İran dünkü olaylardan önceki İran ile aynı mı?
Müzakereler henüz başlamadı, Amerikan uçak gemileri üslerine dönmedi ve ateşkes sadece iki haftalık, bu nedenle yargım erken olabilir. Yine de İran'ın muhtemelen iki ana faktör nedeniyle değiştiği söylenebilir; savaş ve barış.
Trump'ın dün sabah açıkladığı ateşkes, İran liderliğinde yaşanan ve daha sonra İran devlet politikasında da yaşanacak değişimin bir sonucudur.
Bundan önce savaş, süreci hızlandırdı ve Tahran'ı Trump'ın defalarca bahsettiği değişime doğru itti. Ülkenin liderliği, çok sayıda general, kurum başkanı ve piramidin en tepesindeki merhum Dini Lider Ali Hamaney'i hedef alan suikastlar sonucunda değiştiği için, Trump İran'da yeni bir rejim olduğunu söylediğinde hatalı değildi.
İran, 38 gün içinde, Irak ile savaşının sona ermesinden bu yana 38 yıldır karşılaşmadığı bir durumla karşı karşıya kaldı.
Bugün duran bu İran savaşı farklıydı. Suriye veya Lübnan'da denge veya nüfuz mücadelesi değil; varoluşsal bir savaştı. Rejim hayatta kalma mücadelesi veriyordu ve boğulan bir adam gibi, Körfez ülkelerini savaşı durdurmak için müdahale etmeye zorlamak ve Hizbullah'ı intihar saldırısına itmek gibi en ufak olasılıklara bile tutunuyordu.
Değişim aşaması, Trump'ın ilk döneminde İran’ın stratejik planlayıcısı ve Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin suikastından sonra başladı. Bu ilk darbeydi, ardından rejimin dengesini sarsan bir dizi olay ve savaş geldi.
Savaş durdu ama sona ermedi, her iki tarafın da imzalayacağı ve şartlarının açıklanacağı bir belge bekleniyor; bu belge açıklandığında İran'ın askeri projesinin ve yarım asırlık bir çatışmanın sonunu işaret edecektir.
Ateşkes, güçleri İran içindeki hedefleri bombalamaya devam ederken, Trump tarafından onaylandığı ve Başkan Yardımcısı J.D. Vance'i görevlendirdiği bildirilen, önceden duyurulmamış temasların sonucunda sağlandı. Temasların amacı bir ateşkes sağlamaktan daha fazlasıydı. Trump, savaşın başında bir darbe veya halk devrimi yoluyla rejimi değiştirmeyi amaçlamıştı ama bu gerçekleşmedi. Dolayısıyla Dini Lider Mücteba Hamaney'in yokluğunda, İran yönetimi, rejimin politikalarını değiştirmeyi amaçlayan bu stratejik değişim sırasında rejimi koruyacak güvenceler elde etmeye çalıştı.
Tahran tarafından sunulan on müzakere talebinin yarısı tek bir konuya odaklanıyor; rejimi korumak. İlk talep açıkça, sadece savaşı durdurmak değil, bir daha kendisine karşı savaş açılmayacağına dair bir garanti, tüm yaptırımların kaldırılmasını ve müttefiklerine karşı savaşın sona ermesini talep ediyor.
Tahran, belki de haklı olarak, rejimi değiştirme projesinin sona ermediğine inanıyor ve bundan sonra olabilecekleri önlemek için her türlü güvenceyi istiyor.
Propaganda ve zafer anlatısını bir kenara bırakırsak, Tahran bir yıldan kısa bir süre içinde iki doğrudan savaşın hedefi oldu. Washington'un amacı, rejimin kendisini değiştirmese bile, rejimin davranışlarını değiştirerek, “şer ekseni” olarak adlandırdığı elli yıllık bir dönemi sona erdirecek askeri ve siyasi bir zafer elde etmek. Geçici anlaşma, Trump'ın planladığı büyük saldırıdan hemen önce Pakistan'ın çabalarıyla doruğa ulaşan, zamana karşı bir yarış kapsamında yürütülen temaslardan sonra geldi. Trump, büyük bir değişimden ve ABD'nin İran'da yeniden inşa yoluyla kilit bir rol oynayacağından bahsetti. Bu, İranlıların savaşı sona erdirmek için vaat ettikleri büyük anlaşmaların bir öncüsü ve aynı zamanda Tahran'daki yeni değişimi de yansıtıyor.
Çatışmalar yeniden başlarsa birkaç hafta daha yetecek mühimmat var, ancak güç dengesi daha erken bir aşamada belirlendi. Bu durum, iç durumla ilgili söylemin önemi ve hassasiyeti göz önüne alındığında, Tahran'ın “zafer” açıklamalarına yansımayabilir. İranlılar henüz eski liderlerine veda etmediler, yeni liderlerinden de bir haber alamadılar veya onu görmediler; kamuoyunun gözünden uzak kalması, gücü hakkındaki şüpheleri daha da artıracaktır.
İranlılar tüm seçeneklerini tükettiler. Savaştan önce, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki heyet, Cenevre müzakerelerini üç pazarlık kozuyla yürüttüler; nükleer program, balistik füze gücü ve bölgesel vekiller.
Müzakereler başarısız olup savaş hızla patlak verdiğinde, üçünü de kaybettiler ve iki yeni pazarlık kozuyla telafi ettiler. Hürmüz Boğazı'nı kapatarak, küresel petrol arzının yüzde 20’sini durdurdular ve Arap Körfez ülkelerini hedef aldılar.
Boğazın kapatılmasından ve Körfez ülkelerine yapılan saldırılardan bu yana neredeyse bir buçuk ay geçti, ancak İran'a yönelik saldırılar durmadı.
Tahran'ın son kozu müzakere, ancak bu içinde teslimiyeti gizleyen bir propaganda zaferini deklare etmek için yapılan bir müzakere. Müzakerelerin özü, İran'ın değişmesi gerektiği yönündeki tarihi talebe karşılık, garanti talebi olmaya devam edecektir.
Tahran'ın bir garantöre olan ihtiyacı, Trump yönetimine olan güvensizliği ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ülke içindeki durum değişene kadar savaşa devam etme niyetinde olduğuna dair inancı nedeniyle kilit önem taşıyacaktır. İranlı yetkililer daha önce, Hamas'ın ateşkes müzakerelerinde kandırıldığını, Trump'ın vaatlerine dayanarak tüm rehineleri teslim ettiğini, İsrail'in ise Gazze Şeridi'nin üçte ikisini ele geçirdiğini belirtmişti.
Garantör olmak, büyük güçlerin görevidir. Çin garantör olabilir, ancak onun da İran'ın gelecekte ABD'ye karşı bir kaos merkezi ve istikrarsızlaştırıcı güçten, Pekin'le çatışma üssüne dönüşmesini önlemek için herhangi bir stratejik değişime dahil olması gerekir.
İran yeni bir Venezuela mı? Bir ölçüde evet. Zira değişim ihtiyacı konusunda fikir birliği var.