Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Mısır, Suudi Arabistan ve kırmızı çizgilerin yeniden belirlenmesi

Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarına karşı deklare ettiği tutum, Yemen sınırlarını aşarak on yıllardır bölgeyi kasıp kavuran ve İran destekli darbelerle boğuşan bölgesel bir krize dönüşen mevcut krizde önemli bir gelişmeyi temsil ediyor. Bu tutum şaşırtıcı değil; Mısır, ulusal güvenliğini ve doğrudan çıkarlarını savunma rolünden vazgeçemeyecek büyük bir Arap devletidir. Mısır ve Suudi Arabistan'ın, bölgedeki Arap dünyasının haklarını korumayı amaçlayan sağlam bir Arap pozisyonunun omurgasını oluşturduğunu söylemek abartı olmaz.

Mısır, bölgedeki İran genişlemesiyle büyük bir bilgelik ve sabırla başa çıktı. Tahran'ın Arap karar alma merkezlerini kuşatma ve çeşitli bölgelerdeki ve tüm bölgedeki güç dengesini değiştirme yönündeki tekrarlanan girişimlerinden vazgeçeceğini umarak diplomasi ve zaman faktörüne güvendi.

Yıllar önce Cumhurbaşkanı Sisi ile görüşüp Mısır, ekonomisi, bölgedeki durum ve güvenliği hakkında sorular sormuştum. Şöyle demişti: “Mısır'ı hedef alan güçler aynı zamanda bölgeyi de hedef alıyor. Bunlar, istikrarsızlaştırmayı ve güç dengesini alt üst etmeyi amaçlayan radikal örgütlerden veya bölgesel devletlerden oluşan kötülük güçleridir. Bu saldırılara ve girişimlere karşı koyma kararımız kesindir ve irademiz sarsılmazdır. Arap devletleri olarak, ülkelerimizi bölme, kaosa sürükleme ve ekonomilerini ve ilerleme fırsatlarını tüketme girişimlerine karşı ulusal güvenliğimizi ve istikrarımızı savunmak için birleşmeliyiz. Körfez ülkelerindeki ve diğer Arap ülkelerindeki kardeşlerimizle birlikte, çabalarımızı birleştirirsek, ülkelerimizi, bölgemizi ve rolümüzü hedef alanlara karşı koyabileceğimizden tamamen eminim.”

Sisi, konuşmasında Suudi Arabistan ile olan ilişkinin “derin ve stratejik olduğunu ve her iki ülkenin çıkarlarına ve Arap ulusal güvenliğine hizmet ettiğini” vurgulamış ve şunları eklemişti: “Dürüst olmak gerekirse, Suudi Arabistan'daki kardeşlerimizin işleri bilgelik ve kararlılıkla yönettiğini söylemeliyim ve bu yüzden onlara her zaman birlikte olduğumuzu söylüyorum.” Sisi kararlılıkla; “Krallığın istikrarı Mısır'ın istikrarıdır ve bunun aksi de geçerlidir” demişti.

Şarkul Avsat tarafından yayınlanan röportajda, Mısır Cumhurbaşkanı'nın, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya ve güç dengesini alt üst etmeye çalışan kötülük güçlerinden bahsederken İran'ı kastetmesine rağmen, İran'ın adını anmamaya özen göstermesi dikkat çekiciydi. Tahran'ın Arap topraklarında “kırmızı çizgileri” ihlal etmeye devam etmesine rağmen, Sisi'nin, diplomasiye bölgedeki İran davranışlarını yumuşatmak için mümkün olan en geniş fırsatı vermek amacıyla diyalog penceresini açık tutmak istediği açıkça görülüyordu.

Suudi Arabistan da bölgedeki İran ihlallerine olağanüstü bir sabırla yaklaştı. Hem Pekin anlaşmasından önce hem de sonra diplomasi penceresini her zaman açık tutmaya çalıştı. Ancak Suudi Arabistan, politikasının değişmez ilkelerine de bağlı kaldı; o da devletler arası ilişkilerde uluslararası hukukun koyduğu “kırmızı çizgilere” ve sözde ve fiilde iyi komşuluk ilkesine uyanlar için çizilen “kırmızı çizgilere” saygı göstermektir. Bu bağlamda, genel olarak meşruiyeti destekleme konusunda Mısır ve Suudi Arabistan'ın yönelimleri hep birleşti. Yani Filistin meşruiyetini, Lübnan meşruiyetini, Yemen meşruiyetini desteklemekte, Irak meşruiyetini içeride devlet kurumlarını yeniden kurmaya, dışarıda da Arap dünyasındaki rolünü geri kazanmaya teşvik etmekte birleşti.

