Seçimler, çeşitli konularda ulusların kaderlerini belirlemek, karmaşık sorunları çözmek ve “çoğunluğu” çatışma ve şiddeti önlemenin aracı haline getirmek için modern bir araçtır. Bölgemiz, üç farklı yerde gerçekleşiyor olsalar bile, geleceğini önemli ölçüde etkileyecek üç seçimin eşiğinde; birincisi, Amerika Birleşik Devletleri'nde Temsilciler Meclisi ve Senato için yapılacak ara seçimdir. Bu, Anayasa tarafından zorunlu kılınan, Demokratlar ve Cumhuriyetçilerin yarıştığı rutin bir seçimdir ve genellikle, Beyaz Saray'da temsilcisi olmayan parti kazanır. Anayasa’nın ara seçim fikrinin ardında, “çoğunluğun baskın olmasını” önlemek yatıyor, ancak şimdi, 3 Kasım'da, Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında yeni savaş turunun potansiyel bir katalizörü haline geldi!
İkinci seçim, Hamas veya İran'la ya da her ikisiyle savaşın bir sonraki aşamasında Yahudi devletini kimin yöneteceğini belirlemek için periyodik olarak yapılan İsrail seçimleridir. Burada seçimlerin ters teperek çoğunluğu sağlayamaması, bu durumda yeniden seçim sandığına başvurulması da mümkün. Adaylar neredeyse eşit oranda oya sahip olduklarında ve kimse Knesset'te çoğunluk için gerekli 61 sandalyeyi elde edemediğinde seçimlerin beş kez üst üste tekrarlanabileceği söyleniyor.
Üçüncü ve en az yukarıdaki ikisi kadar tuhaf seçim ise Filistin'de asla tamamlanmayan seçimdir. Filistinliler, siyasetçilere yeniden meşruiyet kazandırmak ve mücadelelerinin gelecek aşamasında çoğunluğu kimin elinde tutacağına seçmenlerin karar vermesi için sandığa gitmeye karar vermişlerdi. İsrail'in Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki baskısı nedeniyle karşılaşılacak engeller önceden bilinmesine rağmen, Filistin halkının geleceğini seçmesi için 28 Kasım’ın seçim günü olarak belirlenmesine karar verildi. Ama sonunda, bu engeller yeniden keşfedildi ve seçimler başka bir tarihe, 11 Eylül 2027’ye ertelendi.
Bu üç seçimi birbirine bağlayan, çeşitli savaşların üst üste yığıldığı Ortadoğu'daki mevcut gerçekliktir. Gazze savaşından üç yıl sonra, tarih ve silahlı gücün etkisiyle yaşanan sayısız iç ve dış gelişme, seçimler konusunda kırılgan bir durum yarattı. ABD seçimleri, özellikle ABD'nin “sonsuz savaşlar” tarihine karşı devrim yaptıktan sonra, kendine münhasır özellikleriyle Başkan Donald Trump'ın etkinliğinin ulaştığı boyutu ortaya koyuyor. Bu devrim, hızlı Venezuela savaşı deneyimini Haziran 2025'te 12 gün süren bir savaşla başlayan bir başka savaş için cazip hale getirdi. 12 günlük savaşı, başlangıçta dört ila altı hafta olarak planlanan, ancak seçimlere kadar sekiz ay süren bir savaş izledi. Savaş, Amerikan siyasetine kendini dayattı ve enerji ve elektrik tesisleri söz konusu olduğunda destekleri sarstı.
İsrail seçimleri ise öncelikle 7 Ekim 2023'ten sonra yaşananların anısıyla şekilleniyor. Zira Ekim 1973’teki savaş sırasında yaşanan “ihmalkarlıkları” araştırmak için savaştan sonra Agranat Komisyonu kurulurken, 7 Ekim’den sonra bir soruşturma komisyonu kurulmadı. Agranat Komisyonu, Başbakan Golda Meir, Savunma Bakanı Moşe Dayan ve diğer birçok kişinin istifa etmesine neden olmuştu. Aynı standartların mevcut hükümete de uygulanmasının zamanı geldi. Seçimleri etkileyecek ikinci faktör, İsrail'in askere ihtiyaç duyduğu bir dönemde ultra-Ortodoks Haredi vatandaşlarına askerlik hizmeti konusunda muafiyet tanınmasıdır. Üçüncüsü, Yahudi yerleşimcilerin “terör eylemleri” sonucu Batı Şeria'yı saran ve İsrail'in uluslararası itibarını zedeleyen kaostur. Dördüncüsü, Binyamin Netanyahu ve aşırı dindar sağ sebebiyle, devam eden savaşı yönetme deneyimine sahip Gadi Eizenkot önde gelen adaylardan birine dönüştü; Eizenkot, İsrail'in içine düştüğü savaşın sona erdirilmesini isteyen geniş bir kamuoyu kesiminin desteğini kazanmayı başardı.
Filistin seçimleriyse başlamadan sona erdi. Bu nedenle, Filistin'in kendi kaderini tayin hakkı ve bununla birlikte bölgenin kaderiyle ilgili gündem değişmeden kalacaktır. Bu, Gazze müzakerelerinde ve ardından Başkan Trump başkanlığındaki “Barış Konseyi”nde Filistinlileri kimin temsil edeceğinin belirlenmesi konusundaki zorlukları da artıracaktır. Bu konsey, Hamas'ı silahsızlandırmayı ve Gazze ile Filistin Otoritesi’nin bulunduğu Batı Şeria'yı birleştirmeyi amaçlıyor. Ayrıca Gazze Şeridi ve Batı Şeria'nın yeniden inşasını ve müzakere konusunda istekli etkin bir İsrail hükümetinin varlığının uzak ihtimal olmadığı bir aşamada, fraksiyonların da iki devletli çözümü kabul etmesinden sonra İsrail ile ilişkileri de ele almayı hedefliyor. Devletler ve milisler arasında savaşın sürdüğü bir bölgede bu kadar çok müzakere yapılırken, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) temsil ettiği bir Filistin meşruiyetinin veya ona meşruiyet kazandıracak bir Filistin temsilinin yokluğunda, “merkezi mesele”, “Yahudi meselesi”ndeki felcin esiri olmaya devam edecektir. Zira tıpkı Hamas'ın Müslüman Kardeşler'in köktenciliği tarafından esir alınması gibi, Yahudi meselesi de yükselen Yahudi köktenciliği tarafından esir alınmış.
Tüm bunlardan sonra, işleri düzeltmek ve karar alma süreçlerine meşruiyet kazandırmak amacıyla yapılan ve her şeyden önce ve sonra, zaten var olan ateşe bir ekleme değil, bir barış yolu olması gereken üç seçimde bir tuhaflık olması mümkün mü?!