Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist
TT

İran şimdi zamana oynuyor!

Güvenlik gözlemcileri, ABD ile İran arasında devam eden çatışmadaki temel sorunun artık Tahran'ın askeri bir zafer elde edebilme yeteneğiyle değil (çünkü güç dengesi buna izin vermiyor), Washington'a kendi özel gündemini dayatmak yerine onu savunmada tutma yeteneğiyle ilgili olduğunu değerlendiriyor. Bu gözlemciler, İran'ın önemli askeri kayıplara rağmen, sınırlı saldırıların zamanlaması ile müzakerelere dönüşün zamanlamasını seçerek, gerilimi artırma ve düşürmenin ivmesini büyük ölçüde kontrol ettiğini, ABD'nin ise İran'ın eylemlerine karşılık vermek zorunda kaldığını düşünüyor.

Gözlemciler, ABD Başkanı Donald Trump'ın açıklamalarının bu denklemi yansıttığına dikkat çekiyor. Gerekirse askeri operasyonları genişletmeye hazır olduğunu belirtiyor, ancak aynı zamanda müzakerelere kapıyı kapatmadığını da tekrarlıyor. Onlara göre bu tutum Washington'a inisiyatif kazandırmıyor, aksine İran'ın bir sonraki hamlesini bekleyip ardından karşılık vermeyi planladığını gösteriyor; bu da Tahran'a çatışmanın seyrini etkileme fırsatı veriyor.

İran'ın, dünyanın en hayati deniz koridorlarından birinde etkili olabildiğini göstermek için Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere yönelik sınırlı saldırılar düzenleyerek veya oradaki seyrüseferi tehdit ederek hesaplı bir provokasyon politikası izlediğini belirtiyorlar. Buna karşılık, kıyıdaki askeri tesisleri, saldırı gücünü zayıflatmayı amaçlayan sürekli saldırılara maruz kalıyor, ancak İran, rakiplerini sürekli teyakkuz halinde tutmayı başardığı sürece bu kayıplara katlanmaya hazır görünüyor.

Güvenlik gözlemcileri, İran'ın sadece askeri gücüne değil, aynı zamanda zaman faktörüne de oynadığını düşünüyor. Nitekim çatışma ne kadar uzun sürerse, ABD yönetimi üzerindeki siyasi ve ekonomik baskı o kadar artar ve Washington ve müttefikleri için devam eden askeri operasyonların maliyeti o kadar yükselir. Öte yandan Tahran, yaptırımlara ve kayıplara rağmen direncini göstermeye çalışıyor ve karşılıklı yorgunluğun rakiplerini müzakere masasında taviz vermeye itmesini umuyor. Ancak bu gözlemciler, bu stratejinin önemli riskler taşıdığı konusunda uyarıyorlar; çünkü herhangi bir yanlış hesap veya gerilimde istenmeyen bir tırmanma, sınırlı çatışmayı, bütün tarafların kontrol altına almasının zor olacağı daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüştürebilir.

Bu gözlemciler, uluslararası toplumun İran'ın Hürmüz Boğazı’nda kontrolünü dayatmasını veya küresel enerji ticaretinin önemli bir bölümü için hayati önem taşıyan uluslararası bir su koridorunda gemi trafiğini yönetmesini kabul edemeyeceğini vurguluyorlar. Ama aynı zamanda, bazı aceleci Amerikan açıklamalarının Washington'un siyasi mesajını belirsizleştirmeye katkıda bulunduğunu ve Tahran'a medya kampanyasında bunu istismar etme fırsatı verdiğini de düşünüyorlar.

Gözlemciler, İran'ın uzlaşmaz gibi görünen tavrının rejim içindeki birleşik bir karar alma sürecinden değil, farklı etki merkezleri arasındaki bir güç mücadelesinden kaynaklanabileceğine inanıyorlar. Siyasi, güvenlik ve askeri kanatlar güç için rekabet ediyor ve bu rekabet, krizin uzamasına neden olsa bile, tüm tarafları kendilerine iç kazanımlar sağlamayan herhangi bir uzlaşmayı engellemeye itebilir.

