Yıl sonu, Noel ve yeni yıl kutlamalarının ve bunlar için tebrikleşmenin caiz olup olmadığı konusunda tartışma için sabit bir tarihtir. Konuşmacılar ve hatipler yarışır; bazıları tebrik etmenin faydalarını açıklarken, diğerleri karşıt görüşü dile getirir. Tartışma her yılın son haftası boyunca devam eder, ardından başka meşgaleler ortaya çıkar, insanlar yeni yılın sonunu beklerken başka konulara yönelirler ve bu böylece devam eder.
Görünen o ki daha az tutucu ve fanatik hale geliyoruz; son yıllarda, bu tartışma on yıl öncesine göre daha az hararetli, ya da belki de önemsiz konular üzerinde tartışmaktan yorulduk, bu nedenle yıllık tartışmaya sadece azınlık bir kesim katılıyor. Bunun yanı sıra, bu tartışmanın ötesine geçmeyi ve ister dini uygulamalar ister sosyal gelenekler ve etkinlikler ile somutlaşmış olsun, genel olarak dinlere saygı duymayı savunan önemli sesler duyduk. Bu bağlamda, el-Ezher Şeyhi Dr. Ahmed et-Tayyib ve Dünya İslam Birliği Genel Sekreteri Dr. Muhammed el-İsa da açıklamalarda bulundu ve her ikisi de Noel ve diğerleri gibi dini ve sosyal vesilelerle gayrimüslimleri tebrik etmeye karşı çıkan geçerli bir dini delilin olduğunu açıkça reddetti.
Sonunda hoşgörüyü öğreneceğimize inanıyorum, ancak bunu zor veya acı yollardan, yani dini ve siyasi fanatizmin olumsuz sonuçlarına katlandıktan sonra öğrenmemizi umuyorum. Zira din, milliyetçilik ve ulusal onur adına yürütülen savaşlar felaketini yaşayan Avrupa’da böyle oldu. Onurlu bir yaşamın koşulunun hoşgörü ve inanç özgürlüğünün açıkça tanınması, herkesin bu dünyada inançları ve ahiretteki kurtuluşları için uygun gördüklerini benimseme hakkında eşit olduğuna ikna olana kadar savaşlar devam etti.
Hoşgörü ilkesi, sözlü tartışma düzeyinde basit görünüyor. Irak'ta düzenlenen bir paneldeki tartışmayı hatırlıyorum; tanınmış bir profesör, Müslüman toplumlarda Müslüman olmayanların mutlu yaşadığı hakkında uzun bir konuşma yapmıştı. Konuşmasının sonunda, katılımcılardan biri Müslüman olmayan vatandaşların oranının 20. yüzyılın ortalarında yüzde 7,5'ten bugün yüzde 1'in altına düştüğünü gösteren karşı bir argüman sundu. Bu eğilimin, benzer oranlarda diğer ülkelerde de tekrarlandığını belirtti ve ardından şu soruyu sordu: “Eğer mutluysalar, neden ayrıldılar? Ve eğer sebep vatandaşlar arasında genel bir göç eğilimi ise neden Müslüman olmayanlar arasında göç oranı iki kat daha yüksek?”
Açıkçası, yüzyıllara uzanan tarihten seçilmiş hikayeleri örnek vererek, bizden farklı olanlara karşı hoşgörümüzü övmekte çok iyiyiz. Ancak, tartışmada genellikle diğer tarafın bahsettiği iki önemli unsuru gözden kaçırıyoruz. Birinci unsur; her bir nezaket ve incelik örneğine karşılık, kaç tane kötü muamele ve sertlik örneği var? İkinci unsur ve en önemlisi; sözde hoşgörümüz ve müsamahamız, tıpkı başka ülkelerde yaşadığımızda yaptığımız gibi, Müslüman olmayanların dinlerini seçme, ritüellerini ve geleneklerini özgürce uygulama haklarını kabul etmeye mi dayanıyor?
Hoşgörü ilkesi, müsamaha veya yumuşaklık anlamına gelmez. Hoşgörü, herkes için eşitliği garanti eden yasalara uyduğu ve eylemleri kimseye karşı saldırganlık teşkil etmediği sürece her bireyin en ikna edici bulduğu inancı, seçtiği ilke ve yaşam biçimini yaşama hakkının hem düşünce hem de yasal düzeyde tanınmasıdır. Peki, mirasımızda ve genel kültürümüzde bu ilkeyle uyumlu hangi kurallar var?
Noel, kendisini kutlamanın, komşuların ve arkadaşların Noel’ini kutlamanın caiz olup olmadığı etrafında tekrarlanan tartışma, kendimizde ve tarihimizde övdüğümüz hoşgörünün gerçek hoşgörü değil, daha ziyade yumuşaklığa yakın bir şey olduğunu açıkça gösteriyor. Yumuşaklık ise şüphesiz bir erdem ve barış içinde bir arada yaşamanın olmazsa olmazı olsa da temel meseleyi gözden kaçırıyor; başkalarına daha önce kendinize bahşettiğiniz hakkı; istediği gibi inanma, istediği gibi ibadet etme ve zorlama veya müdahale olmaksızın, en ikna edici bulduğu yoldan ahirette kurtuluşu arama hakkını tanımak.