Çalkantılı son on yıllar içinde tanık olunan önemli dönüm noktalarında, Mısır ve Suudi Arabistan'ın iradeleri örtüştü. Bu yakınlaşma, Saddam Hüseyin’in güçleri Kuveyt'i işgal ettiğinde ve Mısır Müslüman Kardeşler yönetiminin kimliğine, istikrarına ve rolüne yönelik politikaları sebebiyle korkularının artmasıyla sokaklara döküldüğünde yaşandı. O zaman Suudi Arabistan, kendi güvenliği ve istikrarının Mısır'ın güvenliği ve istikrarıyla iç içe olduğuna dair inancına dayanarak harekete geçmişti. Mısır da Suudi Arabistan'ı istikrarsızlaştırmanın Mısır'a, Körfez'e, Arap ve İslam dünyasına ve küresel ekonomiye felaket boyutunda zarar vereceğine olan inancına dayanarak harekete geçti.

Bölgede bir arada yaşamanın koşullarından biri de devletlerin uyması gereken kırmızı çizgilere saygıdır. Bunlar; uluslararası sınırlara ve hükümetlerle ilişkilere saygı, her devletin geçerli yasa ve normlara uygun olarak kendi politikalarını ve yönelimlerini seçme hakkına saygıdır. Devletlerin kuşatılması, sınırlarının ve güvenliklerinin ihlal edilmesi ve karar alma güçlerinin ve egemenliklerini ve çıkarlarını savunma yeteneklerinin zayıflatılması, bir arada yaşamanın koşullarına aykırıdır.

Husi “Ensarullah” örgütünün politikasının, hem içeride hem de dışarıda tüm kırmızı çizgileri ihlal etmeye dayalı olduğu açıktır. Bu yöntem, Yemen içinde meşruiyeti zayıflatmaktan ve eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i suikastla öldürmekten, Babul Mendeb Boğazı'nı rehin almaya ve Riyad havaalanında sivilleri hedef alan barbarca saldırıya kadar uzanıyor. İran ise, başkalarının topraklarında sürekli olarak kırmızı çizgileri ihlal etti. İstikrarsızlaştırma faaliyetleri bağlamında milis gruplar oluşturdu, silahlandırdı, kontrol etti ve onlara bölgesel görevler verdi.

Bölgeyi saran büyük karışıklık karşısında, Mısır Cumhurbaşkanı'nın tutumu sert bir uyarı niteliğindedir: Mısır, istikrarsızlaştırma fırtınasını dizginlemeye katkıda bulunacak savunma görevlerine katılmaya hazırdır. Mısır ve Suudi Arabistan'ın güçlerinin birleşimi, kırmızı çizgileri yeniden tesis etmeye ve bölgesel güç dengesini alt üst etme girişimlerini engellemeye yardımcı olan Arap, İslami ve uluslararası bir pozisyon oluşturmanın temelini oluşturmaktadır.

Bölge, daha geniş bir savaşın kokusu ve yoğun bir belirsizlik sisiyle doludur. Netanyahu gibi tehlikeli bir oyuncunun yokluğu, İsrail'in daha az saldırgan olacağının garantisini vermiyor. Trump'ın ara seçimlerde partisinin olası bir seçim yenilgisinden ne gibi sonuçlar çıkaracağını tahmin etmek zor. Ayrıca, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gerilimi tırmandırıcı davranışları, daha da sıcak rüzgarların esmesini hızlandırabilir. İran söylemini veya yöntemlerini değiştirmedi.

Abbas Arakçi'den ülkesinin Suudi Arabistan ve Husilerle gerilimi durdurmak için çaba sarf ettiğini, ancak hiçbir tarafın bu çabaya karşılık vermediğini duyduğunda, bir Arap yetkilinin dudaklarında geniş bir gülümseme beliriyor. Arakçi'nin “Husiler kararlarını bağımsız olarak alıyorlar” diye eklemekteki ısrarıysa, Arap yetkilinin karamsarlığını daha da derinleştiriyor.