Afetlerin küresel ölçekte siyasallaşması: İnsanlığın başka hedefleri var

Fas, depremin ardından birçok ülkeden yardım kabul etmeyi reddetti. Sadr, Libya kasırgası hakkında ‘affedilemez bir günah’ nitelendirmesi yaptı

İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)
İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)
TT

Afetlerin küresel ölçekte siyasallaşması: İnsanlığın başka hedefleri var

İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)
İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)

Hasan el-Eşref 

Her küresel olayda olduğu gibi, deprem, sel, kasırga gibi doğal afetler de insanlar arasında cinsiyet, mali, sosyal ve eğitim düzeyi açısından ayrım yapmıyor.

'Afet demokrasisi' olarak adlandırılabilecek durumda, pek çok ülke, aralarında siyasi anlaşmazlıklar ve düşmanlıklar olsa bile, felaketten etkilenen ülkelere desteklerini hızlıca ifade ediyor.

Ayrıca ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, bu afetlerden etkilenen ülkeler arasında ayrım yapmaktan çekinmiyor.

Öyle ki bazılarına yardım sağlamak için yarışıyorlar, bazılarına ise çeşitli siyasi sebeplerden dolayı yardım sağlayamıyorlar.

Bu da 'felaketlerin siyasallaşması' ve 'siyasallaşma felaketi' sorununa kapı aralıyor. 

Fas'ın birkaç gün önce Richter ölçeğine göre yaklaşık 7 büyüklüğünde, binlerce kişinin ölümüne, yaralanmasına ve yerinden edilmesine yol açan yıkıcı depreme maruz kalmasının hemen ardından, bu felaketin etkileriyle yüzleşmek için yardım ve destek teklifleri yapıldı.

Dünyanın birçok ülkesinden, hatta Kuzeybatı Afrika'da bulunan ülkeyle anlaşmazlık ve çatışma yaşayan ülkelerden bile çağrılar gerçekleşti. 

Aynı şey, Derne şehrini korkunç bir şekilde yok eden ve binlerce kişinin ölümüne ve kaybına yol açan Danyal kasırgasının vurduğu Libya'da da yaşandı.

Felaketin başlangıcındaki çelişkili pozisyonlar ve rakamlar nedeniyle biraz gecikmeye rağmen bir dizi ülke, bu Mağrip ülkesine yardım sağlamaya geldi.

Benzer bir uluslararası çabaya, ülkenin Suriye sınırına yakın güneydoğusu ile kuzey ve batı Suriye'nin büyük bir bölümünü vuran 7,8 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem sonrasında Türkiye de tanık oldu.

Öyle ki Ankara'ya sempati duymayan ülkelerden bile yardımlar geldi. 

Anlaşmazlıkları çözme

Fas'taki Ucda Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Halid Şayat, örneğin Fas depreminin birçok ülkenin Fas'a desteğini ifade etmesi için bir fırsat olduğuna dikkati çekerken, bu ülkelerin destek ve üzüntü postalarıyla, Fas kralıyla telefon görüşmeleri yaparak ya da Rabat'ın büyük ölçüde rasyonellik ve nesnellikle ele aldığı fiili yardım sağlamayı teklif ederek desteklerini dile getirdiğini söyledi. 

Şayat, genel olarak deprem, yanardağ, sel gibi doğal afetlerin veya şiddet içeren doğa olaylarının genellikle ülkeler arasında yakınlaşma için bir fırsat olduğunu ifade etti.

Afet diplomasisi olarak adlandırılan bu trajediler karşısında bazı ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar ortadan kalkıyor.

Siyasetin de kokusu var

Tablo, göründüğü kadar pembe değil. Deprem ve su baskınlarına ilişkin destekler, bazen siyasi hesaplamalar ve yorumlarla yönlendiriliyor.

Bu durum, etkilenen tarafı ya bu yardımı almayı reddetmeye ya da yardım etme niyetini ifade etmesine rağmen düşmanlığı sürdürmeye itiyor.

