Afetlerin küresel ölçekte siyasallaşması: İnsanlığın başka hedefleri var

Fas, depremin ardından birçok ülkeden yardım kabul etmeyi reddetti. Sadr, Libya kasırgası hakkında ‘affedilemez bir günah’ nitelendirmesi yaptı

İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)
İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)
TT

Afetlerin küresel ölçekte siyasallaşması: İnsanlığın başka hedefleri var

İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)
İtfaiyeciler, Fas'ta yıkılan evlerin enkazı altında kalan mağdurları arama görevinde (AFP)

Hasan el-Eşref 

Her küresel olayda olduğu gibi, deprem, sel, kasırga gibi doğal afetler de insanlar arasında cinsiyet, mali, sosyal ve eğitim düzeyi açısından ayrım yapmıyor.

'Afet demokrasisi' olarak adlandırılabilecek durumda, pek çok ülke, aralarında siyasi anlaşmazlıklar ve düşmanlıklar olsa bile, felaketten etkilenen ülkelere desteklerini hızlıca ifade ediyor.

Ayrıca ülkeler ve uluslararası kuruluşlar, bu afetlerden etkilenen ülkeler arasında ayrım yapmaktan çekinmiyor.

Öyle ki bazılarına yardım sağlamak için yarışıyorlar, bazılarına ise çeşitli siyasi sebeplerden dolayı yardım sağlayamıyorlar.

Bu da 'felaketlerin siyasallaşması' ve 'siyasallaşma felaketi' sorununa kapı aralıyor. 

Fas'ın birkaç gün önce Richter ölçeğine göre yaklaşık 7 büyüklüğünde, binlerce kişinin ölümüne, yaralanmasına ve yerinden edilmesine yol açan yıkıcı depreme maruz kalmasının hemen ardından, bu felaketin etkileriyle yüzleşmek için yardım ve destek teklifleri yapıldı.

Dünyanın birçok ülkesinden, hatta Kuzeybatı Afrika'da bulunan ülkeyle anlaşmazlık ve çatışma yaşayan ülkelerden bile çağrılar gerçekleşti. 

Aynı şey, Derne şehrini korkunç bir şekilde yok eden ve binlerce kişinin ölümüne ve kaybına yol açan Danyal kasırgasının vurduğu Libya'da da yaşandı.

Felaketin başlangıcındaki çelişkili pozisyonlar ve rakamlar nedeniyle biraz gecikmeye rağmen bir dizi ülke, bu Mağrip ülkesine yardım sağlamaya geldi.

Benzer bir uluslararası çabaya, ülkenin Suriye sınırına yakın güneydoğusu ile kuzey ve batı Suriye'nin büyük bir bölümünü vuran 7,8 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem sonrasında Türkiye de tanık oldu.

Öyle ki Ankara'ya sempati duymayan ülkelerden bile yardımlar geldi. 

Anlaşmazlıkları çözme

Fas'taki Ucda Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Halid Şayat, örneğin Fas depreminin birçok ülkenin Fas'a desteğini ifade etmesi için bir fırsat olduğuna dikkati çekerken, bu ülkelerin destek ve üzüntü postalarıyla, Fas kralıyla telefon görüşmeleri yaparak ya da Rabat'ın büyük ölçüde rasyonellik ve nesnellikle ele aldığı fiili yardım sağlamayı teklif ederek desteklerini dile getirdiğini söyledi. 

Şayat, genel olarak deprem, yanardağ, sel gibi doğal afetlerin veya şiddet içeren doğa olaylarının genellikle ülkeler arasında yakınlaşma için bir fırsat olduğunu ifade etti.

Afet diplomasisi olarak adlandırılan bu trajediler karşısında bazı ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar ortadan kalkıyor.

Siyasetin de kokusu var

Tablo, göründüğü kadar pembe değil. Deprem ve su baskınlarına ilişkin destekler, bazen siyasi hesaplamalar ve yorumlarla yönlendiriliyor.

Bu durum, etkilenen tarafı ya bu yardımı almayı reddetmeye ya da yardım etme niyetini ifade etmesine rağmen düşmanlığı sürdürmeye itiyor.

Bu siyasallaşmaya, Fas ile Cezayir arasında, iki komşu ülkenin başına gelen birtakım felaketlerde yaşananlar örnek gösterilebilir.

Cezayir, Fas'a yardım ulaştırmak için üç büyük kapasiteli uçağı seferber etmeye hazır olduğunu açıkladı.

Ancak Fas, üstü kapalı olarak bu yardıma ihtiyacı olmadığını ifade etti. Ardından iki taraf arasında karşılıklı suçlama dalgası başladı.

Fas bölgeleri hala acil yardıma ihtiyaç duyuyor (Independent Arabia)
Fas bölgeleri hala acil yardıma ihtiyaç duyuyor (Independent Arabia)

Fas'ın tutumunu destekleyenler ve reddedenler arasında görüş ayrılığı yaşandı. Yandaşlar, Rabat'ın Cezayir'e karşı iyi niyetle hareket ettiğini savundu.

Ayrıca 60'tan fazla ülkeden yardım aldığını ve Cezayir'in de yangın felaketine maruz kaldığında benzer yardımları kabul etmediğini söyledi.

