergesi olarak İran sınırından çekilmemiz 17 Ağustos 1990 Cuma günü başlayacak. Sınır boyunca sizinle mücadele eden kuvvetlerimizi çekip geriye yalnızca sembolik olan kuvvetlerimizi, sınır muhafızlarını ve polisleri bırakacağız. Irak ve İran’da alıkonulan savaş esirlerinin tamamının derhal karşılıklı olarak değişimi yapılacak. Mübadele, kara sınırı aracılığıyla Hanekin ve Kasr-ı Şirin yolunda gerçekleştirilecek.”
Buna karşılık, İran tarafı barış maddelerinin uygulanmasını hızlandırmak için baskı yapmaya ağırlık verdi. Irak’ın Kuveyt’i işgaline karşı eleştirilere devam etti. Hatta Rafsancani, Saddam’ın Arap milliyetçiliği ve Kuveyt işgali konularındaki tutumuna yönelik eleştirisine itiraz etti. Rafsancani’nin Saddam’a yanıt olarak 17 Ağustos’ta gönderdiği mektupta şu ifadeler yer aldı:
“Kuvvetlerinizin işgal altındaki İran topraklarından çekilmesi, İran İslam Cumhuriyeti ile barış yolunda samimiyetinizin ve ciddiyetinizin kanıtı olarak kabul edilir. Kuvvetlerinizin açıklanan zaman çizelgesine göre geri çekilmesine devam etmesini ve her iki taraftaki tutukluların serbest bırakılma süreci tamamlanana kadar daha hızlı devam etmesini umuyoruz.”
Şarku’l Avsat olarak Saddam’ın 21 Nisan 1990 tarihli ilk mektubunu daha önce yayınlamıştık. 30 Temmuz -14 Ağustos 1990 tarihleri arasında dört mektup daha bulunuyordu.
Saddam 30 Temmuz’da, Kuveyt’i işgal etmeden yalnızca üç gün önce Rafsancani’ye bir mektup gönderdi. Bu mektupta, Bağdat’ın ne pahasına olursa olsun Tahran’la bir anlaşmaya varma konusundaki kararlılığını açıkça vurguladı. Çünkü Saddam’ın Kuveyt’e karşı savaşa girme kararı uygulamaya konmuştu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:
Gerekli incelemeler özenle yapılıp Irak ile İran arasındaki ilişkilerin gelişimi ve durumu, bölgeyi içine alan tehlikeler dikkatlice gözden geçirildikten sonra barışı sağlamak adıona daha geniş çaplı fırsatlar sunan inisiyatifler sunmadaki rolümüzü devam ettireceğiz. Bunun için ulusal ve büyük ilkelerimizin omuzlarımıza yüklediği insani sorumluluğumuz  bizi yeni bir girişimde bulmaya sevk etti. Bu defaki girişimimizin 598 sayılı karar hükümlerinde yer alan tüm temel konuları bir çerçeve içinde aynı anda ve ayrıntılı bir biçimde ele alması nedeniyle bu düzeyde karşılık verilmesini ve ciddiyet içinde etkileşime girilmesini umuyoruz (…). Tüm bu temeller ışığında şunları teklif ediyorum:
1- İki ülkenin devlet başkanları arasında üzerinde uzlaşı sağlanacak bir yerde acil bir görüşme yapma fikrimi tekrarlıyorum.
2- Görüşmede anlaşmanın muallakta olan tüm konularla ilgilenilmesini öneriyorum. Kapsamlı bir anlaşmaya varıldıktan sonra herhangi bir tarafın diğerinin izni olmadan yeni bir sorun ortaya çıkarması kabul edilemez. Bu, anlaşmadan çekilme olarak kabul edilecek.
3- Konularla ilgili diyalogun ve anlaşmanın nereden başladığı önemli değil. Bununla birlikte herhangi bir konu üzerinde mutabakata varmak diğer maddeler üzerinde uzlaşmakla bağlantılıdır (…).
