Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

İran’ın ateşten halısı

Çok uzun yıllar önceydi. Kudüs Gücü komutanı General Kasım Süleymani açık sözlü ve kararlıydı. Ziyaretçisine, “Amerikan güçlerinin Irak'tan ayrılmaktan başka seçeneği yok. Bağdat toprakları Amerikalıların ayaklarının altında ateşten bir halı gibi yanıyor. Geri çekilmeleri imajlarına ve prestijlerine zarar verecektir. Amerikalılar tüm Ortadoğu'da ateş üzerinde yürüdüklerini hissetmeliler” demişti.

Süleymani, sadece Dini Lider Ali Hamaney'in değil, aynı zamanda kurucu lider Humeyni'nin de ABD'yi Ortadoğu'dan kovma, İsrail'i izole etme ve zayıflatma, nihayetinde de ortadan kaldırma hayalini ifade ediyordu.

O günlerde, Bağdat'ta siyasetçi Ahmed Celebi'den aktarılması gereken bir söz duymuştum. “Ortadoğu’daki çoğu insan ile ABD arasında derin bir yanlış anlama var. ABD, toplumlarının hassasiyetlerini anlamıyor, onlar da farklı bir kültüre sahip büyük bir güçle nasıl iş birliği yapacaklarını bilmiyorlar. Bölge halkı ABD’yi sadece bir filo olarak görüyor. ABD’nin gücü sadece filosunda değil; her şeyden önce üniversitelerinde, araştırmalarında, zenginliğinde, konumunda, ilerlemesinde ve teknolojisinde yatıyor. ABD’nin kaderi, bazılarının hayal ettiği gibi, Irak ve İran petrolüne bağlı değil. ABD ile güçlü ilişkiler, ilerleme için bir fırsattır. Japonya, Güney Kore ve diğer örneklere bir bakın” demişti.

Ayrıca şu ifadesi de dikkatimi çekmişti: “İran’da, ABD’ye olan nefretlerini abartan, ondan korkan ve onunla bir çatışmayı kaçınılmaz gören unsurlardan oluşan önemli bir grup var. Eğer bu grubun görüşü üstün gelirse, Tahran büyük bir hata yapacaktır çünkü ABD, İran’ı izole edebilecek ve hatta İranlı askerler tek bir Amerikan askeri ile yüz yüze gelmeden geniş çaplı bir yıkım gerçekleştirebilecek kudrettedir.”

Amerikan ve İsrail uçaklarının İran'daki hedeflere attığı ateş toplarını ve İran'ın Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri ile Ürdün'deki askeri olmayan hedeflere attığı ateş toplarını izlerken, “ateşten halı” hikayesini hatırladım. ABD, İran'ın “ateşten halı” politikasını başkentleri, haritaları ve koridorları ele geçirecek noktaya kadar genişletmesine karşılık olarak mı savaşa girmeyi seçti?

Arap dünyasının 1979'dan beri İran’da yanan kordan kaynaklanan emisyonlarla yaşadığını söylersek abartmış mı oluruz? Tahran'ın o tarihte yaşadığı değişim, Şah döneminde bile bölgede önemli ve etkili bir rol oynama arzusunu asla gizlemeyen, hatta “bölgenin jandarması” olmaktan bahseden büyük bir bölgesel gücü etkiledi. Humeyni devrimi, bölge ve dünya için hassas bir konumda doğdu. Petrol kuyularının, kaynakların ve boğazların yakınında doğdu.

Dünya İran’ın nükleer tesisleriyle ilgili tartışmalarla meşgul olmadan önce, bölge zaten devrim sözlüğünün ürettiği “kor tesisi” ile ilgili tartışmalarla meşguldü. Devrim, en başından itibaren açık bir biçimde “ezilenleri destekleme” ve “devrimi ihraç etme” projesini taşıdı ve çok geçmeden bu hayali anayasasına da yerleştirdi. Devrim, doğduğu sahnenin genişliğine rağmen, doğduğu yerin sınırlı coğrafi kapsamından memnun değilmiş gibi davrandı.

