“Sonsuz savaş”, sonu olmayan bir savaş anlamına gelir ve bu tür vahim olaylara karışmış ardı ardına gelen Amerikan yönetimlerini kınayan bir ifadedir. Bu ifadeyi kullanan ilk kişi, ABD’nin Afganistan'dan çekilmesini kararlaştıran ve uygulayan Başkan Joe Biden'dı. Geri çekilmenin ardından, Kabil'deki yöneticilerinin iktidardan uzaklaştırılmasından ve ülkenin işgal edilmesinden 20 yıl sonra Taliban yeniden iktidara geldi. Bu ifade, Başkan Donald Trump'tan sonra birçok olumsuz çağrışım kazandı; çünkü kendisi bu ifadeyi Demokrat yönetimler altında Amerika Birleşik Devletleri'nin başarısız eylemlerini tanımlamak için kullandı. Bu durum, neredeyse on yıl boyunca görünüşte sonsuz bir savaşın içinde kaldığı Vietnam'da için de geçerli.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ve özellikle de uluslararası ilişkiler ve uluslararası düzen alanlarındaki çeşitli çevreler, Ortadoğu'da beşinci Gazze savaşıyla başlayan, dördüncü Körfez Savaşı'na kadar uzanan, bölgesel olarak deniz boğazlarına kadar genişleyen, küresel ekonominin enerji kriziyle ciddi şekilde zarar görmesine neden olan Amerikan-İran savaşına dönüşen mevcut savaşın, bu türden bir savaşa dönüşüp dönüşmediğini sorguluyorlar. Keza gerçekte tarihsel standartlara göre sonsuzluğun veya uzun bir devamlılığın habercisi olup olmadığı da sorgulanıyor.
Foreign Affairs, Foreign Policy ve The Atlantic gibi dergilerdeki makaleler arasında, Brookings Enstitüsü'nde tarih felsefecisi olan Robert Kagan'ın konuk olduğu Lynn Thurman'ın “Üç Sonuç” adındaki podcast'i dikkatimi çekti.
Röportajı yapan ile röportaj yapılan kişi arasındaki ilk turda, Amerika Birleşik Devletleri'nin tarih boyunca tüm büyük güçlerin yaptığı şeyi yaptığı sonucuna varıldı. Aslında, bu durum, doğuda Atlantik Okyanusu ile batıda Pasifik Okyanusu arasında uzanan bir alt kıtaya kadar yayılmacı niyetler besleyen Amerikan Devrimi'nden önce bile gündemdeydi.
Amerika Birleşik Devletleri Küba, Filipinler, Haiti, Kore, Vietnam, Irak, Afganistan ve şimdi de Venezuela ve İran'da bu şekilde hareket etti. Bu sicil, Büyük Britanya'nın 19. ve 20. yüzyıllar boyunca yaptıklarından farklı değil. Ayrıca, Alman Nazizmi gibi algılanan ideolojik bir tehdit veya Irak'ta ve şimdi de İran'da olduğu gibi nükleer bir tehdit söz konusu olduğunda bu eylem savunmacı sebepler de taşıyordu. Bazen, dünyanın sorunlarından birini çözmek için ABD emperyalizmi reddettiğini ifade eder, ancak gerçekte bir imparatorluğun kurulmasına karşı çıkmaz. Bunun sonucu bazen Avrupa ve Asya'da başarılı oldu; burada Amerikan askeri üsleri Almanya, Japonya ve Güney Kore'de halen mevcut. Birincisinde Nazizmi, ikincisinde militarizmi ve üçüncüsünde Kore Savaşını sona erdirdi. Bu üsler Kuzey Kore, eski Sovyetler Birliği ve günümüz Çini’ne karşı bir güç dengesini temsil ediyorlar.
Amerikan bakış açısından, bu ülkeler demokratik, müreffeh ve başarılı hale geldi.
Ortadoğu'da ise durum o kadar başarılı olmadı; Amerikan müdahalesi, siyasi ve sosyal ortamın kabul etmemesi nedeniyle bir tür karmaşaya dönüştü. Robert Kagan’ın konuşması bu noktada sona eriyor ve odak Ortadoğu'ya kayıyor. ABD, demokratik dönemde Afganistan'dan çekilirken, 30 Eylül'de de siyasi sistemin güç paylaşımına dayalı olduğu ve çok sayıda Irak milis gücünün bulunduğu Irak'tan tamamen çekildi.
Bir zamanlar Kuveyt'i özgürleştirmek için yine 11 Eylül 2001 terör saldırılarına karışmak ve nükleer silah edinmek suçlamalarıyla (her iki durumda da kanıt bulunmayan suçlamalar) Saddam Hüseyin rejimini devirmek için yapılan Amerikan Irak işgalinin Avrupa ve Asya'daki etkileri ne ölçüde olmuştu?
Şimdi, ABD-Ortadoğu sorunu daha da karmaşık bir hal aldı. Thurman'ın Kagan ile yaptığı podcast'te İsrail’den bahsedilmedi, keza işgal, 7 Ekim 2023'teki Hamas baskını, kitlesel katliamlara ve etnik temizliğe dönüşen tepki de kaydedilmedi.
Ortadoğu'da devam eden savaş, Arap Körfezi ve Kızıldeniz ile Hint Okyanusu ve Akdeniz arasında uzanan iki bölgesel operasyon alanını kapsıyor ve her ikisinde de Irak son derece tehlikeli bir konumda bulunuyor.
Bir yandan Irak, yalnızca DEAŞ'a karşı başka bir savaş koalisyonuna liderlik etmek için süren bir işgal durumundan ABD’nin çekilmesiyle kurtuldu. Öte yandan, bölge için jeopolitik ve stratejik bir tehdit olmasının yanı sıra yeni bir meydan okuma da sunan İran meydan okumasıyla karşı karşıya bulunuyor. Yeni ve genç Başbakan Ali Faleh el-Zeydi'nin liderliğinde Irak, öncelikle geçiş döneminin çelişkileriyle başa çıkmalı ve ikinci olarak, devam eden gerilimler ve çatışmalar ortamında İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında hassas bir dengeyi korumalıdır.