Suudi Arabistanlılar neden Yemen'de işleri sonuçlandırmıyor ve Husi örgütünü ortadan kaldırmıyor diye soranlar var. Gerçek şu ki, bu dosyayı yıllarca takip ettikten sonra, Husi meselesinin bir tavşan yuvasına benzediğini söyleyebilirim; her sonuna ulaştığınızı düşündüğünüzde, kabile ve bölgesel ilişkiler ve ittifaklardan oluşan bir başka tüneller katı olduğunu keşfediyorsunuz.
İlk çıkarım basit görünüyor, fakat gerçekçi; Husiler geçici bir olgudur. Küçük, silahlı ve radikal bir ideoloji tarafından yönlendirilen bir kabile grubudur ve benzer tüm tarihi vakalar, nihayetinde ayakta kalamayacağını göstermektedir. Yemen nüfusunun yüzde 7’sinden azını temsil ediyor, ancak geniş yerel ittifaklar kurmayı başardı ve bu ittifaklar onun hem zayıf hem de güç noktasıdır.
Yemen'deki Husileri (Ensarullah), hem sayıca hem de nüfus oranı bakımından daha büyük olan ve Lübnan'daki Şii ve sosyal tabanı içinde yaşayan Lübnan Hizbullahı ile karşılaştırmak doğru değil, çünkü Sana'daki Husiler coğrafi olarak tabanından uzaktır. Husiler, Arap Baharı'nın neden olduğu kargaşadan faydalanarak Sada'dan Sana'ya sızan, silah zoru ve ittifaklar yoluyla işgal edip İmamlık yönetimini yeniden canlandıran bir azınlıktır. Husiler büyük bir nüfusa dayandığı için siyasi bir geleceği olan Hizbullah gibi değildir.
Ayrıca “Husilerin bir diken gibi” olması durumu da var. Husiler sadece Suudi Arabistan'ın istikrarını değil, her şeyden önce Yemen'in istikrarını tehdit ediyor. Nispeten küçük olan Husi hareketi, İran'a benzer bir tehdit unsuru olarak kendini kabul ettirmeyi başardı. İran’dan önce Bab’ul Mendeb Boğazı'ndaki uluslararası ticareti ve genel olarak Kızıldeniz'de seyrüseferi tehdit eden bir güç oldu. Silahlı hareket, sınırlarını ve sularını aşarak Doğu Afrika'ya kadar uzanan, sınır ötesi bir rol oynamaya da çalıştı. Ancak Husiler, büyüdükçe ve saldırgan faaliyetlerini genişlettikçe daha da kırılgan hale gelen küçük bir örgüt olmayı sürdürdü.
Jeopolitik karşılaştırmalarda, Suudi Arabistan açısından Husiler, Amerika Birleşik Devletleri açısından Küba’nın temsil ettiklerine benzetilebilir. Küba, ABD'nin yakınındaki minik bir nokta gibi görünüyor. Ama on yıllarca, komünist ada, Moskova ile olan bağları nedeniyle Washington'un canını sıktı. Şimdi ise Castro Kübası son demlerini yaşıyor ve yakında Amerikan kucağına geri dönecek.
Peki bu minik karınca, Amerikan filinin yanında nasıl hayatta kaldı? Bu, Soğuk Savaş anlaşmalarının bir parçasıydı. Amerika Birleşik Devletleri, Moskova'nın müttefiki olan Küba adasını işgal etmek istedi. Bir kez denemiş ve başarısız olmuş olsa da, Sovyetler Birliği Amerikalıların durmayacağı kanaatine vardı. Bu nedenle Kruşçev, Kennedy'nin artık bir tehdit kaynağı oluşturmayacak adayı işgal etmeyeceğine dair söz vermesi karşılığında füzeleri geri çekmeyi teklif etti. Buna karşılık ABD de Moskova'ya karşı bir Amerikan cephe hattı olan Türkiye'den füzelerini geri çekecekti. İki taraf anlaştı ve Küba itaatkar bir komünist devlet olarak kalırken, Türkiye de Moskova için hiçbir tehdit oluşturmayan Batılı bir müttefik olarak kaldı.
Husiler ve Hizbullah, İran'ın bölge ülkeleri üzerindeki nüfuzunu bilinen propaganda bahaneleriyle dayatma stratejisinde kullandığı vekil güçlerdir. Tahran'ın ABD ve İsrail ile mevcut savaşın sonucu olarak bölgesel stratejisini nasıl şekillendireceğini henüz bilmiyoruz. Vekil güçler sorunu müzakereler yoluyla çözülmezse, bu sorunlu bölgelerde daha fazla çatışma yaşanması muhtemel.
Öte yandan, Yemenliler Husileri meşgul edip yıpratabilir ve nihayetinde projesini ortadan kaldırabilirler. Şu anda, genişlemesinin zirvesinde sahip olduğu toprakların sadece üçte birini kontrol ediyor. Havaalanı kapalı, limanları abluka altında ve liderleri yer altında saklanıyor. İran açısından bakıldığında, Husiler Iraklı milisler ve Hizbullah'tan daha az stratejik değere sahip bir vekil güç ve bölgesel anlaşma masasında pazarlık yapmak istediğinde en ucuz pazarlık kozu. Bu nedenle, onu geçici bir olgu olarak görüyorum.
Ancak, asıl zorluk, Husilerin, daha önce İsrail ile anlaşmalar imzalayan ve geçmişteki krizler sırasında Lübnanlı rakiplerinin çağrılarına yanıt veren Hizbullah'ın aksine, bilindiği gibi siyasi esnekliğe sahip olmamasında yatıyor.
Soru şu: Bir zamanlar saray olan, şimdi ise bir hapishaneye dönüşen bu tavşan yuvasından Ensarullah (Husiler) için bir çıkış yolu var mı? Siyasi çözüm -siyasi güç paylaşımı- halen masada duruyor ve onu yıkımdan kurtarabilir. Husiler, Yemen'in bir bileşeni ve yönetime egemen olmaya değil, ortak olmaya hakkı var. Kendisine defalarca yönetime katılım teklif edildi, ancak inatla reddetmeye devam ediyor ve her şeyi kaybedeceği güne kadar mutlak güç ve iktidara sıkıca tutunacak.