Bu siyasallaşmaya, Fas ile Cezayir arasında, iki komşu ülkenin başına gelen birtakım felaketlerde yaşananlar örnek gösterilebilir.

Cezayir, Fas'a yardım ulaştırmak için üç büyük kapasiteli uçağı seferber etmeye hazır olduğunu açıkladı.

Ancak Fas, üstü kapalı olarak bu yardıma ihtiyacı olmadığını ifade etti. Ardından iki taraf arasında karşılıklı suçlama dalgası başladı.

Fas bölgeleri hala acil yardıma ihtiyaç duyuyor (Independent Arabia)
Fas bölgeleri hala acil yardıma ihtiyaç duyuyor (Independent Arabia)

Fas'ın tutumunu destekleyenler ve reddedenler arasında görüş ayrılığı yaşandı. Yandaşlar, Rabat'ın Cezayir'e karşı iyi niyetle hareket ettiğini savundu.

Ayrıca 60'tan fazla ülkeden yardım aldığını ve Cezayir'in de yangın felaketine maruz kaldığında benzer yardımları kabul etmediğini söyledi.

Eleştirenler ise Arap komşusuna yardım etmeyi reddetmenin iki komşu ülke arasındaki büyük diplomatik uçurumu artıracağını vurguladı.

Aynı şekilde Fransa da Fas'ta meydana gelen depremle ilgili olarak yardım sağlamaya hazır olduğunu ifade etti.

Ancak Rabat, yalnızca BAE, Katar, İspanya ve İngiltere'den gelen yardımları kabul etti.

Bu durum, Fransız siyaset ve medya sınıfının bir kısmının Fas'a çeşitli suçlamalar yöneltmesine yol açtı.

Daha sonra ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, müdahalede bulunarak doğrudan Faslılara seslendi.

Macron, Fas'ın egemen bir ülke olduğunu ve yaşadığı acının ortasında devam eden siyasi tartışmaların yeri olmadığını dile getirdi. 

Bu çerçevede Halid Şayat, "Doğal afetler meydana geldiğinde ülkeler arasındaki yakınlaşmanın, bu ülkenin etkilenen ülkeyle düşmanlık yoluna devam etmemesi de dahil olmak üzere koşulları da vardır" dedi.

Şayat, "Bu felaketler bazı ülkeler arasındaki düşmanlığı gidermeye yetmiyor" ifadelerini kullandı. 

Uluslararası ilişkiler uzmanı, "Özellikle Mağrip bölgesi pek çok doğal afete sahne oldu. Ancak bu ülkeler uyumsuz ve birbirinden uzak kalmıştır. Afetlerle mücadele konusunda bütünleşik ve uyumlu politikaların olmayışı, onları kendi aralarında savaşmayı sürdürmeye itecektir" şeklinde konuştu. 

Sadr, Libya ve Amerika'nın felaketleri

Afetlerin siyasallaştırılmasının bir başka tezahürü, X platformundaki paylaşımında Libya'yı vuran selleri 'LGBT topluluğuyla normalleşmenin bir sonucu' olarak tanımlayan Iraklı din adamı Mukteda es-Sadr'ın tutumunda açıkça görülüyor.

Sadr, Şii Yüksek Konseyi Başkanı Musa Sadr'ın Libya'da kaybolmasına atıfla, Libya'nın günahının affedilmediğine vurgu yaptı. 

Geçen şubat ayında Türkiye ve Suriye'de geniş alanları aynı anda etkileyen şiddetli bir deprem yaşandığında bu yardımları geri çevirmeyen Türkiye'nin imdadına pek çok ülke yetişti.

Ancak Batılı ülkeler, Şam'a yardım ve kurtarma ekibi göndermekte tereddütlü davrandı. 