Eleştirenler ise Arap komşusuna yardım etmeyi reddetmenin iki komşu ülke arasındaki büyük diplomatik uçurumu artıracağını vurguladı.

Aynı şekilde Fransa da Fas'ta meydana gelen depremle ilgili olarak yardım sağlamaya hazır olduğunu ifade etti.

Ancak Rabat, yalnızca BAE, Katar, İspanya ve İngiltere'den gelen yardımları kabul etti.

Bu durum, Fransız siyaset ve medya sınıfının bir kısmının Fas'a çeşitli suçlamalar yöneltmesine yol açtı.

Daha sonra ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, müdahalede bulunarak doğrudan Faslılara seslendi.

Macron, Fas'ın egemen bir ülke olduğunu ve yaşadığı acının ortasında devam eden siyasi tartışmaların yeri olmadığını dile getirdi. 

Bu çerçevede Halid Şayat, "Doğal afetler meydana geldiğinde ülkeler arasındaki yakınlaşmanın, bu ülkenin etkilenen ülkeyle düşmanlık yoluna devam etmemesi de dahil olmak üzere koşulları da vardır" dedi.

Şayat, "Bu felaketler bazı ülkeler arasındaki düşmanlığı gidermeye yetmiyor" ifadelerini kullandı. 

Uluslararası ilişkiler uzmanı, "Özellikle Mağrip bölgesi pek çok doğal afete sahne oldu. Ancak bu ülkeler uyumsuz ve birbirinden uzak kalmıştır. Afetlerle mücadele konusunda bütünleşik ve uyumlu politikaların olmayışı, onları kendi aralarında savaşmayı sürdürmeye itecektir" şeklinde konuştu. 

Sadr, Libya ve Amerika'nın felaketleri

Afetlerin siyasallaştırılmasının bir başka tezahürü, X platformundaki paylaşımında Libya'yı vuran selleri 'LGBT topluluğuyla normalleşmenin bir sonucu' olarak tanımlayan Iraklı din adamı Mukteda es-Sadr'ın tutumunda açıkça görülüyor.

Sadr, Şii Yüksek Konseyi Başkanı Musa Sadr'ın Libya'da kaybolmasına atıfla, Libya'nın günahının affedilmediğine vurgu yaptı. 

Geçen şubat ayında Türkiye ve Suriye'de geniş alanları aynı anda etkileyen şiddetli bir deprem yaşandığında bu yardımları geri çevirmeyen Türkiye'nin imdadına pek çok ülke yetişti.

Ancak Batılı ülkeler, Şam'a yardım ve kurtarma ekibi göndermekte tereddütlü davrandı. 

ABD, mağdurlara yardım sağlamak amacıyla Şam'daki hükümetle herhangi bir ilişki kurmayı kabul etmedi. Kendini yerel sivil kuruluşlarla çalışmakla sınırladı.

Avrupa Komisyonu ise Suriye hükümetinin izni olmadan malzeme ve tıbbi ekipman sağladı. 

ABD'de geçen ağustos ayında Havai adalarından birinde çıkan yangınlar sırasında afetlerin siyasallaştırıldığı açıktı. Başkan Joe Biden'ın felaket yönetimine yönelik siyasi eleştiri başlatıldı.

Cumhuriyetçiler, desteğim geç sağlandığını, federal yardımın eksik olmasının ve yeterince düzenlenmemesinin, hasarı ve kayıpları daha da artırdığını vurguladı. 

Aynı eleştiri daha önce 2017 yılında Karayipler'de Porto Riko'yu harap eden Maria Kasırgası nedeniyle eski ABD Başkanı Donald Trump'a da yöneltilmişti.

Rakipleri, Porto Riko'da kalabalığa kâğıt havlu fırlattığında onu kurbanların duygularına kayıtsız kalmakla suçlamıştı. 

Bundan önce de eski ABD Başkanı George W. Bush, 2005 yılındaki Katrina Kasırgası nedeniyle muhaliflerinin siyasi saldırılarına maruz kalmıştı.

Siyahi liderler, Washington yönetimini felaketi yanlış yönetmekle suçlamış ve bu durumun yağma, benzin fiyatlarının yükseltilmesi ve bağışların istismar edilmesi gibi birçok ciddi soruna yol açtığını belirtmişti. 

Devletin aklı

Doğal afetlerin bu şekilde siyasallaştırılmasına ilişkin olarak uluslararası ilişkiler profesörü Moulay Hişam Mutadid, "Ülkelerin dış politikaları, uluslararası ilişkilerini yönetme vizyonları; uluslararası işbirliği ve insani işbirliği mantığına dahil olma yollarına ilişkin ilkeleri ile bağlantılıdır" dedi. 

Mutadid'e göre belirli stratejik gündemlerle bağlantılı belirli siyasi hedeflere ulaşmak için yardım sağlamayı siyasallaştıran ülkeler ve rejimler var.

Devletin yaklaşımı ve siyasi metodolojisi ne olursa olsun, uluslararası yardım sağlamanın tüm mantığının siyasallaştırıldığını söyleyen Mutadid, "Çünkü devlet nazarında, belli bir yardımın verildiği ya da alındığı duyurulduktan sonra, yardımla ilgili tarafların niyetleri ya da yönelimleri ne olursa olsun, süreç politika bölümüne yazılmıştır" ifadelerini kullandı.

