Son 24 saat içinde hem diplomasi hem de medya düzeyinde İran üzerindeki Amerikan baskısı geriledi. ABD Başkanı Donald Trump, kısmen gerilimi azaltmaya veya belki de ağırdan almaya yönelik bir kaymaya işaret eden muğlak açıklamalar yaptı. Tahran'a karşı askeri harekat olasılığına şüpheyle bakanlara göre bu açıklamalar, Trump yönetiminin dikkat çekici askeri sessizliğiyle birlikte, olayların operasyonel olarak gelişmesine izin verildiğini gösteriyor. Başka bir deyişle, rejime karşı ölümcül bir askeri operasyon için hazırlıklar hâlâ devam ediyor, ancak acele etmeden veya duyuru yapılmadan.
Amerikan karar alıcılar için sırf vurmak amaçlı bir saldırı olmayacağı, keza “sembolik bir saldırı” olmayacağı ve henüz ölçek, hedef veya süre açısından açıkça tanımlanmış parametrelere sahip bir saldırı olmayacağı da açık ve net. Bu çelişkili değerlendirmeler ve spekülasyonlar arasında, Başkan Trump, İran içindeki bilgi kaynaklarına olan güvenini dile getirerek protestocuların artık öldürülmediğini ve- dediğine göre- idamların da durdurulduğunu vurguladı. Öldürmeler ve idamlar arasındaki bu ayrım, Trump'ın kararlarının anahtarı ve gerilemesinin sırrı olabilir. ABD kırmızı çizgilerini ve taahhütlerini yeniden düzenlemiş ve bu da askeri bir saldırı olasılığında gerileme olarak yansımış olarak görünüyor.
Öte yandan, İran rejimi liderlerinden gelen ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei tarafından açıkça ifade edilen aleni mesajlar, rejimin Amerikan baskısına karşılık verdiğini, idamları durdurduğunu ve gelecekte de gerçekleştirmeyeceğini teyit etti. İronik bir şekilde, Tahran'ın bu tutumunun arkasında, protestocuların taleplerine yanıt vermek veya İran sokaklarının öfkesini dindirmek değil, Trump'ı yatıştırmak yatıyor.
ABD yönetimi içinde Ortadoğu dosyasıyla ilgilenenler ve bölgedeki karar vericiler için Amerikan kırmızı çizgileri, İran ile başa çıkmada belirsizliğin bir parçası haline geldi. Washington'un protestocuların öldürülmesi nedeniyle tehdit ettiği saldırı, Washington'daki bazı taraflar ve figürler tarafından rejimin fiilen devrilmesine yol açabilecek bir tehdit olarak görüldü. Ancak, bu büyüklükte stratejik bir karar almadaki bu acele ne İran içinin, ne bölgesel komşularının, ne de uluslararası sistemin bir bütün olarak kaldıramayacağı kaos riskini beraberinde getiriyor.
Bu korkular, kontrolü ele alacak net ve hazır bir iç alternatifin yokluğuyla daha da büyüyor. Zira Washington'un kendisi, hazır seçenekler olarak sunulan dış alternatifleri önceden engelledi. Buna ek olarak, rejimin çökmesi durumunda yaşanacak olası kaosu kontrol altına almak ve yankılarının İran sınırlarının ötesine yayılmasını önlemek için kapsamlı bir bölgesel veya uluslararası plan da yok. Bu nedenle, ağırdan alma, saldırı için hevesli olanlar ile karşı çıkanlar arasında ortak payda gibi görünüyor.
Pratikte, Trump'ın muğlak açıklamaları ve kırmızı çizgileri, eski ABD başkanı Barack Obama'nın Suriye'deki kırmızı çizgilerinden geri adım atması, faili cezalandırmak yerine Suriye rejimine cezasını kimyasal saldırıda kullanılan silahlara el koymakla sınırlaması deneyimini dünyaya hatırlattı. Bu durum, İran rejiminin cezadan kaçınmak için protestoculara karşı kullandığı “araçlardan” hangilerini sunabileceği sorusunu gündeme getiriyor.
Dolayısıyla Trump, İran rejimini zor bir duruma soktu; baskıyı durdurmak, gösterilerin potansiyel olarak genişlemesi anlamına gelirken, devam ettirmek ise bir saldırı olasılığının artması anlamına geliyor. Bu iki seçenek arasında şu soru halen cevapsız: Rejim neyi seçecek?