4- Geri çekilmenin, uzlaştığımız kapsamlı anlaşmanın nihai onay tarihinden itibaren iki ayı geçmeyen bir süre içinde gerçekleştirilmesini teklif ediyorum (…).
5- Tutuklular konusunun halen Cenevre Sözleşmeleri’ne bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle serbest bırakılmalarının bu anlaşmanın şartları temelinde gerçekleşmesi gerektiğini varsayıyoruz (…).
6- Şattu'l Arap ile ilgili diyalogun aşağıdaki üç temelde gerçekleştirilmesi gerekiyor:
Tam egemenlik hakkı Irak’a ait. Ayrıca meşru tarihsel hakka da sahiptir.
(…) Talveg çizgisi (el-Kaar çizgisi) kavramının Irak ve İran arasındaki denizcilik hukukuna uygulanması, seyrüsefer, balık tutma, deniz trafiğini yönetme ve bundan elde edilen kârları paylaşma hukukunun da dikkate alınması
Şattu’l Arap meselesi yargıya sevk edilecek (…) ve sonuçlarının kabulü konusunda bir ön taahhütte bulunulacak (…)
 7- (…) 598 sayılı kararın (savaşı başlatma sorumluluğunun belirlenmesine ilişkin) altıncı paragrafı görüşmeden çıkarılmalı ve tamamen görmezden gelinmeli. Çünkü barış için bir faydası olmadığı gibi engelliyor da. Sonuçları gelecekte nefret ve intikama yol açabilir (…). Vardığımız anlaşma Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne yazılı olarak bildirilmeli.
8- Onay için tüm yasal prosedürleri tamamlamadan ve belgeler Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne verilmeden önce yukarıda belirtilen adımlardan hiçbirini başlatmamayı öneriyorum (…).
9-Barış anlaşmasının (...) üzerinde anlaşılan her şeyi kapsaması gerekiyor (…).
10- Anlaşmalar, iyi komşuluk ilişkileri kurma, içişlerine müdahale etmeme (...) ve uluslararası sularda her türlü denizcilik haklarını kesin olarak tanıma konusunda açık ilkeler içermeli.
11-Anlaşmanın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) tarafından kararlaştırılan uluslararası bir organ tarafından düzgün bir şekilde uygulanmasını sağlamak uygun olabilir.
12- Uluslararası yardımın (...) Irak ve İran arasında eşit olarak bölünmesi gerektiğine inanıyoruz.
13- (...) Tahran ve Bağdat'taki büyükelçiliklerimizi, özellikle savaş koşullarında kaldıkları ancak Eylül 1987'de kapatıldıkları için yeniden açmamız gerektiğini düşünüyoruz.
Sayın Rafsancani, Irak ile İran arasında kalıcı ve kapsamlı bir barışın bunlarla sağlanacağını düşünüyoruz. Bu, unsurları birbiriyle ilişkili ve bölünmez olan bütünleşik bir teklif. Cenevre'deki temsilcilerimiz Cyrus Nasseri ve Barzan et-Tikriti arasındaki görüşmelerde varılan sonuçlar ve deneyimlerimiz barışın bu unsurlarla sağlanacağını gösterdi.
Şüphesiz Allah en büyüktür.
Saddam Hüseyin

İran, Irak güçleri Kuveyt’i işgal ettikten sonra işgali kınayan net bir tutum sergiledi. Bu durum Saddam’ı Rafsancani’ye ikinci bir mektup yazmaya itti:
3 Ağustos 1990 Cuma sabahı, siyasi faaliyetlerinizin bir özetini ve İran hükümeti tarafından yapılan açıklamayı (İran Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması, askeri liderlerle görüşmeniz hakkında yayınlanan haberleri) okudum.
İran halkına karşı insani sorumluluğun yanı sıra halkımıza karşı ulusal sorumluluğun teyidi için yeniden bir mektup yazmayı yararlı gördüm.