Aynı uzman, insanlık mantığından ve halkların dayanışmasından uzak olarak, devletin davranışlarının asil amaçlar veya insani yönelimler için olsa bile siyasetle ve çoğu karar ve hareketi ile yakından bağlantılı olduğunu söylerken, "Derinliği itibarıyla mükemmel bir siyasi eylem olarak kalır. Çünkü devletin kökeni ve dinamizmi buna bağlıdır. Bu nedenle devletin veya rejimin herhangi bir hareketinin siyasi içeriğini boşaltmak kesinlikle imkansızdır" diye konuştu. 

Moulay Hişam Mutadid, "İnsani yardım sağlama kararları, devletin aklı, sisteminin niteliği ve jeo-tarihsel rotası ile siyasi alandaki dinamizmini temel alan hassas hesaplamalara göre belirleniyor" şeklinde konuştu. 

İçeriden siyasallaşma

Deprem, kasırga veya sel gibi doğal afetlere maruz kalan ülkelerdeki hükümetlerin çoğu, muhaliflerinin siyasi eleştirilerinden kurtulamadı.

Bu eleştiriler, felaketi yönetmedeki hataları, mağdurlara müdahale etme ve kurtarmadaki gecikmeleri ve diğer eleştirileri içeriyor. 

Fas'ta yaşanan son depremden en çok dağlık bölgelerdeki köyler etkilendi (Independent Arabia)
Fas'ta yaşanan son depremden en çok dağlık bölgelerdeki köyler etkilendi (Independent Arabia)

Fas örneğinde, depremin başladığı 8 Eylül'den bu yana yetkililerin gösterdiği çabalara ve askeri güçlerin sevk edilmesine rağmen ve ayrıca büyük halk dayanışmasına rağmen, mağdurların ailelerinden ve hatta sivil toplum kuruluşlarından, yetkililerin yaşananlara yavaş tepki verdiğinden şikayetçi sesler yükseldi. 

Bu bağlamda siyaset bilimi araştırmacısı Ahmed el-Mazkeldi, "Genel olarak felaket, her ne olursa olsun, herhangi bir hükümetin veya herhangi bir otoritenin hesaplarını öylesine karıştırıyor ki, Amerika'da meydana gelen felaketler gibi, dünyanın en güçlü ülkeleri bile her yönden iç eleştirilere maruz kalıyor" dedi. 

Araştırmacı, Fas depreminde bazı tarafların, mağdurları kurtarma çabalarındaki yavaşlamayı eleştirdiğini söyledi.

Ancak durum böyle değil. Çünkü yetkililer, kendilerini, etkilenen bölgelere giden yolları kesen dağ kayalarına ek olarak, etkilenen bölgelerin engebeli arazisi tarafından kuşatılmış durumda buldular.

Bu nedenle bunlar, yetenekleri ne olursa olsun, yetkililerin ve yardım çalışanlarının kontrolü dışındaki doğal faktörlerdir.

Deprem örneğinde yerel yönetimlerin suçlanabileceği şeyin, kalkınmanın tüm bölgeler arasındaki zayıf dağılımı olduğunu belirten Mazkeldi, etkilenen bölgelerde yaşayanların kalkınmanın kırılganlığı nedeniyle çektiği acıların boyutu, sakinlerin yaşadığı kerpiç evlerden ve altyapının depremden önce bile bozulmasından da anlaşılabileceği gibi somut hale geldiğini söyledi. 

Libya'yla ilgili olarak ise Ahmed el-Mazkeldi, yıkıcı kasırganın, iç siyasi çatışmaların felaketin seyri ve yansımaları üzerindeki etkisinin boyutunu gösterdiğine, bunun da ülkede savaşan taraflar arasında koordinasyon eksikliğine neden olduğuna dikkati çekti.

Mazkeldi, "Temsilciler Meclisi hükümeti ile Ulusal Birlik Hükümeti arasında, daha fazla kişinin kurtarılamaması ve her iki tarafın sağladığı çelişkili kayıp verileri nedeniyle, dış malzeme ve yardımlarda yaşanan gecikmeler konusunda da anlaşmazlıklar var" dedi. 

Independent Arabia - Independent Türkçe



Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
TT

Fuad Hüseyin: Trump'ın özel temsilcisi Mark Savaya'nın yerine Irak dosyasını Tom Barrack devraldı

ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)
ABD'nin Suriye Büyükelçisi Tom Barrack (Arşiv- AFP)

Irak Dışişleri Bakanı ve cumhurbaşkanı adayı Fuad Hüseyin, Mark Savaya'nın artık ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak özel temsilcisi olarak görev yapmadığını ve yerine Tom Barrack'ın "Irak dosyasını yönettiğini" belirtti.

Hüseyin, Kurdistan 24 televizyonuna bugün verdiği röportajda, ABD'nin Nuri el-Maliki'nin başbakan adaylığına ilişkin tutumunun yeni bir durum yarattığını ifade etti.

Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) cumhurbaşkanlığı adayı Hüseyin, "Koordinasyon çerçevesi hâlâ Nuri el-Maliki'nin aday gösterilmesinde ısrar ediyor, ancak Amerika'nın son tutumu yeni bir durum yarattı ve Washington'un el-Maliki hakkındaki görüşünün geçici mi yoksa kalıcı mı olduğu belirsiz" ifadesini kullandı.

Bu değişiklik, Washington'un Irak siyasetinde İran etkisini sınırlama çabaları nedeniyle Washington ve Bağdat arasında artan gerilimlerin ortasında gerçekleşti.

Savaya, Iraklı-Amerikalı Hristiyan bir iş adamı ve Trump tarafından üst düzey görevlere atanan birkaç Arap-Amerikalıdan biri. Trump, Detroit'te ve ülke genelinde Arap ve Müslüman oylarını kazanmak için 2024 başkanlık kampanyasını yoğunlaştırmıştı.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir kaynak, Savaya'nın, eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin bir sonraki başbakanlık için aday gösterilmesini engelleyememesi de dahil olmak üzere, önemli durumları "yanlış yönettiğini" söyledi. Bu, Trump'ın Bağdat'ı açıkça uyardığı bir hamleydi.

Detroit'te bir kenevir işletmesi olan ve Trump ile yakın bağları bulunan Savaya'nın diplomatik deneyiminin olmaması göz önüne alındığında, elçi olarak seçilmesi sürpriz oldu. İki kaynak, atanmasından bu yana Irak'a resmi olarak seyahat etmediğini söyledi.

İki Iraklı yetkili, cuma günü Irak'ı ziyaret edip üst düzey yetkililerle görüşmeler yapmasının planlandığını ancak aniden bu görüşmeleri iptal ettiğini söyledi.

Bu olay, Trump'ın Irak'ı Maliki'yi başbakan olarak yeniden seçmesi halinde Washington'un petrol zengini ve ABD'nin yakın müttefiki olan bu ülkeye tüm desteğini keseceği konusunda uyarmasından günler sonra gerçekleşti.

ABD'nin görev süresi boyunca mezhep çatışmalarını körüklemek ve DEAŞ'ın yükselişine izin vermekle suçladığı Maliki, Irak'ın en büyük parlamento bloğu tarafından birkaç gün önce başbakanlığa aday gösterildi.


Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
TT

Haseke Valiliği için SDG'nin adayı kimdir?

Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)
Eski SDG üyeleri, bugün Suriye'nin kuzeyindeki Rakka kentinde hükümet tarafından işletilen bir uzlaşma merkezinin önünde duruyor (AP)

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Haseke Valiliği için aday gösterdiği Nureddin Ahmed, Suriye hükümetinin adaylığına onay verdiğini açıkladı. Ahmed, bugün yaptığı medya açıklamasında, hükümet ile SDG arasında yarın yürürlüğe girmesi beklenen anlaşmanın başlamasından saatler önce, önümüzdeki iki gün içinde bir siyasi heyetle birlikte Şam’ı ziyaret edeceğini söyledi.

Şam’daki kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, adaylığa ilkesel düzeyde onay verildiğini ancak henüz resmi atama kararnamesinin çıkarılmadığını ve onayın resmen ilan edilmediğini ifade ettiler. Bu gelişmeler yaşanırken, dün Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Eş-Şara, görüşmede devletin Kürtlerin haklarına saygılı olduğunu vurgulayarak, tüm Suriyelilerin yasa önünde eşit ve eşit haklara sahip bulunduğunu belirtti.

Barzani ise Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan kapsamlı anlaşmaya desteğini dile getirerek, anlaşmanın Suriye’nin birlik ve istikrarını garanti edecek şekilde uygulanmasının önemini vurguladı. Taraflar, anlaşmanın hayata geçirilmesi ve Suriye ile bölgesel istikrarın sağlanması için ortak iş birliği ve koordinasyonun önemini kaydetti.

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin AhmedSDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed (  Dolaşımda)

SDG’nin Haseke Valiliği adayı Nureddin Ahmed, bilinen adıyla “Ebu Ömer Hanika”, North Press ajansına yaptığı açıklamada, Suriye hükümetinin adaylığını kabul ettiğini ve iki gün içinde siyasi bir heyetle birlikte Şam’a gideceğini doğruladı.

1969 yılında Kamışlı’da doğan Ahmed, 2014 yılından bu yana SDG Genel Komutanlık üyesi ve halkla ilişkiler sorumlusu olarak görev yapıyor. Şam Üniversitesi Makine ve Elektrik Mühendisliği Fakültesi’nden mezun olan Ahmed, 1993–2012 yılları arasında Haseke ve Kamışlı’daki Telekomünikasyon Müdürlüğü’nde mühendis olarak çalıştı. 2011’de Esed yönetimine karşı protestolara katılması nedeniyle görevinden uzaklaştırılan Ahmed, 2014 yılında DEAŞ’ın Kobani’ye düzenlediği saldırılarda oğlu Ömer’i kaybetti.

Kamışlı’daki Alaya Cezaevi’nin de bir süre müdürlüğünü yapan Ebu Ömer Hanika, geniş siyasi ve toplumsal ilişkileri ile biliniyor. Arap ve Kürt toplulukları arasındaki ortak dosyaların yönetilmesi ve gerilimin azaltılmasında önemli rol oynadı. Arap aşiretleri ve Kürt siyasi güçleriyle güçlü ilişkileri bulunana Ebu Ömer, PKK’ye yakınlığı ile tanınıyor.