ABD, mağdurlara yardım sağlamak amacıyla Şam'daki hükümetle herhangi bir ilişki kurmayı kabul etmedi. Kendini yerel sivil kuruluşlarla çalışmakla sınırladı.

Avrupa Komisyonu ise Suriye hükümetinin izni olmadan malzeme ve tıbbi ekipman sağladı. 

ABD'de geçen ağustos ayında Havai adalarından birinde çıkan yangınlar sırasında afetlerin siyasallaştırıldığı açıktı. Başkan Joe Biden'ın felaket yönetimine yönelik siyasi eleştiri başlatıldı.

Cumhuriyetçiler, desteğim geç sağlandığını, federal yardımın eksik olmasının ve yeterince düzenlenmemesinin, hasarı ve kayıpları daha da artırdığını vurguladı. 

Aynı eleştiri daha önce 2017 yılında Karayipler'de Porto Riko'yu harap eden Maria Kasırgası nedeniyle eski ABD Başkanı Donald Trump'a da yöneltilmişti.

Rakipleri, Porto Riko'da kalabalığa kâğıt havlu fırlattığında onu kurbanların duygularına kayıtsız kalmakla suçlamıştı. 

Bundan önce de eski ABD Başkanı George W. Bush, 2005 yılındaki Katrina Kasırgası nedeniyle muhaliflerinin siyasi saldırılarına maruz kalmıştı.

Siyahi liderler, Washington yönetimini felaketi yanlış yönetmekle suçlamış ve bu durumun yağma, benzin fiyatlarının yükseltilmesi ve bağışların istismar edilmesi gibi birçok ciddi soruna yol açtığını belirtmişti. 

Devletin aklı

Doğal afetlerin bu şekilde siyasallaştırılmasına ilişkin olarak uluslararası ilişkiler profesörü Moulay Hişam Mutadid, "Ülkelerin dış politikaları, uluslararası ilişkilerini yönetme vizyonları; uluslararası işbirliği ve insani işbirliği mantığına dahil olma yollarına ilişkin ilkeleri ile bağlantılıdır" dedi. 

Mutadid'e göre belirli stratejik gündemlerle bağlantılı belirli siyasi hedeflere ulaşmak için yardım sağlamayı siyasallaştıran ülkeler ve rejimler var.

Devletin yaklaşımı ve siyasi metodolojisi ne olursa olsun, uluslararası yardım sağlamanın tüm mantığının siyasallaştırıldığını söyleyen Mutadid, "Çünkü devlet nazarında, belli bir yardımın verildiği ya da alındığı duyurulduktan sonra, yardımla ilgili tarafların niyetleri ya da yönelimleri ne olursa olsun, süreç politika bölümüne yazılmıştır" ifadelerini kullandı.

Aynı uzman, insanlık mantığından ve halkların dayanışmasından uzak olarak, devletin davranışlarının asil amaçlar veya insani yönelimler için olsa bile siyasetle ve çoğu karar ve hareketi ile yakından bağlantılı olduğunu söylerken, "Derinliği itibarıyla mükemmel bir siyasi eylem olarak kalır. Çünkü devletin kökeni ve dinamizmi buna bağlıdır. Bu nedenle devletin veya rejimin herhangi bir hareketinin siyasi içeriğini boşaltmak kesinlikle imkansızdır" diye konuştu. 

Moulay Hişam Mutadid, "İnsani yardım sağlama kararları, devletin aklı, sisteminin niteliği ve jeo-tarihsel rotası ile siyasi alandaki dinamizmini temel alan hassas hesaplamalara göre belirleniyor" şeklinde konuştu. 

İçeriden siyasallaşma

Deprem, kasırga veya sel gibi doğal afetlere maruz kalan ülkelerdeki hükümetlerin çoğu, muhaliflerinin siyasi eleştirilerinden kurtulamadı.

Bu eleştiriler, felaketi yönetmedeki hataları, mağdurlara müdahale etme ve kurtarmadaki gecikmeleri ve diğer eleştirileri içeriyor. 