6 Temmuz 1990 tarihinde barış sürecini hızlı bir şekilde ileriye taşımak için bir elçi göndermeyi önerdik. Elçiyi kabul etme konusundaki cevabınızı ertelediğiniz. Elçiyi size ulaştırmakla görevlendirdiğimiz mektubu iletmek için bir girişimde bulunduk. Böylece yönetimdeki kardeşlerinizle birlikte okuyabilir, içerdiği fikir ve öneriler hakkında birlikte düşünüp çalışabilirsiniz. Böylelikle, koşullarınız izin verdiğinde, kabul etmek için henüz bir tarih elirlemediğiniz elçileri size önerdiğimiz 30 Temmuz 1990 Pazartesi tarihine alternatif bir gün belirleme konusundaki tutumunuzu açıkça görmüş olacağız.
Bu mektubumuzdan önce, 2 Ağustos 1990 tarihinde Cenevre Temsilciniz Cyrus Nasseri aracılığıyla girişimimiz hakkında bir açıklama gönderdik. Tüm bunları, yalnızca barış arzumuzu vurgulamak için değil ayrıca ülkelerimizi ve halklarımızı bölge ve dünya koşullarında yaşanan gelişmeler sarmalından, tehlikeli olasılıklarından uzak tutmak için mümkün olan en kısa sürede barışa ulaşmayı istediğimizin altını çizmek için yaptık.
Sayın Cumhurbaşkanı, bütün bunları her ne kadar ‘savaşçı’ unvanını aralarındaki silahlı mücadeleyle elde etmiş olsalar da savaşçıların birbirlerini ve niyetlerini daha hızlı anlayabilmelerini sağlamak için yaptım. Ve şimdi, Kuveyt meselesi aracılığıyla gördük ki bunun bir benzeri, yeterince özen göstermeyenleri çatışmanın seyrine itebilecek bir krizin işaretlerini doğurdu (…).
Açıkça ifade ettiğiniz hedefleriniz içerisinde barışa ulaşma isteğiniz olduğunu biliyoruz. Biz de kendi tarafımızdan barış istediğimizin altını çizen kanıtlar sunduk. Geri çekilme operasyonunu gerçekleştirmeye çalıştığınızı da biliyoruz. 30 Temmuz 1990 tarihli mektubumuzda bunu yapacağımızı bildirip geri çekilme takvimi için maksimum bir süre de belirledim.
Söz konusu mektubumuz bir takım tedavi ve pratik öneriler içeriyordu. Genel anlamda söylenmiş sözler değildi. Her biri Irak ve İran’ın bağlılık taahhüdünde bulunduğu 598 sayılı karara uygundu. Sizler için belirlediğimiz, Dışişleri Bakanımız ve Cenevre’deki temsilcimizden oluşan elçilerimizi kabul etmek için bir gün belirlemenizi bekliyoruz. Siz ve uygun gördüğünüz kişilerle yapılması beklenen bu görüşme gerçekleştirildikten sonra barış için belirleyici bir aşamaya geçmiş olacağız. Eğer sizin de dileğiniz buysa Allah’ın izniyle bizim de cevabımız tüm bu söylediklerimden ibarettir. Arap ilişkilerine dair geçmiş ve bugünün koşulları etrafında dönen ikinci dereceden akıntıların seyrine kapılmak, çabalarınızı hedeften uzaklaştırır ve imajını bozar. Hedefe yaklaşım konusunda bir karmaşa söz konusu olursa mümkün olan en kısa sürede umduğumuz düzenlemeleri yapmak bizim için zorlaşır.
Deneyimsiz kişi, meseleleri doğru hesaplamalarından uzaklaştıran bir yöne itebilir. Ancak sizin gibi sekiz yıllık bir savaş deneyimine sahip olan İran yönetiminin, ülkenin menfaatine olmayan ve meşru olmayan hedeflere sürüklenmesini beklemiyorum.
