Venezuela'nın “eski” liderleri, Chávez ve halefi Maduro, Saddam, Humeyni ve Kaddafi gibi isyankar figürlere benziyorlardı. Ateşli konuşmaları, popülist sloganları ve sıfır başarılarıyla biliniyorlardı.
Chávez'in BM kürsüsünde ABD Başkanı George W. Bush hakkında söylediği şu sözleri kim unutabilir: “Kükürt kokusu hâlâ burada... şeytan buradaydı.” Hepsi de gerçekte Don Kişot gibi yel değirmenlerine karşı savaşlar verdiler, iktidarda geçirdikleri yılları kuşatma altında yaşadılar ve sonunda mağlup oldular.
Etkileyici Chávez'den sonra, basit bir adam, bir otobüs şoförü ve sendika aktivisti olan Maduro iktidara geldi. İktidarı devraldı ve selefinin izinden gitti; en sevdiği konu ise Amerika Birleşik Devletleri'ni alaya almaktı. Beyaz Saray'daki yeni çarın karakterini tam olarak kavrayamadı. Trump'ın uyarılarını uygulamayacağına inanarak onları görmezden geldi ve ardından yatağına sığınarak başkanlık sarayını ağır silahlı bir kışlaya çevirdi. Olay, 2003 yılında Saddam Hüseyin'in başına gelenlere benziyordu; Saddam, Bağdat'ın kalbinde Dicle Nehri boyunca yürüyen bir Amerikan asker birliğini görünce gözlerine inanamamıştı. Aceleyle Tikrit'e kaçtı ve arkadaşının çiftliğindeki bir çukura sığındı. Kısa süre sonra, kendi adamlarından biri onu Amerikalılara ihbar etti ve gözaltına alındı.
Venezuela Devlet Başkanı da pijamalarıyla New York'a götürüldü ve orada bir cezaevine konuldu. Trump, Maduro'nun kaderinin diğer liderler için bir ders olduğunu açıkça belirtti ve Küba ile Kolombiya liderlerini, Meksika Devlet Başkanı'nı uyuşturucu kartellerinin uyuşturucu kaçakçılığına izin vermemeleri konusunda uyardı.
Latin Amerika ülkeleri, tıpkı sayıları 20'yi bulan Arap ülkeleri gibi, kısmen de olsa on yıllarca hayaletlerle savaşan, politikalarını komplo teorileri üzerine kuran, medyalarını tarihin yıkıntılarına ağıt yakmak üzerine kuran ve ülkelerinin kaynaklarını yok eden narsist popülist liderlerden muzdarip.
2007'de Karakas'ı ziyaret ettiğimde bazı izlenimlerim olmuştu. O zamanlar, en azından kaldığımız Altamira mahallesinden, başkent güzel ve temiz gibi görünüyordu. Şehrin dışındaki Avila dağlarında ziyaret ettiğimiz mahallede de durum aynıydı. Şehir korkunç bir şekilde gecekondu mahalleleriyle doluydu. Rehberimiz, bunların bu zengin ülkede bir geçim kaynağı arayan milyonlarca göçmenlere ait olduğunu açıklamıştı.
Devrimci hükümetin politikaları sonucunda yaşam koşulları hızla kötüleşmiş ve silahlı gruplar şehirde yaygın bir görüntü haline gelmişti. Bunlar polis memurları değil, binaları korumak için işe alınan silahlı sivil gruplardı. Onları otelimizin otoparkının girişinde de gördük. O sırada döviz kuruna göre 1 dolar iki bolivardı. Chávez ve ardından Maduro, ülkelerinin ekonomisini mahvetmeyi başardılar ve para biriminin gerilemesine- 1 dolar 500 bolivar- neden oldular. Yoksulluk nedeniyle beş milyondan fazla Venezuelalı göç etti!
Venezuela gibi petrol zengini bir ülke neden kendisini kıtanın savaşlarının içine atıyor, cumhurbaşkanı neden Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle devrimler çağının bittiği bir dönemde devrimci olmakta diretiyor? Bu durum bana hep zengin-fakir ülke Libya'yı hatırlatıyordu.
Tutuklanan Maduro, Chávez'e takıntılıydı. Onu taklit etmeye çalışarak 10 yıldan fazla bir süre ülkeyi yönetti. Maduro basit bir adam ama Chávez derin ve aşırı ideolojiye sahip bir adamdı. Zengin, petrol üreten bir ülkede devrimci yaklaşımı meşrulaştırdı, Amerikan şirketlerini sınır dışı etti ve yatırımları millileştirdi. Chávez, fikirlerini popülist konuşmalara dönüştürmekte usta, etkili bir hatip ve etrafını şairler ve yazarlarla çevreleyen bir entelektüeldi. Romancı Gabriel García Márquez'in arkadaşıydı ve kendisini Venezuela’nın tarihi sembolü Simón Bolívar ile aynı seviyede görüyordu. Başkanlığı döneminde bile Chávez, sekiz saat boyunca aralıksız konuştuğu haftalık bir televizyon programı sunuyordu.
Elbette, konuşmak ile yoksulluk, işsizlik ve tutuklamaların artması gerçekleri arasında büyük bir uçurum var.
Chávez, 58 yaşında Küba'daki bir sanatoryumda kanserden öldü, ancak bazıları zehirlendiğini söylüyor. Halefi Maduro, otobüs şoförüydü, eğitimsiz, katı bir dili olan ve Chavez'in hitabet yeteneğinden yoksun bir şekilde Chavez'i siyasi olarak taklit etmeye devam eden bir figürdü.
Trump, Beyaz Saray'daki seleflerinden hiçbirine benzemeyen bir başkan olarak başkanlığa geri döndü. Ona durum şöyle anlatıldı: Her zaman ABD'nin dostu olan Venezuela, 20 yılı aşkın süredir ABD'nin baş belası haline geldi. Düşmanları İran, Rusya ve Çin ile iş birliği yaptı ve dünyanın en büyük uyuşturucu kaçakçısı oldu. Seleflerinin ekonomik yaptırımlar ve siyasi izolasyonla yetindiği de söylendi. Trump, zamandan tasarruf etmeye karar verdi ve meseleyi tek bir gecede haletti. Rejimi değiştirmedi; sadece Maduro'yu hedef aldı ve başkan yardımcısıyla çalışmayı kabul etti. İsyancı liderler Karakas'ta olanları anlamalı; Trump kahramanlık arıyor.