Fas'ta yaşanan son depremden en çok dağlık bölgelerdeki köyler etkilendi (Independent Arabia)
Fas'ta yaşanan son depremden en çok dağlık bölgelerdeki köyler etkilendi (Independent Arabia)

Fas örneğinde, depremin başladığı 8 Eylül'den bu yana yetkililerin gösterdiği çabalara ve askeri güçlerin sevk edilmesine rağmen ve ayrıca büyük halk dayanışmasına rağmen, mağdurların ailelerinden ve hatta sivil toplum kuruluşlarından, yetkililerin yaşananlara yavaş tepki verdiğinden şikayetçi sesler yükseldi. 

Bu bağlamda siyaset bilimi araştırmacısı Ahmed el-Mazkeldi, "Genel olarak felaket, her ne olursa olsun, herhangi bir hükümetin veya herhangi bir otoritenin hesaplarını öylesine karıştırıyor ki, Amerika'da meydana gelen felaketler gibi, dünyanın en güçlü ülkeleri bile her yönden iç eleştirilere maruz kalıyor" dedi. 

Araştırmacı, Fas depreminde bazı tarafların, mağdurları kurtarma çabalarındaki yavaşlamayı eleştirdiğini söyledi.

Ancak durum böyle değil. Çünkü yetkililer, kendilerini, etkilenen bölgelere giden yolları kesen dağ kayalarına ek olarak, etkilenen bölgelerin engebeli arazisi tarafından kuşatılmış durumda buldular.

Bu nedenle bunlar, yetenekleri ne olursa olsun, yetkililerin ve yardım çalışanlarının kontrolü dışındaki doğal faktörlerdir.

Deprem örneğinde yerel yönetimlerin suçlanabileceği şeyin, kalkınmanın tüm bölgeler arasındaki zayıf dağılımı olduğunu belirten Mazkeldi, etkilenen bölgelerde yaşayanların kalkınmanın kırılganlığı nedeniyle çektiği acıların boyutu, sakinlerin yaşadığı kerpiç evlerden ve altyapının depremden önce bile bozulmasından da anlaşılabileceği gibi somut hale geldiğini söyledi. 

Libya'yla ilgili olarak ise Ahmed el-Mazkeldi, yıkıcı kasırganın, iç siyasi çatışmaların felaketin seyri ve yansımaları üzerindeki etkisinin boyutunu gösterdiğine, bunun da ülkede savaşan taraflar arasında koordinasyon eksikliğine neden olduğuna dikkati çekti.

Mazkeldi, "Temsilciler Meclisi hükümeti ile Ulusal Birlik Hükümeti arasında, daha fazla kişinin kurtarılamaması ve her iki tarafın sağladığı çelişkili kayıp verileri nedeniyle, dış malzeme ve yardımlarda yaşanan gecikmeler konusunda da anlaşmazlıklar var" dedi. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Uluslararası Af Örgütü'nden İsrail’in Suriye’nin güneyindeki ev yıkımlarına ilişkin "Savaş Suçu" soruşturması çağrısı

Golan Tepeleri'nde Suriye ile İsrail arasındaki kuvvetlerin ayrılması bölgesi (Arşiv - Reuters)
Golan Tepeleri'nde Suriye ile İsrail arasındaki kuvvetlerin ayrılması bölgesi (Arşiv - Reuters)
TT

Uluslararası Af Örgütü'nden İsrail’in Suriye’nin güneyindeki ev yıkımlarına ilişkin "Savaş Suçu" soruşturması çağrısı

Golan Tepeleri'nde Suriye ile İsrail arasındaki kuvvetlerin ayrılması bölgesi (Arşiv - Reuters)
Golan Tepeleri'nde Suriye ile İsrail arasındaki kuvvetlerin ayrılması bölgesi (Arşiv - Reuters)

Uluslararası Af Örgütü bugün yaptığı açıklamada, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana İsrail ordusunun Suriye'nin güneyindeki sivil konutları yıkmasının "savaş suçu" kapsamında soruşturulması gerektiğini belirtti.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından İsrail, 1974 tarihli Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması uyarınca Golan Tepeleri'nde İsrail ve Suriye güçlerini ayıran ve Birleşmiş Milletler (BM) denetiminde olan tampon bölgeye asker konuşlandırdı.