Şüphe yok ki 2 Ağustos 1990 Perşembe sabahı gerek bölge içinden gerekse de dışından yapılan açıklamaların gerekçelerini biliyorsunuzdur. Ya da en azında ben öyle düşünüyorum. Sizin taraflar hakkında bir değerlendirmeniz olduğu gibi bizim de bir değerlendirmemiz vardı. Hepimiz gerekçelerini biliyoruz. Ancak hepsinin doğruyu yerine getirmeye ve haksızlığa, ihanete ve komploya karşı durmaya kararlı olan büyük Irak halkının iradesi karşısında açıklamalarının herhangi bir faydası olmadığını anladıklarında kendi imkanlarıyla ve bilinen kabiliyetleriyle tutumlarını düzeltebileceklerini biliyorsunuz.
Bize silah ihraç eden ve ihracatını durduracağını beyan edenler bunu gerçekleştirdiğinde sorun çözülecektir. Ekonomik ilişkileri kesenler yeniden devam ettirme kararı aldığında durum düzelecektir. Irak ve İran'a gelince; ikisinin konumu doğrudan saparsa halklarının barışa ulaşması ve meşru haklarının kabul edilmesi konusunda tarihi bir fırsatı kaçıracaklardır. Bazılarımızın adımlarıyla güvenin temelini attığı bu yolda, başardıklarımızın seyri sarsılırsa kayıplarımız büyük olacaktır… Bu kendi adımıza dilemediğimiz ve sizin de arzu etmenizi ummadığımız bir durumdur. Hedeflerimizin bir olduğunun altını çiziyorum. Mümkün olan en kısa sürede görüşmeliyiz. Siz de elçileri kabul etmek için bir gün belirlemelisiniz. Bu yolda ancak meşru hedeflere ulaşılabilirse, iki ülke halkları için asil bir hedef olan barışa varılabilir.
Şüphesiz Allah en büyüktür.
Saddam Hüseyin
3 Ağustos 1990- Bağdat

Ardından Rafsancani de Saddam’a bir cevap mektubu gönderdi. Mektupta şu ifadeler yer aldı:
Mektubunuzu aldım. Mektup temelde görüşmelerin ilerlemesi bağlamında kaleme alınmış olsa da içeriğinin bir kısmı teessüflerimizi sunmamızı gerektiriyor.
Her şeyden önce İran Cumhuriyeti'nin adil ve sarsılmaz bir barışın sağlanmasına ilişkin iradesini ve arzusunu yeniden teyit etmem gerektiğini düşünüyorum. Umuyorum ki siz de bu sonuca varmışsınızdır. 598 sayılı kararı kabul etmekle birlikte barış ve bundan kaynaklanan sonuçlarla ilgili olarak sorumluluklarımızı tam bir açıklıkla kabul ettik. Bu konuda samimi bir hamle de attık. Değişimin söz konusu olmadığı meşru haklarla ilgili olanlar dışında barış sürecini sınırlamayacak her şeyi önümüze koyduk. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri gözetiminde yapılan görüşmeler, mektuplarınıza cevaplarımız ve Cenevre’deki temsilcilerimizin görüşmelerini göz önüne alırsak konu açıklığa kavuşmuş olur. Barış sürecini hızlandırma bağlamında Cenevre’deki temsilcimize en başından mektuplar yazmak ve uzun diyaloglara girmek yerine 598 sayılı kararı uygulamaya yönelik pratik adımlar atma uyarısında bulunduk (…).