Suriye hükümeti ile SDG arasında varılan anlaşmanın yarın yürürlüğe girmesi bekleniyor. Anlaşma; ateşkes ilanını, kurumların entegrasyonunu, SDG’nin Haseke Valiliği, Savunma Bakan Yardımcılığı ve bazı üst düzey pozisyonlar için adaylar önermesini ve Halk Meclisi’ne milletvekili adayları göstermesini öngörüyor.

SDG Lideri Mazlum Abdi’nin Haseke Valiliği veya Savunma Bakan Yardımcılığı için aday gösterildiği, ancak herhangi bir resmi görevi kabul etmeyeceğini açıklayarak Kürtler için siyasi referans oluşturma çalışmalarını sürdüreceğini belirttiği ifade edildi.

Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığı için Simenad Afrini (Dolaşımda)

Sızan bilgilere göre, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Başkan Yardımcısı Bedran Ciya Kurd Savunma Bakan Yardımcılığına, Albay Simenad Afrini ise Haseke İç Güvenlik Komutan Yardımcılığına aday gösterildi. Perşembe günü yayımlanan kararla, Haseke İç Güvenlik Komutanlığına ilin yerlilerinden Tuğgeneral Mervan el-Ali atanmıştı.

SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)SDG'den iki kadın savaşçı, Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke'de Suriyeli Kürtlerin düzenlediği bir gösteride  zafer işareti yapıyor (AFP)

Öte yandan SDG, yarından itibaren Haseke’de sokağa çıkma yasağı ilan etti. El-Sevra el-Suriye gazetesi, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde, yasağın, anlaşma kapsamında kente girmesi beklenen Suriye güvenlik güçlerinin halk tarafından karşılanmasını engellemeyi amaçladığını ifade etti.

Anlaşma kapsamında Suriye İç Güvenlik güçleri Haseke ve Kamışlı kentlerine girecek. Bu süreçte özerk yönetim kurumları ile devlet kurumlarının entegrasyonu sağlanacak. Önümüzdeki günlerde Rumeylan ve Süveyde petrol sahalarının Enerji Bakanlığı’na devredilmesi, çalışanların entegrasyonu, Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumu’na teslimi, Semalka Sınır Kapısı’ndaki geçişlerin yeniden başlaması ve özerk yönetim kurumlarının devlet yapısına dahil edilmesi planlanıyor.

Ayrıca Haseke’de 16 bin, Kobani’de ise 6 bin askerden oluşan bir askeri birlik kurulacak. Kürtlerin haklarını düzenleyen 13 No’lu Kararname uygulanacak, Kürtlerin medeni ve eğitim hakları güvence altına alınacak, yerinden edilmiş kişilerin bölgelerine dönüşü sağlanarak istikrar yeniden tesis edilecek.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, yarın sabah saat 06.00’dan itibaren, kamu güvenliği araçlarının kente girişleri tamamlanana kadar sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurdu. Kürt medyası, Mesud Barzani ile SDG Lideri Mazlum Abdi arasında da bir telefon görüşmesi yapıldığını, görüşmede anlaşmanın uygulanmasına ilişkin son gelişmelerin ele alındığı ve sorunların diyalog yoluyla çözülmesi konusunda mutabakata varıldığını bildirdi.

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ise anlaşma ve 13 No’lu Kararname’nin Kürt halkının ulusal haklarının tanınması için diyalog sürecinin önünü açtığını belirterek, tüm Suriyeli bileşenlerin gerçek ortaklık, adalet ve eşitlik temelinde haklarının güvence altına alınmasının ülkenin yüksek çıkarlarını ve kalıcı istikrarı sağlayacağını ifade etti.


BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
TT

BAE'nin çekilmesinin ardından Yemen'de neler oldu?

Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)
Gelişen hizmetler daha iyi bir gelecek umutlarını besledi (AFP)

Tevfik eş-Şenvah

Meşru hükümetin talebi üzerine Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Yemen'den çekilmesinin ardından, 10 yıl boyunca meşru hükümet güçlerine paralel bir silahlı kanat olan Güney Geçiş Konseyi aracılığıyla askeri üstünlüğünü koruyan güneyin kaderi hakkında sorular gündeme geldi.

Bu dönem hem askeri hem de sivil hükümet kurumlarıyla ve ayrıca kalkınma, insani yardım ve sosyal hizmetlerle sürekli bir çatışma ve çekişme olduğu için kolay değildi. Bu durum, derin bölünmelerle zaten zayıflamış ve bu bölünmelerin artık uluslararası toplum tarafından tanınmış, Suudi Arabistan’ın büyük desteği sayesinde iç güveni yeniden kazanan hükümetin yönetimindeki birleşik toprakların kalan kısmını da tehdit ettiği ülkede, BAE’nin ayrılmasının yaratacağı “boşluğun” sonuçları hakkındaki tartışmaları da tetiklemişti.

 Boşluğu doldurmaya yönelik kararlı bir duruş

2025’in Aralık ayının başından 2026’nın Ocak ayının başına kadar Hadramut ve el-Mehra'da yaşanan yoğun olaylarla geçen bir aylık süre, Yemen'deki siyasi, askeri ve hatta hizmetler sahnesini kökten değiştirmeye yetti.