İsrail, işgal altındaki Golan Tepeleri'ne komşu Kuneytra vilayeti başta olmak üzere Suriye topraklarına defalarca sızdı ve ülkenin güneyinde silahsızlandırılmış bir bölge oluşturmayı hedeflediğini ilan etti.

Uluslararası Af Örgütü tarafından yayımlanan bildiride, "İsrail ordusunun Aralık 2024'ten bu yana Suriye'nin güneyindeki Kuneytra vilayetinde, mutlak bir askeri gereklilik olmaksızın sivil evleri kasıtlı olarak yıkması, savaş suçu olarak soruşturulmalıdır" denildi. Açıklamada ayrıca, "İsrail, uluslararası insancıl hukukun bu ağır ihlalleri için tazminat ödemekle yükümlüdür" ifadelerine yer verildi.

Örgüt, "8 Aralık 2024’te -Beşşar Esed liderliğindeki eski Suriye hükümetinin düştüğü gün- İsrail askeri güçlerinin, 1967’den beri işgal altında tuttuğu Golan Tepeleri’nden geçerek Kuneytra’da BM tarafından belirlenen silahsızlandırılmış bölge içindeki üç köy ve kasabaya girdiğini, evlere baskın düzenleyerek sakinlerine tahliye emri verdiğini" belirtti.

Açıklamanın devamında, "Takip eden altı ay boyunca İsrail ordusu, görgü tanıklarının kendilerine ve komşularına ait olduğunu belirttiği en az 23 sivil binayı yıktı veya hasar verdi" denildi. Uluslararası Af Örgütü, söz konusu köylerdeki 23 binada meydana gelen hasar ve yıkımı uydu görüntüleri aracılığıyla teyit ettiğini bildirdi.

Uluslararası Af Örgütü Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölge Ofisi Başkan Yardımcısı Kristine Beckerle, "İsrail'in sınır güvenliğini sağlama gerekçesi, başka bir ülkenin topraklarındaki insanların evlerini ve köylerini yerle bir etmek veya havaya uçurmak için bir mazeret olarak kullanılamaz" dedi.

İsrail'in Suriye'nin güneyindeki operasyonları, Şam'daki yeni yetkililerin son aylarda İsrailli yetkililerle onlarca yıl süren düşmanlığın ardından bir güvenlik anlaşmasına yaklaşan görüşmeler yürüttüğü sırada dahi devam etti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İsrail, 1967 savaşında Golan Tepeleri'nin bir kısmını işgal etti ve ardından 1981 yılında burayı ilhak etti. İsrail’in bu adımı, ABD dışındaki uluslararası toplum tarafından tanınmamaktadır.


İşgal altındaki Batı Şeria’da İsrail ateşi sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Huvara kasabasında silahlı yerleşimciler ve İsrail askerleri (Arşiv – AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Huvara kasabasında silahlı yerleşimciler ve İsrail askerleri (Arşiv – AFP)
TT

İşgal altındaki Batı Şeria’da İsrail ateşi sonucu bir Filistinli hayatını kaybetti

İşgal altındaki Batı Şeria’nın Huvara kasabasında silahlı yerleşimciler ve İsrail askerleri (Arşiv – AFP)
İşgal altındaki Batı Şeria’nın Huvara kasabasında silahlı yerleşimciler ve İsrail askerleri (Arşiv – AFP)

Filistin Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, işgal altında bulunan Batı Şeria’nın Ramallah kentinin kuzeyindeki Cilcilya köyü yakınlarında yerleşimcilerin düzenlediği bir saldırı sırasında Filistinli bir çocuk hayatını kaybetti.

