Rusya, son yüzyılda Suriye'de varlık olarak belki de en öne çıkan ülkedir. Söz konusu Rus varlığı çok yönlü ve çeşitli olup, farklı alanlarda ve farklı düzeylerde çeşitli içerikte faaliyetleri kapsamıştır. Bazıları resmi kurumlar ve kuruluşlar, bazıları da Rus Ortodoks Kilisesi de dahil olmak üzere sivil ve hükümet dışı kuruluşlar gibi çeşitli Rus taraflar bu faaliyetlere katılmıştır. Bu kilisenin faaliyetleri genellikle Rus derin devletinin faaliyetlerinden ayrı düşünülemez.
En eski Rus varlığı, Rus İmparatorluğu dönemine kadar uzanmaktadır ve 19. yüzyılın sonlarında Rus Ortodoks Kilisesi tarafından kurulmuştur. Bu varlık, dini bakımı eğitim ve sağlık hizmetleriyle birleştiren dini, sosyal ve kültürel faaliyetleri içeriyordu. Bu, o dönemde Avrupa müdahaleleri için bir alan olan Osmanlı’nın kontrolündeki Doğu Akdeniz'de, Suriye ve çevresindeki bölgede bir Rus nüfuzu tesis etmeyi amaçlayan yumuşak güç politikasının uygulanmasıyla bağlantılıydı. Ruslar, kiliseleri aracılığıyla diğer Avrupa ülkelerine katılmaya çalıştılar, ancak kendi standartları da vardı ve bunlardan biri de o dönemde okullarında eğitimin Arapça olarak verilmesiydi.
1917 Ekim Devrimi'nin ardından Rusya'nın varlığı genişleyerek siyasi arenaya taşındı. Bu durum iki noktada gözlemlenebilir; birincisi, Fransa ve İngiltere arasında Suriye, Lübnan, Filistin ve Irak’ı aralarında paylaştıran Sykes-Picot Anlaşması'nı ifşa etmesiydi. Böylece Fransa ve İngiltere'nin gerçek niyetlerini açığa vurmuş oldu. Daha da önemlisi, bunu Araplara yönelik bir iyi niyet göstergesi olarak kullandı. İkincisi, Rusya, Suriye'nin kilit bir arena olduğu Maşrık’ta (Levant) Moskova yanlısı siyasi partiler oluşturma stratejisi izledi. Nitekim Suriye’de daha sonra Suriye Komünist Partisi olan Halk Partisi 1924 yılında kuruldu. Fransız Komünist Partisi ile birlikte, Fransız Mandası'nı sona erdirmeyi ve Suriye'nin bağımsızlığını sağlamayı amaçlayan 1936 Paris Barış Konferansı'na katıldı. Ancak İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi anlaşmanın uygulanmasını engelledi.
Suriye'nin bağımsızlığı, bilhassa Suriye'nin de taraflarından biri olduğu 1948 Filistin Savaşı'nda Rusya'nın tutumu etrafındaki belirsizliklerden sonra, Suriye-Rus ilişkilerine önemli bir gelişme fırsatı sundu. Belirsizliğin nedenleri Moskova ve dolayısıyla Suriye Komünist Partisi’nin, Suriye ve Arap ülkelerinin karşı çıkmasına rağmen, Taksim Planını onaylaması ve İsrail'i tanımasıydı. Bu, Rusya ile Araplar arasında siyasi bir ayrılığa yol açan faktörlerden biriydi ve çoğu Arap devleti bunu aşamadı. Ancak Suriye ve Mısır, 1956'da Rus silahları satın almaya başlayarak bunu aşmayı başardılar. Bunu subayların eğitimi, uzman gönderimi ve askeri iş birliği anlaşmalarının imzalanması da dahil olmak üzere sonraki dönemlerdeki iş birlikleri izledi.
Suriye'nin askeri kurumunu istediği ölçüde inşa etme ve geliştirme hedefiyle örtüşen bu askeri iş birliği, Ruslara daha önce Batılı rakiplerinin hakimiyetinde olan bir bölgede varlıklarını genişletme fırsatı sundu. Ayrıca iki taraf arasında daha geniş iş birliğinin kapılarını açtı. 1960'larda Ruslar, Fırat Barajı da dahil olmak üzere Suriye'de düzinelerce önemli ve gerekli kurum kurdular. Limanları geliştirdiler, petrol ve fosfat üretimini artırdılar, üretim ve hizmet sektörlerinde ekonomik kalkınmanın kapılarını açtılar. Bu durum Suriye'yi sosyal ve kültürel gelişimde yeni aşamalara taşıdı. Bunun sonucunda Rus üniversiteleri, askeri kolejleri ve enstitüleri, devlet ve toplum için yüz binlerce öğrenci, subay, komutan ve idari personel yetiştirmek üzere kapılarını açtı. Tüm bunlar neredeyse ücretsiz olarak sağlandı; bu da Suriye'de Ruslara istedikleri nüfuzu kazandırdı ve Suriye karar alma çevrelerinde başka hiç kimsenin ulaşamadığı bir konum elde etmelerini sağladı. Ayrıca, Rusya'nın sıcak su limanlarına erişim sağlama hedeflerinden biri olan Akdeniz kıyısındaki Tartus'ta bir deniz üssü kurma fırsatı da elde ettiler.