Bu değişikliklerin sonucu olarak, BAE kuvvetleri tüm ekipman ve kaynaklarıyla geri çekildi ve arkasında önemli olaylar, misyonlar ve 10 yıllık hakimiyet, kontrol ve faaliyetin ardından merak uyandıran sorular bıraktı.

Güvenlik ve hizmetlerde yaşanacak boşluk konusunda uyarıda bulunanlar bile, güç dengesinin sahada hızla değişmesi, Suudi Arabistan’ın desteğiyle devletin sahadaki varlığının ciddi bir geri dönüş yaşamasıyla arka plana çekildi. Riyad'ın bu desteğine iyileştirilmiş hizmetler, güvenlik ve maaş ödemelerinin ötesine uzanan çeşitli düzeylerdeki kararlı duruş da eşlik etti. Bu değişiklikler, herkesin dilinde ve Yemenlilerin kendilerine ve ülkelerinin geleceğine olan güvenlerini yeniden kazanmalarıyla zirveye ulaştı.

Enformasyon Bakan Yardımcısı Feyyaz el-Numan, BAE'nin, Cumhurbaşkanı Reşad el-Alimi'nin egemenlik kararı doğrultusunda kurtarılan şehirlerden çekilmesinin ardından, “elektrik ve su gibi temel hizmetlerde kademeli bir iyileşme ve bazı hizmet sektörlerinde göreceli bir normale dönüşle birlikte, sahanın çehresinin açık ve belirgin bir şekilde değişmeye başladığını” söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre web sitesine verdiği röportajda Numan, “geçici başkent Aden ve diğer kurtarılan şehirlerdeki bu artan iyileşmenin bir tesadüf olmadığını, aksine ikilik, karar alma sürecindeki çok başlılık, Abu Dabi’nin politikalarının artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'ne dayattığı müdahalelerden arındırıldıktan sonra devlet kurumlarının normal işlevlerine geri dönme çabalarının bir sonucu olduğunu” ifade etti.

Gerçek, kurşunların susturamayacağı bir denklemdir

Sahadaki alternatif değişiklikler hükümete bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin ilerleyişiyle hızla ilerliyordu. Askeri ilerleyişi, Güney Geçiş Konseyi ve BAE ile bağlantılı engelleyici güçlerin sahne dışına itilmesiyle başlayan siyasi çabalar takip etti. Bu çabalar, Yemen'de önemli bir kamuoyu desteğine sahip etkili isimlerin, Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi tarafından temsil edilen devlet hiyerarşisinin en tepesine yerleştirilmesini ve Şayi Zindani’nin başbakan olarak atanmasını da içeriyordu. Güney Geçiş Konseyi unsurları ise hızla değişen gerçekliğe ayak uydurmaya çalışarak Riyad'a akın ettiler.

Bu akın, Ayderus ez-Zübeydi kampından ayrılma ya da inat ve bölgesel kibirden vazgeçme işareti değil. Aksine, değişen koşulları okuduklarının ve paralel oluşumlar ve projeler sayfasının kapanmasından sonra yeni bir pozisyon belirlediklerinin bir işareti.

Gazeteci ve toplum aktivisti Veddah el-Ahmedi, “Su ve elektrik gibi hizmetlerdeki iyileşme ve maaş ödemelerindeki düzenlilik, Aden'in yıllardır tanık olmadığı kadar açık ve hızlıydı” dedi.

Bu değişiklikler insanlara “devletin geri dönüşü, kanun ve devlet kurumlarının yönetmeliklerinin uygulanması, işlerin kayırmacılık ve bölgeselcilik yerine yeniden liyakate dayanarak yürütülmesi konusunda bir umut ışığı” verdi.

Ahmedi'ye göre, insanların en çok umduğu şey belki de “iki farklı dış kararın varlığı sebebiyle görevlerdeki ikiliğin ortadan kaldırılmasıdır.”

İyileşmenin pekiştirilmesi ve çatışma döngülerinin sona erdirilmesi için “geçmiş yıllarda Aden'de kök salmış olan ve bu şehre tamamen yabancı olan bölgeselcilik yerine, tüm güney şehirlerin sakinlerinin bir sonraki aşamanın yönetimine dahil edilmesinin” çok önemli olduğunu düşünüyor.

Krallığın çabalarının bir parçası olarak, meşru hükümetin kontrolündeki bölgelerde uzun süredir yaşanan kalkınma ve hizmet boşluğu giderildi. Devlete silah doğrultan “Güney Geçiş Konseyi” güçleri de dahil olmak üzere yaklaşık 40 bin askere, Adalet Bakanlığı çalışanlarına ve diğer bazı sivil sektör çalışanlarına maaş ödemeleri yapıldı.

Ekonomik ve mali durumu iyileştirmek için Yemen Merkez Bankası'na 300 milyon dolarlık bir mevduat şeklinde yeni bir finansman paketi sunuldu. Toplam 1,2 milyar dolarlık paketin bir parçası olarak, ülkedeki gıda güvenliğini güçlendirmek ve bütçe açığını kapatmak için de ilave 200 milyon dolar tahsis edildi. Bu fon ayrıca maaş, ücret ve işletme giderleri ödemelerini destekleyecek, hükümete ekonomik reform programını uygulamada yardımcı olacak ve elektrik, sağlık, ulaşım ve diğer sektörlerdeki projeleri finanse edecektir.