Bu iç bölünmenin, İran'ın askeri ve ekonomik baskılara rağmen taviz vermeyi reddetmesinin nedeni olabileceğine inanıyorlar; çünkü amaç, sahada doğrudan kazanımlar elde etmekten ziyade rejim içindeki belirli akımların konumunu iyileştirmek olabilir. Bununla birlikte, Tahran'ın, savaşın devam etmesinin kaynaklarını rejimin istikrarını tehdit edecek bir noktaya kadar tüketeceğine ikna olduğunda, nihayetinde müzakere masasına döneceğini tahmin ediyorlar.

Bazı gözlemciler ayrıca, yeni İran liderliğinin şeklinin halen belirsiz olduğuna ve Dini Lider Mücteba Hamaney'in etkisinin gerçek boyutuna ilişkin sorgulamaların devam ettiğine dikkat çekiyor. Hatta bazıları, kilit kararların bireysel kararlardan ziyade farklı güç merkezleri arasındaki uzlaşı veya çatışmaların sonucu olma olasılığının daha yüksek olduğunu, bu durumun karar alma sürecini daha karmaşık ve daha az tutarlı hale getirdiğini öne sürüyor. Bu nedenle, ABD için gerçek zorluğun sadece askeri baskıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda İran rejiminde nihai karar alma gücünü kimin elinde tuttuğunu belirlemekte yattığını düşünüyorlar, çünkü müzakereler, gerçek karar vericilere ulaşmadığı sürece kalıcı sonuçlar vermeyecektir.

Aynı zamanda, gözlemciler Washington ve Tahran’ın karşılıklı siyasi söylemlerinin krizi daha da kompleks hale getirdiğine inanıyor. Her iki taraftan gelen sert ve çelişkili açıklamalar gerilimi artırıyor ve diplomatik başarı şansını azaltıyor. Oysa müzakereler, kamuoyunu etkilemekten ziyade siyasi bir atılım sağlamayı hedefleyen günlük açıklamalardan kaçınan bir sükûnet, sabır ve eylem gerektirir.

Uzun vadede, bu gözlemciler İran'ın karşı karşıya olduğu iç zorlukların savaşın kendisinden daha tehlikeli olabileceğini düşünüyor. Ekonomi muazzam bir baskı altında, enflasyon yükselmeye devam ediyor ve su ve elektrik krizleri kötüleşirken, halkın hoşnutsuzluğu artıyor. İran liderliğinin, iç istikrarı korumak istiyorsa bu sorunları ele almak zorunda kalacağına inanıyorlar.

Bu bakış açısından hareketle, gözlemciler, yaptırımların hafifletilmesinin veya gelecekteki ekonomik yardımların, İran'ın bölgesel politikalarında ve askeri programlarında gerçek değişikliklerle bağlantılı olması gerektiğini düşünüyorlar; böylece herhangi bir uzlaşma, yalnızca geçici ateşkes değil, krizin temel nedenlerini ele almak için bir fırsat haline gelir.

Askeri cephede, önceliğin İran'ın Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi aksatma gücü kazanmasını engellemek ve sivil altyapı veya hayati tesisleri kapsayacak şekilde saldırıları genişletmekten kaçınmak olduğuna inanıyorlar. Zira böyle bir tırmandırma, baskıyı güçlendirmek yerine İranlıların rejime desteklerini artırabilir. Ayrıca, gelecekteki herhangi bir anlaşmanın, gerilimin temel nedenlerini ele alması ve taahhütlerin uygulanması için net mekanizmalar oluşturması, önceki anlaşmalardan daha açık ve dengeli olması gerektiği görüşündeler. Zira altta yatan nedenler ele alınmadığı sürece, geçici bir ateşkes krizin tekrarlanmasını önleyemeyecektir.

Bu gözlemciler, mevcut çatışmanın açık bir paradoksu ortaya koyduğu sonucuna varıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri askeri üstünlüğe sahipken, İran sınırlı ve hesaplı eylemlerle halen krizin ivmesini belirleyebiliyor ve Washington'u kendi adımlarına tepki vermeye zorlayabiliyor. Bu nedenle, onların görüşüne göre savaş kimin daha fazla güce sahip olduğuyla ilgili değil, çatışmanın ivmesini belirlemede ve tırmandırmadan müzakereye geçişin zamanlamasını belirlemede kimin başarılı olduğuyla ilgili. Şu ana kadar Tahran, bu yaklaşımı geçici siyasi kazanımlar elde etmek için kullanabiliyor gibi görünüyor; ancak bu durum, ABD ile doğrudan bir askeri çatışmada galip gelme gücünün olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.