Ne var ki, Suriye-Rusya ilişkileri için en elverişli dönem, 1990'ların sonlarında ve 2000'lerin ilk yarısında her iki ülkede ve uluslararası arenada ciddi gelişmelerle karşı karşıya kaldı. Bunların en önemlisi, Hafız Esed'in iktidarı oğlu Beşşar'a devretmeye çalıştığı bir dönemde Suriye'nin siyasi, ekonomik ve sosyal bir krize sürüklenmesiydi. Bu arada, Sovyetler Birliği içindeki krizler daha da şiddetli ve yıkıcıydı; öyle ki komünist sistemin çöküşü ve Sovyetler Birliği ile Doğu Avrupa'daki müttefiklerinin dağılmasıyla sonuçlandı. Bu, iki taraf yeni temeller üzerinde yeniden inşa etmeye başlamadan önce Suriye-Rusya ilişkilerinin çökmesine neden oldu.
Suriye-Rusya ilişkilerinin uzun ve karmaşık geçmişi, Sovyet sonrası Rusya'nın Hafız Esed sonrası Suriye ile ilişkisinin yeni temeller üzerinde yeniden yapılandırılmasını gerektirdi. Bu, Moskova'nın 2011 ayaklanmasından sonraki “yarı tarafsızlığa” benzeyen belirsiz tutumunu da açıklıyor; bu, rejimin çöküşünü önlemeyi amaçlayan siyasi bir manevraydı. Ancak, Moskova'nın yanında İran'ın derin müdahalesi ve Esed rejiminin 2015'te kendi adına kararlı bir askeri müdahale karşılığında Rusya'ya istediği her şeyi vermeye hazır olması, Suriye çatışmasının dinamiklerini temelden değiştirdi. Bu durum Suriye'yi Rus hegemonyası altına soktu ve Rusya ile şirketleri, rejimi çöküşten koruma karşılığında çok sayıda ve önemli imtiyaz elde etti. Ancak savaş devam ettiği sürece bu imtiyazlardan ve kazanımlardan bir şey elde edilemedi. Moskova'nın 8 Aralık 2024'te Suriye'deki değişim fikrine olumlu tepki vermesinin nedeni de buydu.
Değişim süreci ve iktidarın Esed rejiminden yeni bir rejime geçişi, harap olmuş Suriye gerçekliğinin ve Esed mirasının gözden geçirilmesini teşvik etti. Bu, her iki tarafı da çevreleyen siyasi koşullara uygun olan açık ve örtülü Suriye-Rusya anlaşmalarının temelini oluşturdu. Bunun sonucunda Rusya Suriye'den önemli ölçüde çekildi, Rusya ile yapılan anlaşmalar iptal edildi veya önemli ölçüde değiştirildi, Şam'ın Moskova ile ilişkilerini normalleştirmesi karşılığında Rusya yeni rejimin Suriye toprakları üzerindeki egemenliğini teyit etti. Bu, iki taraf arasındaki ilişkideki önceki dönemden kalan belirsiz konuların ele alınması, sakin ve uzun vadeli iş birliği için bir çerçeve oluşturulması anlamına geliyordu.
Rusya, Suriye'nin önemini ve Doğu Akdeniz'deki konumunu, bölgenin kilit oyuncusu ve en hayati koridorlarından biri olduğunu biliyor. Bu ülkede herhangi bir şekilde var olmaya devam etmenin gerekli olduğunu düşünüyor ve bu bağlamdaki faaliyetlerinin tarihi uzun. Yeni Suriye rejimi de Rusya'yı Suriye'deki mevcut koşullar ile başa çıkma, önceki rejimin geride bıraktığı trajedileri ve felaketleri aşma çabalarında kendisine yardımcı olabilecek önemli güç ve kapasiteye sahip büyük bir güç olarak görüyor. Rusya'nın açıklamaları, bu role hazır olduğunu teyit ederek, iki taraf arasında varılan anlaşmaları, mutabakatları ve gelecekteki ilişkilerinde neler olabileceğini gösteriyor.