Bakanlık tarafından bugün yapılan açıklamada, “Cilcilya köyü yakınlarında işgal güçlerinin açtığı ateş sonucu 16 yaşındaki Yusuf Ali Yusuf Kaabane şehit oldu” denildi.

Filistin Kızılayı daha önce yaptığı açıklamada, ekiplerinin ‘15 yaşında bir çocuğun göğsünden gerçek mermiyle ağır yaralandığı’ bilgisini verdiğini aktarmıştı.

Bakanlık ve Filistin Kızılayı, AFP’ye yaptıkları açıklamada, merminin kaynağının kesin olarak belirlenemediğini, saldırı sırasında İsrail ordusunun yerleşimcilerle birlikte bölgede bulunduğunu ve her iki tarafın da Filistinlilere doğru ateş açtığını belirtti.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise yerleşimci saldırısının Ramallah’ın kuzeyindeki Sincil, Abvin ve Cilcilya köylerini hedef aldığını bildirdi.

WAFA, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde “çok sayıda silahlı yerleşimcinin söz konusu köylerdeki evlere saldırdığı, çobanları kovalayarak koyunlarını çaldığı ve bölge sakinlerinin saldırılara karşı koyduğu” bilgisini paylaştı.

dfbgrhty
Ramallah’ın kuzeydoğusundaki bir İsrail yerleşimi, 12 Mart 2026 (AFP)

Filistin Kızılayı daha sonra yayımladığı kısa bir açıklamada, ekiplerinin Sincil ve Cilcilya’ya yönelik yerleşimci saldırısı sırasında ‘4 yaralanmayla ilgilendiğini’ bildirdi. Açıklamada, yaralananlardan ikisinin plastik mermiyle, ikisinin ise darp sonucu yaralandığı ve hastaneye sevk işlemlerinin sürdüğü belirtildi.

İsrail ordusu ise olayla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı.

İsrail’in 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da günlük şiddet olayları yaşanıyor. AFP’nin Filistin Yönetimi verilerine dayandırdığı bilgilere göre, 2023’te Gazze savaşının başlamasından bu yana İsrail askerleri veya yerleşimciler tarafından en az bin 71 Filistinli öldürüldü; bunlar arasında çocuklar ve bazı silahlı kişiler de bulunuyor.

Öte yandan İsrail resmî verilerine göre, aynı dönemde Filistinli saldırılarında veya İsrail’in askeri operasyonları sırasında en az 46 İsrailli sivil ve asker hayatını kaybetti.


İsrail, İran ateşkesinden sonra Gazze’ye saldırılarını şiddetlendirdi

İsrail'in Gazze şehrine yönelik iki yıllık saldırısı sırasında yıkılan konut binalarının kalıntıları yakınında, yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (Reuters)
İsrail'in Gazze şehrine yönelik iki yıllık saldırısı sırasında yıkılan konut binalarının kalıntıları yakınında, yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (Reuters)
TT

İsrail, İran ateşkesinden sonra Gazze’ye saldırılarını şiddetlendirdi

İsrail'in Gazze şehrine yönelik iki yıllık saldırısı sırasında yıkılan konut binalarının kalıntıları yakınında, yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (Reuters)
İsrail'in Gazze şehrine yönelik iki yıllık saldırısı sırasında yıkılan konut binalarının kalıntıları yakınında, yerinden edilmiş Filistinlilere barınak sağlayan çadırlar (Reuters)

İsrail’in ABD ile birlikte İran’a karşı yürüttüğü savaşta varılan ateşkesin üzerinden geçen beş haftalık süreçte, Gazze’ye yönelik saldırılarında ciddi bir artış yaşandı. İsrail ordusu, Filistinli direniş grubu Hamas’ın yıkıma uğramış bölgede gücünü pekiştirdiği gerekçesiyle saldırılarını yoğunlaştırırken, sivil kayıplar artmaya devam ediyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı verilerine göre, İran savaşında ateşkesin başladığı 8 Nisan’dan bu yana Gazze’de 8’i kadın, 13’ü çocuk olmak üzere toplam 120 Filistinli hayatını kaybetti. Bu rakam, İsrail’in hava saldırılarını İran’a odakladığı önceki beş haftalık döneme göre %20’lik bir artışa tekabül ediyor. Çatışma izleme örgütü ACLED’in nisan ayı raporu da bu tabloyu doğrulayarak, İsrail’in Gazze’deki saldırılarının mart ayına oranla %35 arttığını ortaya koydu.

Trump’ın planı sekteye mi uğruyor?

Saldırılardaki bu artış, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşı durdurma ve yeniden imar sürecini başlatma planındaki ilerlemenin aksadığının yeni bir işareti olarak değerlendiriliyor.

Han Yunus’taki enkazların arasında ailesiyle birlikte yaşayan ve 28 Nisan’daki saldırıda bir oğlunu kaybeden görme engelli Lavi el-Neccar (36), durumu şu sözlerle özetliyor: “Savaş hâlâ devam ediyor. Sadece kâğıt üzerinde, ilanlarda durdu; ama sahada, gerçek hayatta savaş hiç bitmedi.”

Ordu: Hamas yeniden silahlanıyor

İsrail ordusu saldırıların yoğunlaşma sebebi hakkında resmi bir açıklama yapmasa da Şarku'l Avsat'ın Reuters’ten aktardığına göre dört savunma yetkilisi, ordunun son haftalarda Binyamin Netanyahu hükümetini uyardığını belirtti. Yetkililer, Hamas’ın bölgedeki hakimiyetini sıkılaştırdığını, güçlerini yeniden organize ettiğini ve silah üretimine başladığını ileri sürüyor.

İsmini vermeyen bir askeri yetkili ise Gazze’deki ateşkesin İsrail’e "yakın tehditlerle ilgilenme imkânı" sunduğunu belirterek, henüz resmi bir emir gelmese de ordunun Gazze’de yeniden kapsamlı bir çatışmaya dönmek için operasyonel planlarını hazır tuttuğunu ifade etti.

Ufukta çözüm gözükmüyor

Ekim ayında varılan anlaşma, yaklaşık iki yıl süren savaşın ardından büyük çaplı çatışmaları sınırlamayı hedefliyordu. Ancak İsrail birliklerinin çekilmesi, militanların silahsızlandırılması ve Gazze’nin yeniden inşasını öngören kalıcı bir barış formülüne henüz ulaşılamadı.

İsrail güçleri halen Gazze Şeridi’nin yarısından fazlasını işgal altında tutarken, binaların çoğunu yıktı ve bölge sakinlerine tahliye emirleri verdi. Şu an iki milyondan fazla insan, kıyı şeridindeki dar bir alanda, hasarlı binalarda veya Hamas’ın fiilen kontrolü elinde tuttuğu bölgelerdeki çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor.

Ekim ayındaki ateşkesten bu yana düzenlenen saldırılarda toplamda yaklaşık 850 Filistinli hayatını kaybetti. Aynı dönemde 4 İsrail askeri silahlı gruplar tarafından öldürüldü. İsrail’in son dönemdeki hedefleri arasında, Hamas’a bağlı polis güçleri ve güvenlik noktaları da bulunuyor; 14 Nisan’dan bu yana en az 14 polisin öldüğü bildirildi.

İsrail, ABD ile koordineli olarak İran’ı bombalamaya başladığından bu yana askeri operasyonlarının hızını artırırken, Lübnan’da Hizbullah’a karşı yürüttüğü kara ve hava harekâtı da ABD arabuluculuğundaki ayrı bir ateşkese rağmen düşük yoğunluklu da olsa devam ediyor.