Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, kısaca ‘Doğu meselesi’ diye adlandırılan bölgenin durumuna ilişkin karmaşıklıklar ve sorunlar ortaya çıktı. Aynı çıkmaz yollar, bugün daha tehlikeli ilavelerle birlikte, topluca ‘Ortadoğu meselesi’ olarak adlandırılmayı hâlâ hak ediyor: Kanallar, boğazlar ve tıkanmış yollar bütünü… Herkes ayrı bir yolda ama bütün yollar kapalı: Donald Trump’ın yolu, Türkiye’nin yolu, İslamabad’daki arabulucunun yolu, Güney Lübnan’ın yolu, Gazze’nin yolu…
Bir anda Lübnan’da ana bir yol açıldı: ABD bizzat, Baabda ile İsrail arasında yapılacak müzakerelere ev sahipliği yapmak istiyor. Dikenlerden oluşan bir buketi andıran bu teklif, yine de ‘Ortadoğu meselesinde’ bir gedik anlamına geliyor.
Beklendiği gibi Lübnan bölündü: Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Binyamin Netanyahu ile tokalaşabilir mi? Ev sahibi Washington bunda ısrarcı, oysa Lübnan zor durumda, gergin ve zayıf. Bir çıkış yolu var mı?
Lübnan diplomasisi bir yol bulmalı. Eğer ABD gerçekten ciddi ise neden önce Netanyahu’yu sahneden çekmekle başlamıyor? Neden toplantı Lübnan Cumhurbaşkanı ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında olmasın?
Protokol gereği görüşme başbakanla değil, iki cumhurbaşkanı arasında olmalı. Ayrıca Herzog’un sivil bir geçmişi var ve boynuna bu dönemin en sert savaşları asılmış değil.
Bu kavşakta en önemli karar, davetin ya da girişimin sahibi olan ABD’ye ait. Trump ile Netanyahu arasında çok özel bir ilişki olduğu biliniyor. Ancak bu ilişkide belirleyici tarafın ABD Başkanı olması beklenir; İsrail Başbakanı değil. Üstelik çözüm için davet edilen, şu an enkaz ve tozdan ibaret bir ülkenin onurunu korumak Washington’a hiçbir zarar vermez.
Netanyahu’nun katılımının ya da onunla verilecek bir fotoğrafın sadece biçimsel, önemsiz bir mesele olduğu söylenebilir. Ancak bu, her iki taraf için de gerçekten biçimsel ve önemsiz olmalı. İki ay içinde en az 3 bin Lübnanlının öldürülmesi, 8 bininin yaralanması, 50 köyün yok edilmesi ve Lübnan egemenliğinin Netanyahu’nun adamları için sürülmüş bir tarla, dünyanın gözleri önünde kesime götürülen bir kurban gibi muamele görmesi biçimsel değil… Burası ne görenin ne de duyanın olduğu, duyarsız bir dünya.