Dönüp dolaşıp sürekli olarak İran'a geri dönüyoruz, çünkü İran Arap Maşrık (Levant) bölgesi için büyük bir tehditti ve tehdit olmaya da devam ediyor. Son olarak, İran haber ajansları, saklanmış olan Mücteba Hamaney'in artık ülkelerin ABD için kalkan görevi görmesine izin vermeyeceği açıklamasını aktardı! Elbette, İran'ın Amerikan üslerini ve mevzilerini hedef aldığı bahanesiyle büyük füze ve insansız hava aracı saldırıları düzenlediği Körfez ülkelerini kastediyor. Ancak, Körfez ülkelerindeki Amerikalıların bu saldırılardan zarar gördüğüne veya geri çekilmek zorunda kaldığına dair bir haber duymadık. Amerikalılar, petrol keşfedildiğinden beri petrol şirketleri aracılığıyla, Körfez'de üs, silah veya konuşlandırmaya ihtiyaç duymadan var oldular. Körfez ülkeleri, Saddam Hüseyin'in güvenliklerini tehdit etmesinden sonra korunmak için onlara ihtiyaç duydular ve ardından on yıllardır İran bir tehdit oldu ve olmaya da devam ediyor! Amerikalıların kalkanlara ihtiyacı yok ve binlerce kilometre uzaktan size, ey İranlılar, saldırırken kendilerini koruyabilirler. Hem de Velayet-i Fakih Cumhuriyeti'nin sanki bir cazibesi veya çekiciliği varmış gibi “devrimi ihraç etmeye” çalıştığı yakınındaki ülkelere ihtiyaç duymadan.
Mücteba Körfez ülkelerini tehdit ederken, Muhammed Bakır Kalibaf, Abbas Arakçi ve İran Merkez Bankası Başkanı Katar'daydı ve ABD ile müzakerelerde Pakistan'ın arabuluculuğuna Katar'ınınkini de eklemeye çalışıyorlardı. 1990'lardan beri Körfez ülkelerinin İran'a karşı politikası hep bu olmuştur; bir yandan zarardan kaçınmak, diğer yandan iş birliği fırsatlarını araştırmak. Ancak Saddam'ın savaşından sonra biraz sakinleşen İran, ABD'nin Irak'ı işgal etmesi ve İran'a teslim etmesinden sonra çevre bölgeye karşı tamamen saldırganlaştı. Irak ve milislerinin arkasından İran'ın etkisi Esed Suriyesi'ne kadar uzandı ve 2008'den sonra Hizbullah ülkenin fiili yöneticisi olana kadar Lübnan'da gelişip serpildi. Şimdi Lübnanlı yetkililer İran'ın silahlı milislerinden kurtulmaya çalışıyor ancak başarılı olamıyorlar ve aynı durum Irak hükümeti için de geçerli!
Aylar süren uzun savaşlardan sonra İran'ın elinde ne kaldı?
Körfez ülkelerine yönelik büyük saldırılara karşılık aldığı ağır darbelerden sonra - ki kendisine saldırı başlatan İsrail'in aldığı darbelerden daha ağırdı- zenginleştirilmiş uranyum ve Hürmüz Boğazı'nın kapatılması dışındaki temel “başarılarından” geriye ne kaldı? İran'ın bu iki konudan da Çin’in baskısı altında vazgeçmek zorunda kaldığı anlaşılıyor, zira Çin Trump ile bu noktada anlaştı. Böylece, harap olmuş ülkeye, ABD tarafından dondurulmuş fonlarının bir kısmının geri alınmasından başka bir şey kalmadı; bu yüzden İranlılar müzakere için Katar'a gittiler.
Arap dünyasının dışında, İran’ın hâlâ Irak, Lübnan ve Yemen'in bazı bölgelerinde mezhepçi milisleri bulunuyor. Ancak Irak'ta Şii liderliğindeki hükümet bile artık milislerin yolsuzluğuna ve suçlarına tahammül edemiyor. Lübnan'da yetkililer ve Lübnan halkının üçte ikisi silahlı Hizbullah’a karşı. Ancak en dehşet verici olanı, Lübnan ve özellikle Şiiler İsrail'in neden olduğu büyük ve muazzam bir yıkıma doğru ilerlerken, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın üçüncü bir kurtuluş operasyonunda ısrar etmesi, ardından İsrail saldırıları neredeyse Seyda’ya ulaşırken her gün geri adım atmasıdır. Hava ve insansız hava aracı saldırılarına gelince, bunlar Lübnan'ın her yerinde şiddetle devam ediyor!
Irak, Suriye ve Lübnan neden milislerin kontrolünü, uyuşturucu ticaretini, altyapının ele geçirilmesini, istikrarın engellenmesini ve tüm dünyanın düşmanlığını, İran rejimini memnun etmek için kabul etsin ki? Altyapının yıkımı ve can kayıpları karşısında ve bundan kurtulmak için Suriyeliler isyan etti, Iraklılar ile Lübnanlılar da aynısını yapmaya çalışıyor.
İran ve vekillerinin durumu bu haldeyken, Mücteba Hamaney tehditlerinde ve Amerikalıları bölgeden kovma projesinde neye dayanıyor? Amerikan ve İsrail savaş uçakları İran hava sahasında sanki turistik gezi yapıyormuş gibi uçtuğu sürece, tamamen güvenilirliğini yitirmiş çağrılardan başka bir şeye dayanmıyor!
İran'ın bir avantajı var; rejim henüz düşmedi, bunun nedeni de etkili bir direniş değil, tıpkı 1991'de Saddam Hüseyin'i devirmekte bir fayda görmedikleri gibi, Amerikalıların bunda bir fayda görmemesidir. Ama 2003'te bunu yaptılar!
Ne Amerikalılar mutlak veya ahlaki olarak üstün bir güç ne de İran halkı bu acıyı hak ediyor. Ancak İran rejimi, politikaları ve eylemleriyle Araplara zarar vermeye kararlı. Dört Arap devletini yerle bir etti ve saldırganlık, şantaj ve komplo yoluyla Körfez ulus-devlet modeline - istikrar, kalkınma ve daha iyi bir gelecek inşa etme devletine- zarar vermeye çalıştı. Nefretten ve üstünlük ve yanılmazlık iddiasından başka bir motivasyon yok; uygun hiçbir politika yok.
Velayet-i Fakih yönetimi, kışkırtıcı davranışlarıyla bölgede yeni bir silahlanma dalgası başlattı, Çin ve Rusya'ya bağımlılığını artırdı ve her komşu ülkede düşmanlar yarattı. Ancak mevcut İran rejiminin en büyük düşmanı İran halkı olmaya devam ediyor. Baskıcı rejime karşı beş ayaklanma başarısız olduysa, altıncısı başarılı olacaktır!