Türkiye’nin dolar kuruyla yatıp kalktığı günlerde dünya koronavirüsün yeni mutasyonu Omikron varyantı nedeniyle panik halinde. Avrupa’da pandemi tedbirleri yeniden sıkılaştırıldı. Artan vakalarla birlikte Avusturya kapanma kararı alırken, Fransa açık kapalı alanlarda maske takma zorunluluğunu geri getirdi. Yunanistan ise aşı olmayı reddeden vatandaşlarının maaşından her ay 100 avro kesinti yapacak.
Önlemler çeşitli olsa da Omikron’a karşı tüm dünyanın mutabık olduğu tek konu, seyahat yasakları. İlk kez Güney Afrika’da tespit edilen virüsün yeni varyantı nedeniyle otuzdan fazla ülke Botsvana, Lesotho, Malavi, Mozambik, Namibya, Zimbabve, Güney Afrika ve Tanzanya’dan gelenlere kapılarını kapattı. Türkiye de seyahat kısıtlaması getiren devlet arasında.
Peki bu kısıtlamalar ne kadar adil ve gerçekten küresel pandeminin önüne geçecek kuvvete mi?
Öncelikle Omikron konusundaki telaşın merkezinde söz konusu varyantın orijinal virüsten farklılık gösteren 32 ayrı mutasyondan bir araya gelmesi yatıyor. Henüz üzerine konuşmak için erken fakat uzmanlar Omikron’un daha bulaşıcı olduğunu ve yeniden enfekte olma riskini artırdığını ifade ediyor. Kamuoyundan paniğe kapılması istenmese de koronavirüs aşılarının Omikron’a karşı ne kadar etkili olduğunu bilemiyoruz.
Hal böyle olunca “endişe varyantını” durdurmak adına atılan sert adımlar Batı açısından anlam kazanıyor. Ancak bunların adil olduğunu söylemek mümkün değil. Zira Omikron’un görüldüğü tek kıta Afrika değil, hastalık çoktan Avrupa’ya ayak basmış durumda. Pandemini başladığı ilk günden bu yana göz ardı edilen Afrika, kapitalizm tarafından bir kez daha feda ediliyor. Afrikalı liderler de tam da bu yüzden alınan kararların perde arkasındaki gizli “ırkçılığa” dikkat çekiyor. Malavi Devlet Başkanı Lazarus Chakwera Kovid önlemlerinin “Afrika karşıtlığına değil” bilime dayalı olması gerektiğini söylüyor.
Her ne kadar bugün Amerika ve Avrupa’da yükselen aşı düşmanlığına yönelik endişeler artsa da bu kadar aşı üretimi varken neden dünyada hala aşı yokluğu çekildiği sorgulanmıyor. Zengin devletlerin satın aldığı milyonlarca aşı, kitlelerinin bilim alerjisi ve komplo teorileri yüzünden çöpe gidiyor. İngiltere’de her 100 kişiye 160 doz aşı düşerken Namibya’da bu oran 25’le sınırlı. Piyasaya çıktığı anda fiyatı nedeniyle ulaşılmaz olan aşıları elde etmek için Afrika’nın tek şansı bağışlar ve Dünya Sağlık Örgütü’nün aşıya eşit erişim programı Covax idi. Gerçekten de Covax sayesinde Afrika’ya giden aşılarda artış sağlandı. Ancak gelen aşılar hem kişi başına bir doz bile etmeyecek seviyedeydi hem de çoğunun son kullanma tarihine sayılı gün kalmıştı. Son verilere göre, 1,2 milyardan fazla nüfusa sahip Afrika'ya bugüne kadar 384 milyon doz aşı teslim edildi. 40 milyon nüfuslu Güney Afrika'ya 32,5 milyon doz; 2,3 milyon nüfuslu Botsvana'ya 2,4 milyon doz; 2,5 milyon nüfuslu Namibya'ya ise bir milyon doz aşı gönderildi.
Neticede aşıya erişimde eşitsizliğe, kronik yoksulluk ve seyahat yasakları da eklenince ortaya kaderine terk edilmiş bir kıta çıktı. Afrika Aşı İttifakı Eş Başkanı Ayoade Alakija’nın uyarısı kıtanın yüz yüze bırakıldığı sefaleti açıklar nitelikte: “Dünya kapıyı üzerimize kilitleyip anahtarı fırlattı. Afrika Kovid kıtasına dönüşecek. Şu anda yaşadığımız şey dünyanın aşıya eşit ulaşımda sınıfta kaldığının işareti.”
Kovid-19’un ilk kez sahneye çıkışının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Çözümünü bulduğu hastalık bugün hala daha insanlığı tehdit etmeyi sürdürüyor. Aşı stoklarına karşın bir kıta göz göre göre hastalığın izolasyon merkezi haline getiriliyor. Yaşadığımız insanlığın değil sistemin bir krizi. Dünyadaki insanların aşıya eşit erişimi olmadıkça virüs yeni yeni isimlerle yayılmaya devam edecek. Unutmayalım ki dünya, insan sağlığından kar etmeye çalışan bir stratejiyle, pandemiyi yenemez.
TT
Omikron, Afrika ve ırkçılık
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة