Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Yaralı bir aslanın dişlerini sökmek mümkün müdür?

Nükleer programın ve dış faaliyetlerin sona erdirilmesi, İran’ı ülkedeki yaygın huzursuzluklardan yararlanarak iç değişimi hedefleyen dış müdahalelerden koruyabilir.

İran rejimi, İslam Cumhuriyeti’nin kurucusunun Tahran’a dönüşünden bu yana ilk kez bir varlık-yokluk kriziyle karşı karşıya. Bu gidişatı durdurabilecek, hatta muhtemel bir çöküşü engelleyebilecek tek bir aktör var; o da ne Washington, ne İsrail, ne de Körfez ülkeleri. İran rejimini kendi kaderinden kurtarabilecek yegâne güç, rejimin kendisi. Bu kez tehditler eşzamanlı biçimde birleşmiş durumda ve birlikte rejimi devirebilecek bir kapasiteye sahipler. Tehlike hem içeriden hem dışarıdan rejimi kuşatmış bulunuyor.

Rejim, kendisine nükleer silah edinme izni verilmeyeceği açıkça ortadayken, nükleer projeyi ısrarla benimsedi. Bugün bunun bedelini ödüyor ve nükleer caydırıcılıktan yoksun, savunmasız biçimde yolun sonuna gelmiş bulunuyor.

Aynı şekilde rejim, iktidara geldiği ilk günden itibaren resmî devlet politikası olarak ilan ettiği dış müdahale, rejim değiştirme ve kaos ihraç etme projelerini de büyük bir ısrarla sürdürdü. Bu projeler, İran’a ve bölgeye zarar veren çatışmalara yol açtı. Bugün, devrimci dış politikanın büyük ölçüde çöktüğüne tanıklık ediyoruz.

Rejimin önünde, cesur kararlar alıp bütünüyle yön değiştirebilmesi için çok az zaman kaldı. Bu belki de son saat. Hâlâ, herkesin askeri amaçlı olduğunu bildiği ve elektrik üretimiyle ilgisi bulunmayan nükleer projeden geri çekilme imkânına sahip.

Rejim, bölge ülkelerine yönelik saldırgan politikalarından geri adım atarak, komşuları tehdit etmek ve kaos üretmek amacıyla inşa edilmiş askeri yapıları tasfiye ederek kendisini yıkımdan koruyabilir. Ayrıca bölge halklarına, barış ya da çatışma konusundaki tercihlerinde kendi iradesini dayatmaktan vazgeçmelidir.

Bu iki karar -nükleer programın sona erdirilmesi ve dış faaliyetlerin durdurulması- İran’ı, ülkedeki yaygın huzursuzluklardan yararlanarak iç değişimi mümkün kılmayı hedefleyen dış müdahalelerden uzak tutabilir.

Ancak bugün gördüğümüz İran, taktiksel olarak Amerikan saldırısını durdurmak amacıyla nükleer projeyi dondurma pazarlığı yapmakta ve askeri boyuttan vazgeçme vaadinde bulunmaktadır. Bu durum, ABD ve İsrail’in temel şartını karşılayabilir; fakat bölgemizdeki ülkeler açısından ciddi kaygılar doğurmaktadır. Zira yaralı bir aslan, elinde geleneksel silahları ve dış askeri faaliyetlere yönelmiş kurumları bulunduğu sürece, bölge ülkelerinin çoğu için tehdit olmaya devam eder. ‘İki kötü seçenekten daha az kötüsü’ anlatısı -yani rejimin devamının kaostan daha iyi olduğu savı- ancak barışçıl bir ortamda ve ideolojik aşırılıktan uzak, rasyonel bir rejim söz konusuysa geçerlidir. Rejim, Amerikan ve İsrail hedefi olmaktan kaçınacak uzlaşılar sağlayarak kendisine zaman satın alabilir. Bu durum, çöküş sürecini mutlak anlamda durdurmaz; sadece erteler. Ancak bu erteleme, kapsamlı iç ve bölgesel geri adımların benimsenmesiyle mümkün olabilir. Eğer bu gerçekleşirse, karşımızda yarım asırdır tanıdığımız rejime hiç benzemeyen bir yapı ortaya çıkar.

Tahran’daki rejimin çöküşüne dair öngörüler eskiye dayanır ve defalarca tekrarlanmıştır; buna rağmen rejim ayakta kalmayı başarmıştır. Zbigniew Brzezinski, dönemin Başkanı Carter’ın en yakın danışmanlarından ve İran dosyasından sorumlu isim olarak, Humeyni’nin iktidara gelişinin ardından şöyle demişti: “Bu, geçici ve seferberliğe dayalı bir rejimdir.” Yıllar sonra Henry Kissinger da aynı görüşü paylaşmıştı: “Bu rejim, modern bir devlet ile devrimci bir ideolojiyi bir arada barındıran, kendi içinde çelişkili bir yapıdır; uzun süre varlığını sürdüremez.” Buna rağmen rejim kırk yıl boyunca devam etti ve bölgesel ölçekte baskın bir aktöre dönüştü.

O öngörüler erken yapılmıştı. Bugün ise İran İslam Cumhuriyeti’nin kaderi değişime doğru ilerliyor gibi görünüyor. Asıl soru şu: Nasıl? Tam bir çöküş mü, yoksa yarım dönüşüm mü? Bölgenin, bu muhtemel değişimlere -olumlu ya da olumsuz- hazırlıklı olması gerekiyor. Tahran’a destek sunulurken şunu da hatırda tutmak gerekir: Bizim rejimle yaşadığımız temel sorun, dış müdahaleleridir. Rejim, bugün can çekişiyor olmasına rağmen, Lübnan, Irak ve Yemen’de bu müdahaleleri sürdürmekte ısrar etmektedir. Peki, Tahran gerçekten değişime hazır mı?