Netlik açısından; 3 Ağustos 1990, 30 Temmuz 1990 ve 1 Temmuz 1990 tarihli mektupların içerikleri ile ilgili şu noktalara değinmenin gerekli olduğunu düşünüyoruz:
1-Cenevre'deki mevcut seviyeden daha yüksek düzeyde toplantı ve görüşmeler ancak Cenevre'de devam eden müzekerelerde somut sonuçlar bulduğumuzda gerçekleşecektir. Cenevre’deki görüşmeler, sonraki aşamalara temel teşkil edecek. İki ülkenin liderlerinin bir araya gelmesi ancak temel sorunların netleşmesi ve çözülmesi durumunda faydalı olacaktır. Aksine iki cumhurbaşkanının görüşmelerinin başarısız olması barış üzerinde zararlı etkiler yaratacak ve barışı ikisinden de uzaklaştıracaktır.
2- Ervend Nehri (Şattu’l Arap) konusundaki teklifiniz sanki önceki ifadelerinizi geri çekmek gibi. Bu bizim açımızdan kabul edilemez bir durum ki bu sizin için de çok açık. Barış müzakerelerini yürütmek için yeniden 1975 anlaşmasına uygun ilerleme önerisinde bulunduk. Çünkü önceki anlaşmalara bağlı kalmadan (...) şu an bu konuda söylenenlere güvenmek imkansızdır.
3-İşgal edilen İran topraklarından geri çekilme konusuna gelince; bunun uygulanışını iki aya yaydınız. Bunun bir açıklaması olamaz. Çünkü iyi niyet söz konusu olsa bu bir ya da iki günlük bir iştir. Kaldı ki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri bu sürecin tamamlanması için iki hafta, tutukluların serbest bırakılması için de üç ay mühlet tanıdı.
4-Arap milliyetçiliğine bağlılığınıza rağmen Kuveyt topraklarının Irak ordusu tarafından işgal edilmesine ilişkin gerçek tutumumuzu eleştirmeniz garip. Bölgede yabancı güçlerin varlığı için gerekli zeminin hazırlanması, Müslümanları sükunet ve istikrardan yoksun bırakılması, onlar için sorunların yaratılması, İslami dayanışma, bölge ve uluslararası cephelerin ve garantilerin koşullarını yönetme komşuluk ve güvenliğin ihmal edilmesi gibi en bariz konular ihmal edilmiş ve gözden kaçmıştır. Allah’ın adıyla başlayıp ‘Allahu Ekber’ ifadesiyle sona eren bir mektubun, İslam'ın ve Kuran'ın açık ve evrensel öğretilerinin aksine içinde İslami ve ideolojik ilke üzerinden ulusal ve etnik ilkeyi sunması nasıl açıklanabilir? (...)
5-Hiç şüphe yok ki, heyetimizlerimiz arasındaki barış görüşmeleri sırasında bir ülkenin en ufak bir bilgilendirme ve koordinasyon olmadan komşu bir ülkeye saldırısı, bizim açımızdan etkileri ve sonuçları olan kabul edilemez bir durumdur. Ayrıca güvenimizi zedeleyebilir ve son birkaç ayda gerçekleşen görüşmelerin hedefleri hakkında ciddi şüphelere neden olabilir. Özellikle de iyi niyet göstergesi sayılabilecek önlemlere tanık olmadığımız ve geçmişte olduğu gibi topraklarımızı işgal etme konusunda bir ısrar söz konusu olduğu bu dönemde… Hatta İslam ülkesindeki zenginlik kaynaklarının tahrip edilmesi ve israf edilmesi dışında size hiçbir faydası olmayan petrol kuyularındaki yangınların söndürülmesi gibi en ufak bir meseleye bile itirazlara şahit olduk.
6-Son mektubunuzda kullandığını üslup, görüşmelerin gidişatı için gerekli olan tutumla orantılı değildi. Daha önce devrimci Müslüman halkımız tarafından yararsızlığı test edilmiş bir üslup kullandınız. Yeni durumların analizi konusunda eski dostlarınız ve sizin bizi ikna için kullandığınız kızgın ifadeleri sarfettiniz. Bu da uygun bir tutum değil. Çünkü tüm bu aşamaları pratik olarak deneyimlediğimizi ve tamamladığımızı biliyorsunuz. Hesaplarımızın her şeyden çok halkların inancına, direnişine ve desteğine bağlı olduğunu kanıtladık. Başkalarının üzüntü veya nezaketinin önemli olduğunu düşünmüyoruz. Yaşam programlarımızı, pozisyonlarımızı ve önemli kararlarımızı buna göre alıyoruz. Ayrıca biz de mevcut koşullardan yararlanma amacında değiliz. Yalnızca görüşmelerimizin her aşamasında vurguladığımız meşru ve yasal haklarımızı istiyoruz.
