Basit düşünce yapısı Amerikan gücünü abartma eğilimindedir. Bu küresel olgunun garip yanıysa, bu gücün yalnızca olumsuz yönlerini görmesidir. Yani, ABD, çözüm bulmakta başarısızdır, ancak “komplo kurmakta” başarılıdır. İnsan zihninde, “Amerikan komplosu”, İngiliz hakimiyeti dönemindeki “İngiliz oyunu”nun yerini almıştır.
Ancak gerçekte, Amerikan gücü gerçekten güçlüdür, ama sihirli değildir. Mevcut çatışmada, en büyük filolar bile İran'ı caydırmayı veya makul bir zaman dilimi içinde kesin olarak yenmeyi başaramadı. Yine de, bu muazzam güç İran'a hayal edilemeyecek kadar büyük bir yıkım yaşattı. Aynı durum, ABD ve İsrail'in İran, Lübnan ve Gazze'de verdirdiği can kayıpları için de geçerli. Savaştan bu yana İran'dan gelen tanıklıklar, kayıpların boyutuna dair korkunç haberler veriyor. New York Review of Books'ta yer alan bir haberde, elbette Tahran da dahil olmak üzere İran şehirlerinde “binlerce ölü”den bahsediliyor. Ancak yarı resmi rakamlar, bölgedeki ölü sayısının on bin civarında, yaralı sayısının ise elli bin civarında olduğunu tahmin ediyor.
Sonuç belirsizliğini koruyor. Ateşkes de öyle. İran'a verilen zararın boyutuna bakılmaksızın, ABD’nin zaferinin deklare edilmemesi, dünyanın önde gelen gücünün imajını bir kez daha zedeleyecektir.
Şüphesiz, 7 Ekim'den bu yana bölgeyi vuran yıkım ve felaketlerin boyutuna ilişkin belirsizlik, herhangi bir zafer fikrini ortadan kaldırıyor. Birçok şehir tek bir savaş alanına, uzun bir enkaz ve ölüm hattına dönüştü. ABD, İsrail'in saldırganlığını dizginleyerek ve Gazze ve Lübnan'daki vahşetini sınırlayarak yıkımı hafifletebilirdi. Bunun yerine, İsrail'in sarsılmaz müttefiki rolünde ısrar etti.