Bu destek, geçici başkent Aden ile sınırlı kalmayıp, Hadramut, Mehra, Sokotra, Marib, Şebve, Abyan, ed-Dali, Lahc ve Taiz şehirlerindeki çeşitli projelerin geliştirilmesini de içeriyor.

Geçtiğimiz yılın sonlarında, Krallık, Yemen hükümetinin bütçesini güçlendirmek ve Yemen Merkez Bankası'nı desteklemek için 500 milyon dolarlık ek ekonomik destek sundu.

Acil planlar

Aden'den askeri birliklerin çekilmesini ve güvenlik koşullarının, emniyetin sağlanmasını denetleyen Danışman Faleh eş-Şehrani ise son zamanlarda zorlu koşullar yaşayan çeşitli kurumların temsilcileriyle bir araya geldiğini açıkladı. Bu kurumlar arasında yetimhaneler, görme engelliler merkezleri, huzurevleri ve çocuk evleri, Güvenli Çocukluk Derneği, Protez Merkezi, Psikiyatri Hastanesi, Aden Otizmli Çocuklar Derneği, El-Hayat Engelliler İçin Erken Müdahale Vakfı ve bir grup eğitimci yer alıyor.

Bu toplantıların ardından Şehrani, eğitim sürecinin devamlılığını sağlamak için eğitim sektörünü ve öğretmenleri desteklemenin yanı sıra, bu kurumları desteklemek ve güçlendirmek için acil bir planın uygulanacağını açıkladı.

Ülkenin ruh halini yansıtan popüler bir ifade

Halkın gelişmelere tepkisi hızlı ve belirgindi; Yemenliler, Güney Geçiş Konseyi'nin kontrolü sırasında tam bir yoksunluk yaşayan bölgelerine ve evlerine elektrik ve su da dahil olmak üzere hizmetlerin geri döndüğünü gösteren fotoğraf ve videoları sosyal medyada paylaşmakta adeta yarıştılar.

Ardından, cuma günü Aden'de düzenlenen ve Suudi Arabistan bayraklarının taşındığı büyük bir gösteri, bu duyguyu ifade ediyor ve içeriği, konuşmaları ile halkın son günlerde gerçekleşen ilerlemeden duyduğu memnuniyeti dillendiren bir mesaj taşıyordu. Aynı zamanda güvenliğin önceliğini vurguluyor, maaş ödemelerinde, hizmetlerde ve kalkınma projelerinde yapılan iyileştirmelere destek veriyordu. Bu projelerin en yenisi, Aden Valisi ve Suudi Arabistan'ın Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı yetkilileri tarafından Aden Uluslararası Havalimanı’nı geliştirme projesinin üçüncü aşamasının temel atma töreniydi. Söz konusu aşama, ana pistin rehabilitasyonunu ve hava seyrüsefer ve iletişim sistemlerinin uluslararası standartlara uygun hale getirilmesini, operasyonel verimliliğin ve hava trafiği güvenliğinin artırılmasını, havalimanının hem yerel hem de uluslararası havayolları uçuşlarını kabul etmeye ve işletmeye hazır hale getirilmesini içeriyor.

Güneyde siyasi pazarlıklara yer yok

Aden'in el-Urud Meydanı'nda toplanan kalabalığın, Amalika Tugayı lideri Hamdi Şükri'ye yönelik suikast girişimini kınayan mesajı, Güney davasının, herhangi bir tarafın halkın pahasına siyasi manevra veya kazanç aracı olmadığına halkın bağlı kaldığını açığa çıkardı. Bunun diyalog ve istikrara yönelik bilinçli bir halk talebi olduğunu, halkı yeniden bir krizler döngüsüne sürüklemeyi, kendi çıkarları için siyasi pazarlıkların esiri olarak kalmasını amaçlayan baskı ve güç mantığını reddettiğini ortaya koydu.

Sahneyi değiştiren hafta

Daha önce Güney Geçiş Konseyi'ne sadık olan gazeteci ve siyasi yazar Cemal Haydara, BAE'nin Güney Yemen'deki varlığının sona ermesinin ardından, özellikle askeri, siyasi, güvenlik ve hizmet sektörlerinde yaşanan değişikliklerin önemli olduğunu söylüyor.

Haydara, Konseyin BAE'nin elinde sadece bir pazarlık kozu olarak kalmasının ardından, siyasi sahnenin sadece bir hafta içinde tamamen değiştiğini düşünüyor.

Hizmet düzeyinde ise “hem askeri hem de sivil sektörlerdeki çalışanların maaşlarının ödenmesinin yanı sıra, elektrik verme saatlerinde ve petrol ürünlerinin bulunabilirliği konusunda gözle görülür bir iyileşme yaşandı” dedi.

