Bint Cubeyl, Şii kolektif hafızasında, Hizbullah elitlerinin şu anda onu tasvir etmeye çalıştığı gibi, sadece coğrafi bir alan değildir ve derin sembolik önemine rağmen, oradan çekilme, sadece askeri bir kayıpmış gibi gösterilemez. Ancak acı gerçek şu ki, İsrail tarafından işgal edilmesi ve yerle bir edilmesi, genel olarak çağdaş Şii ve özellikle de Cebel Amel siyasi hafızasını zayıflatacaktır. Ayrıca, tarihi Suriye'den ayrılmış, koparılmış veya alınmış yeni oluşuma ait olma, Eylül 1920'de Büyük Lübnan'ın kurulmasında, özellikle de doğuşundan önce yaşanan siyasi ve askeri olaylarda, konsolidasyonundan ve bağımsızlığından sonraki ortaklık ikileminde Lübnan Şii toplumunun rolü etrafındaki tartışmayı yeniden alevlendirecektir.
Fransızların Bint Cubeyl’e girip şehri yakıp yıktığı ve sakinlerini yerinden ettiği Nisan 1920 ile İsrail işgal ordusunun şehri ele geçirme girişiminin gerçekleştiği bu nisan ayı arasında, o dönem Bişara toprakları, bu aşamada ise artık Litani Nehri’nin güneyindeki bölgeler olarak bilinen Cebel Amel'in kaderiyle ilgili sorunlu tarihsel sembolizm yeniden canlanıyor. Bu bölge, Doğu Akdeniz bölgesindeki Fransız ve İngiliz manda yönetimlerinin başlangıcından beri tarihsel olarak sınır anlamazlığı oluşturmuş ve oluşturmaya devam etmektedir.
Cebel Amel'den Lübnanlı tarihçi Dr. Munzer Cabir, manda yönetimleri tarafından çizilen haritaların değişmesi konusunda Fransız-İngiliz çatışmasına işaret ediyor. 1920'deki Vadi el-Huceyr Konferansı'nı takip eden kanlı olaylarda İngilizlerin muğlak bir rolünden bahsediyor ki, bundan sonra Şiilerin bazı ileri gelenleri, Büyük Lübnan'a katılmayı reddedip Büyük Suriye içinde kalmaya karar vermiş, ancak daha sonra geri adım atıp Lübnan’a tamamen entegre olmuşlardı. Lübnan ile bütünleşmeye veya Lübnan’a bağlı kalmaya yönelik karar bir yönüyle Şii toplumunun Cebel Amil'i ikiye bölmeye çalışan sömürgeci planlardan duyduğu endişeden kaynaklanıyordu. Bu planlara göre bir kısmı Büyük Lübnan'a, diğer kısmı ise İngiliz Mandası altındaki Filistin'e katılacaktı.
Dr. Cabir, Huceyr Konferansı'nın ve ardından gelen acı olayların üstesinden gelindikten sonra, bu dönemin Lübnan ile bütünleşmeye tam bir ivme kazandırdığına inanıyor. Cabir'e göre bu, o dönemde Şii ileri gelenlerini kendileri için tanınmış bir “alan” aramaya, yani Büyük Lübnan sınırları içinde meşru bir taraf olarak tanınmaya çalışmaya yöneltti. Bu “alan”, hükümet pozisyonlarında, vergilendirmede ve günlük yaşamın diğer yönlerinde makul kotaların ötesine geçmedi. Bu da Şiilerin kendine özgü mezhepsel kimlikleriyle ortaya çıkışının ancak Manda döneminde, geleneksel varlıklarıyla tarihi mezheplerin tanınmasıyla başladığını göstermektedir.
Bint Cubeyl sadece coğrafi bir alan değil ve Litani Nehri'nin güneyindeki topraklar Lübnan devletinin oluşumunun önemli bir parçası, Şii topluluğu içinse bir kader meselesi ve şimdi burası, İsrail'in yayılmacı planları içinde Lübnan’dan koparılma, kaybedilme ve yitirilme tehdidiyle karşı karşıya. İsrail'in stratejik aklı, Talmud’a dayanan bir ideolojik kılıf altında bunu yapmayı planlıyor ve bu, 1920'de İngiltere’nin başaramadığı şeyi başarmak anlamına gelebilir.
Siyasette, Şii liderler daha önce ortaklıklarından ödün vermeden bütünleşmeyi başarmış, rol, büyüklük ve ayrımcılık krizini aşmış ve güçlerinin sınırlarını yönetmeyi başarmışlardı. Ancak şimdi, güçleri tüm devleti aşmışken ve Baas döneminde Suriye ile olan doğal olmayan ilişkileri ve İran ile bölgesel emellerine olan tam bağımlılıkları konusunda yanlış hesap yapmışken, Şii toplumu insani, coğrafi ve siyasi bir felaketle karşı karşıya bulunuyor. Eğer bunu anlamazlarsa, entegrasyon konusunda hata yapan ve bu nedenle sadece topraklarından değil, ülkenin kendisinden de sürülen bazı seleflerinin hatalarını tekrarlamış olacaklar. Bint Cubeyl’in hikayesi, trajedisi ve Güney'in trajedisi hâlâ güncel bir konu olmaya devam ediyor.