7- Mektubunuzda barışa doğru ilerlemeyi hızlandırmak için vurguladığınız noktayı tamamen kabul ediyoruz. Ancak bu, içeriklerinde ilerleme olmaksızın resmi tekliflerin sunulmasında ve müzakerelerin seviyesinin yükseltilmesinde hız ve ilerleme olması gerektiği anlamına gelmez. Aksine uluslararası kabul görmüş ikili anlaşmalara uyulması gerekir. Meşru haklarımızdan fazlasını istemiyoruz. Çünkü sekiz yıllık bir savaş sırasında elde edilmeyenlerin müzakerelerle gerçekleşmesi düşünülemez.
Bu prensibi kabul edersek; 1975 anlaşması dışında toprak ve nehirlerdeki sınırlar  için bir yol izlememize gerek yoktur. Bundan memnun değilsek ortak konularda görüş alışverişi için Cenevre odak noktasını korumak, kararı uygulama çalışmalarını Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne aktarmak daha iyidir.
Selamun Aleyküm
Ekber Haşimi Rafsancani

Saddam Hüseyin de söz konusu mektubun ardından, 14 Ağustos’ta Rafsancani’ye gönderdiği mektupta şunları söyledi:
Yüce Allah’a tevekkül ettikten sonra bütün Müslümanlarla, özellikle de komşu İran ile kardeşçe ilişkilere giden yolun açılmasını engelleyen şeyleri ortadan kaldırma niyetiyle, Müslümanları ve Arap milletinin kötülüklerle yüzleşmek için tüm inananlarla ciddi etkileşimin önünü açmak , Irak ve İran'ı kötü uluslararası güçlerin ve onların bölgedeki çocuklarının şantaj ve oyunlarından uzak tutmak için bölgede kapsamlı ve kalıcı barışı sağlamaya çalıştığımız ve 12 Ağustos 1990'da duyurduğumuz girişimimizin ruhu doğrultusunda bu mektubu kaleme alıyorum. 21 Nisan 1990 tarihli mektubumuzdan, 8 Ağustos 1990’daki son mektubunuza kadar doğrudan devam eden diyalogumuzun meyvesi olarak, mazerete yer bırakmayan nihai ve açık bir çözüm için aşağıdaki maddelere karar verdik:
1- Cenevre'deki temsilciniz Cyrus Nasseri'den, temsilcimiz Barzan et-Tikriti'ye teslim edilen 8 Ağustos 1990 tarihli cevap mektubunuzda gelen ve 3 Temmuz 1990 tarihli mektubumuzda yer alan temellerle bağlantılı 1975 anlaşmasının kabulü yönünde , özellikle de mahkumların değişimi ve Güvenlik Konseyi'nin 598 sayılı kararının 6 ve 7’inci fıkraları ile ilgili teklifinizin onaylanması.
2-Bu mesajın birinci bölümünde ve 30 Temmuz 1990 tarihli mektubumuzda belirtilenlere dayanarak anlaşmaları hazırlamak için Tahran'a bir heyet göndermeye veya sizden bir heyeti Bağdat’a kabul etmeye hazırız.
3- Bir iyi niyet göstergesi olarak İran sınırından çekilmemiz 17 Ağustos 1990 Cuma günü başlayacak. Sınır boyunca sizinle mücadele eden kuvvetlerimizi çekip geriye yalnızca sembolik güçlerimizi, sınır muhafızlarını ve polisleri bırakacağız.