 Endişe ve kaygı

Haydara'ya göre genel olarak bu değişikliklere yönelik bakış açısına, özellikle Aydarus Zübeydi'nin destekçilerinin öfkesinin doruk noktasında olması nedeniyle, “artçı şoklar beklentisi” karıştı. Hükümetin ve Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi'nin Riyad'da olmaya devam etmesi ve Suudi Arabistan başkentinde planlanan Güney-Güney diyaloğu için hazırlık komitesinin kurulmasının ve hatta bir tarih belirlenmesinin gecikmesi göz önüne alındığında, kimsenin bir sonraki siyasi ve askeri gelişmeleri tahmin edemeyeceğini ifade etti.

Paralel güçler değil, siyasi araçlar

Müttefik Suudi Arabistan’ın desteklediği değişikliklerle birlikte Yemenliler, deneyimli Dr. Şayi Zindani'nin yeni hükümetinin önümüzdeki saatlerde açıklanmasını bekliyorlar. Şüpheli kaos projelerine ve zorla dayatılan oldubittilere ortak veya suç ortağı olan taraflardan kurtulduktan sonra, devletin bağımsızlık ve tam egemenlik araçlarıyla sahadaki varlığının güçlenmesinde hükümetin daha aktif ve belirgin bir rol oynamasını umuyorlar.

Son söz meşru hükümetindir

Yemenlileri belki de en çok rahatlatan husus, Riyad'ın güney için belirli bir siyasi vizyon dayatmaması ve bu konuları meşru hükümete bırakmasıydı. Güney Geçiş Konseyi unsurları da dahil olmak üzere tüm siyasi tarafları kabul etti ve Yemenlilerin sorunlarıyla ilgili olarak ne karar verirlerse versinler, onları destekleyeceğini açıkça vurguladı. Dahası, Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman aracılığıyla Riyad, Güney-Güney Diyalog Konferansı sırasında varılacak kararlara bağlı olarak güney davasını destekleyeceğini de açıkladı.

Zira bugün meşru hükümetin ve Riyad'ın kendisi için çabaladığı Yemen projesi, tek bir kişiye veya siyasi oluşuma değil, halka ve hükümetin işleyişine bağlı. Çeşitli aşamaları ve sonuçları bazılarını sahne dışına itebilir ama davanın haklılığını ortadan kaldırmaz.

Son birkaç haftadır, Aden ve Riyad havaalanları arasındaki karşılıklı uçuşlar, sadece insani ve kalkınma yardımları, Merkez Bankası’na finansman desteği, askeri ve sivil memurların maaşlarının ödenmesi amacıyla değil, aynı zamanda siyasi ve askeri destek için de kesintisiz devam etti. Bu desteğin en somut örneği, Aden'in kavurucu güneşi altında halk arasında ve devlet kurumları içinde çok yönlü destek çabalarını denetleyen Suudi Arabistanlı yetkililerin varlığıydı. Bahsi geçen çabaların başında ise güvenlik ve askeri durumu istikrara kavuşturmak, feshedilen Güney Geçiş Konseyi kuvvetlerin yerini alan kuvvetlerin operasyonlarını organize ederek, onların egemenliğine fiilen son vermek geliyor. Güney Geçiş Konseyi ve kuvvetleri 10 yıl boyunca Aden ve güney şehirleri üzerindeki silahlı kontrolünü sürdürdü ve BAE tarafından kurulmayan, devletle bağlantılı herhangi bir askeri oluşumun buralarda varlık göstermesine karşı çıktı ve bunları bastırdı.

Silahlı güçlerin ortadan kaybolması

Numan, “Şehirlerin içinde silahlı güçlerin ortadan kaybolması ve Güney Geçiş Konseyi'ne bağlı ‘Güvenlik Kuşakları’nın daha önce kurmuş olduğu gayri resmi kontrol noktalarının azaltılması, halka bir güvenlik duygusu kazandırdı” değerlendirmesinde bulundu. “Vatandaşlar artık, Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu’nun Ortak Kuvvetler Komutanlığı içinde birleşik komuta merkezini aktifleştirmeye yönelik direktifleri sayesinde, kendilerine karşı korkunç ihlallerde bulunan bu güçlerden korkmadan şehirlerinde dolaşabiliyorlar. Bu direktifler askeri sürecin yeniden düzenlenmesine yardımcı oldu” diye vurguladı.

Yemen'in güney ve doğu şehirlerini yıllarca kasıp kavuran “askeri ve güvenlik kaosunu” “devlet çerçevesinin dışında faaliyet gösteren oluşumların varlığına” bağlayan Numan; “Bu faktörün ortadan kaldırılmasının ardından, birleşik komuta ve karar alma süreci, sürdürülebilir istikrarın temeli olarak hükümete ve halka karşı net bir hesap verebilirlik ile askeri ve güvenlik sahnesinin yeniden düzenlenmesi süreci başladı” ifadesini kullandı.

Bugün yaşananlar, Numan’a göre meşru hükümete bağlı şehirlerin “dış vesayete ihtiyaç duymaktan ziyade güçlü bir devlete ve etkili kurumlara ihtiyaç duyduklarını” teyit ediyor. Zira ona göre deneyimler, istikrarın tarafların çokluğundan değil, içeriden geldiğini kanıtlamıştır ve hükümet, Suudi Arabistan'daki kardeşlerimizin desteği ve Yemen halkının kendi iradesiyle bu yolda ilerlemektedir.