ABD'yi Ortadoğu'dan kovmak, Humeyni'nin genç yaşından beri kapıldığı bir hayaldi. Necef'teki uzun süreli ikameti sırasında Humeyni yönetilmesi zor bir adamdı ve bu zorluk, Irak'ın 1975'te Şah İranı ile Cezayir Anlaşması'nı imzalamasından sonra daha da arttı. Anlaşmada her iki ülkenin de diğerinin muhalefetini desteklemeyeceği açıkça belirtiliyordu. Bu, Şah'ın Kuzey Irak'taki Kürt devrimine desteğini keseceği ve Bağdat'ın da ev sahipliği yaptığı Şah'ın muhaliflerine desteğini keseceği anlamına geliyordu. İşler, Irak istihbaratının Saddam Hüseyin'e Irak'taki Humeyni'yi öldürmeyi ve suçu Şah rejimine atmayı önermesi noktasına vardı. Öneriyi yapanlar Saddam'ın şu cevabı karşısında şaşırdılar: “Bunlar Irak'ın misafirlerini öldürme adeti olmadığını bilmiyorlar mı?”

Gerilimler, Irak istihbarat yetkilisi Ali Baveh'in Fransa'nın Neauphle-le-Château kentinde bulunan Humeyni'yi ziyaretinden döndüğünde artmaya başladı. Baveh, Humeyni'nin söylediklerini Saddam'a aktardı ve onun planını şu şekilde özetledi; önce Şah'ı devirmek, sonra da “Irak'taki kafir Baas rejimini” devirmek. Saddam, bir gün Bağdat sokaklarında İran ve müttefikleriyle savaşmak zorunda kalmaktan korktuğu için hatalı varsayımlara dayanarak İran'la savaşa girdi.

İran-Irak Savaşı'nın İran ateşinin bölgedeki yayılmasını engellediğine yaygın olarak inanılıyor. Ancak İran, 1982'de İsrail'in Lübnan'ı işgalinin sunduğu fırsatı değerlendirdi ve Hafız Esed'in onayıyla, devrimi ihraç etmede başarılı bir ilk adım olarak gördüğü Lübnan Hizbullah'ının doğuşunu himaye etti.

İran'ın ateşten halısı, Amerikan Deniz Piyadeleri kışlasına yönelik bombalı saldırıdan Amerikan büyükelçiliğini hedef alan bombalı saldırı ve Batılı rehinelerin kaçırılması skandalına kadar Lübnan'da da etkisini gösterdi. Ateş halısı yayıldı ve güçlendi, Güney Lübnan bir İran-İsrail cephesi haline geldi.

Burada tüm olayları anlatmaya yetecek kadar yerimiz yok. İran, Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgal etme dikkatsizliğinden büyük ölçüde faydalandı. Bölge ve dünya Irak tehdidiyle meşguldü. 2003 yılında ise İran, Amerikan ordusunun Saddam rejimini devirmesiyle büyük bir hediye aldı ve İran'ın ateşten halısı Irak'a yayıldı.

İran yönetimi, Irak'la olan savaşından sonra, savaşı kendi topraklarından uzak tutması ve Arap arenasında savunma duvarları kurması gerektiği sonucuna vardı. Böylece, Kasım Süleymani, bölgeyi küçük, mobil ordularla kuşatma planını uygulamaya başladı. Ardından, haritalarda deprem etkisi yaratan DEAŞ’ın yükselişinin ve Arap Baharı'nın sunduğu fırsat geldi. İran’ın ateşten halısının kendisine uzandığı ve Husi hareketinin doğduğu Yemen de bu haritalardan biriydi.

Milisler, İran'ın ateş halısını genişletmeyi ve yeni haritalara taşımayı kendilerine görev edindiler. Uranyum zenginleştirme, füzelerin menzillerinin geliştirilmesi ve vekil güçlerin cephaneliklerinin zenginleştirilmesiyle iç içe geçti.

Trump, İran'ın yaktığı ateşleri, geldikleri haritaya geri göndermeye karar verdi. Soru şu: Bu savaş İran'ın ateşini söndürecek mi, yoksa yaralı ülkenin yaralı Dini Liderinin, devrimin hayatta kalmasının yangınlar üretme ve dağıtma gücüne bağlı olduğuna dair inancını daha da derinleştirecek mi?

Trump, İran'a zamanın tükenmekte olduğunu ve cehennemin ateş yağmurları ile yaklaştığını hatırlatıyor. Bu, korkunç Ortadoğu'da belirleyici bir savaş.