4- Irak ve İran’da alıkonulan savaş esirlerinin tamamının derhal karşılıklı olarak değişimi yapılacak. Mübadele, kara sınırı aracılığıyla Hanekin ve Kasr-ı Şirin yolunda gerçekleştirilecek. İlk adımı biz atacağız ve buna 17 Ağustos 1990 Cuma gününden itibaren başlayacağız.
Sayın Kardeş Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani;
Kararımızda, her şey netleşti ve bu şekilde istediğiniz her şeye ulaşıldı. Geriye kalan tek şey belgeleri desteklemektir. Böylece açık bir denetim konumundan birlikte, yeni bir hayat, İslam ilkelerinin ışığında bir iş birliği hakim olur. Her birimiz diğerinin haklarına saygı duyarız. Bulanık sularda avlananları kıyılarımızdan uzak tutarız (…).
Şüphesiz Allah en büyüktür ve hamd yalnızca ona mahsustur.
Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin 

14 Ağustos 1990
Rafsancani, yazıdğı mektupta Saddam’a şu cevabı verdi:
Sayın Hüseyin, 14 Ağustos 1990 tarihli mektubunuzu aldım. 1975 anlaşmasını kabul ettiğinize dair beyanınız çözümün uygulanması, anlaşmazlıkların 598 sayılı karar çerçevesinde çözülmesi ve ateşkesin yerine kalıcı ve sarsılmaz bir barışa geçilmesinin yolunu açtı. Kuvvetlerinizin işgal altındaki İran topraklarından çekilmesi, İran İslam Cumhuriyeti ile barış yolunda samimiyetinizin ve ciddiyetinizin kanıtı olarak kabul ediliyor. Ne mutlu ki bu, tutukluların serbest bırakılması için planlanan tarihe denk geliyor. Kuvvetlerinizin geri çekilmesinin açıklanan zaman çizelgesine göre ve her iki taraftaki tutukluların serbest bırakılması tamamlanarak süratle devam etmesini umuyoruz.
Cenevre'deki temsilcimiz aracılığıyla sizi bilgilendirdiğimiz gibi, Tahran'daki temsilcinizi kabul etmeye hazırız. Olumlu atmosferin devam etmesi ve mevcut iyi niyetimizle, iki Müslüman halkın ve iki ülkenin tüm haklarını ve meşru sınırlarını koruyarak kapsamlı ve istikrarlı bir barışa ulaşabileceğimizi umuyoruz.
Selamun Aleyküm
İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani

Haddam anılarının söz konusu mektuplara yer verdiği bölümünde şu ifadelere yer veriyor:
“Bu mesajlar hakkında yorum yapmak istemiyorum. Çünkü mektupların arka planı hem Irak hem de İran için açıktı. Irak'taki koşullardan yararlanarak kazanç elde etmek istedi ve aynı zamanda siyasi duruşunu, özellikle de Kuveyt meselesindeki konumunu korudu. Kuveyt krizi sırasında birçok Iraklı heyet Tahran’ı ziyaret ederek İran'ın konumunu değiştirmeye çalıştı ancak başarılı olamadı.”

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 1: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 2: ‘Esed fikrini değiştirdi, Lahud’a verdiği süreyi uzattı. Suriye uluslararası iradeyle çarpıştı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 3: ‘Hariri, Canbolat’ın teklifi üzerine bizimle bir araya geldi. Hafız Esed kendisini sınadı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 4: ‘Güçlerimiz Hizbullah’ın kışlasına saldırdı’

Eski Suriye Dışişleri Bakanı Haddam’ın günlükleri 5: Bush, Avn’ın ‘engel’ olduğunu bildirdiği bir mektup gönderdi… Esed bunu isyanı sonlandırmak için bir ‘yeşil ışık’ olarak nitelendirdi

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 6: Saddam ile Rafsancani arasında gizli barış mektuplaşmaları
 



Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.