Ermenistan Orta Asya'da olmamasına rağmen, bir seçim sürecinden geçmesi ve eski bir Sovyet cumhuriyeti olması sebebiyle Erivan'ın geçmişe özlem duyup duymayacağı Moskova'da merakla takip edildi. Ancak bu gerçekleşmedi. 1991'de Sovyetler Birliği'nin çöküşünden bu yana Rusya, eski Sovyet coğrafyasındaki nüfuzunu koruma arzusundan asla vazgeçmedi. Moskova, bir zamanlar Sovyetler Birliği'nin parçası olan cumhuriyetleri sadece komşu devletler olarak değil, stratejik bir derinlik ve ulusal güvenliğinin doğal bir uzantısı olarak görüyor. Bu nedenle, Rusya ile bu ülkeler arasındaki ilişki, son otuz yıl boyunca Rus dış politikasının merkezinde yer aldı ve son yıllarda Batı ve NATO ile açık bir çatışma alanına dönüştü.
1990'larda Rusya siyasi, ekonomik ve askeri olarak zayıftı; bu da Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin Doğu Avrupa'daki etkilerini genişletmelerine olanak tanıdı. Bu dönemde, daha önce Sovyetler Birliği’nin yörüngesinde bulunan birçok ülke NATO ve Avrupa Birliği'ne katıldı. Ancak Vladimir Putin'in iktidara yükselişi denklemi yavaş yavaş değiştirdi. Rusya Devlet Başkanı, NATO'nun doğuya doğru genişlemesini Rusya'nın güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak gördü ve Batı'nın Rusya'nın zayıflık döneminden yararlanarak Avrupa'nın güvenlik haritasını Moskova'nın aleyhine yeniden çizdiğine inandı.
Bu duruş teorik kalmadı. 2008'de, Tiflis'in NATO'ya yaklaşma girişiminin ardından Rusya, Gürcistan'a karşı kısa süreli bir savaş başlattı. Altı yıl sonra Kırım'ı ilhak etti ve Doğu Ukrayna'nın büyük bir bölümünü ele geçirdi.
2022'de Ukrayna'da patlak veren savaş, Moskova'nın Kiev'in NATO'ya katılmasına izin vermeme konusundaki en açık ifadesiydi.
Fakat Ukrayna krizi, Rusya'nın eski Sovyet etki alanındaki konumunu etkileyen tek olay değildi. Savaş, Rusya'nın askeri kapasitesinin bir kısmını tüketti ve Moskova'yı kaynaklarını yeniden dağıtmaya zorladı; bu da bazı eski Sovyet cumhuriyetlerini daha bağımsız politikalar izlemeye sevk etti. Bu durum özellikle Orta Asya ve Kafkasya'da daha belirgindi. Birçok hükümet, Çin, Türkiye, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye başladı. Moskova, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan'ı kapsayan Orta Asya'ya özel önem veriyor, çünkü bu bölge, Rusya ile Afganistan, Ortadoğu ve Güney Asya'dan kaynaklanan potansiyel tehditler arasında coğrafi bir tampon bölge oluşturuyor. Ayrıca doğal kaynaklar açısından zengin ve ticaret ve enerji için hayati bir koridor oluşturuyor. Son yıllarda Rusya, güvenlik, ekonomik ve askeri anlaşmalar yoluyla Orta Asya devletleriyle iş birliğini yoğunlaştırdı. Ayrıca Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi bölgesel örgütlerin rolünü güçlendirmeye de çalıştı.
NATO'ya gelince, Rusya artık ittifakı birincil stratejik rakibi olarak görüyor. Moskova, ittifakın artık Soğuk Savaş dönemindeki gibi sadece savunma amaçlı bir örgüt olmaktan çıkıp, Rusya'yı kuşatmak ve nüfuzunu sınırlamak için siyasi ve askeri bir araca dönüştüğüne inanıyor. Rus liderliği, Finlandiya ve İsveç'in NATO'ya katılımını ve Rusya sınırlarına yakın NATO askeri varlığının artmasını bu endişelerinin geçerliliğinin kanıtı olarak gösteriyor. Buna karşılık NATO, Rusya'nın Ukrayna, Gürcistan ve Moldova'daki eylemlerinin Doğu Avrupa'daki savunmasını güçlendirmesini haklı çıkardığını düşünüyor. Böylece, iki taraf sürekli bir karşılıklı şüphe ve askeri tırmandırma döngüsüne girmiş durumda ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra kısa bir süre hakim olan iş birliği ortamına yakın gelecekte geri dönmek zor görünüyor.
Moskova'nın geleceğe bakışına gelince, Batı ile çatışmanın uzun süreceği inancına dayanıyor. Bu nedenle Rusya, geleneksel Avrupa alanının dışında, özellikle Çin, Hindistan, İran ve Küresel Güney'deki çeşitli ülkelerle geniş bir ortaklık ağı kurmaya çalışıyor. Ayrıca, çeşitli ekonomik, güvenlik ve kültürel araçlar aracılığıyla eski Sovyet cumhuriyetleri içindeki nüfuzunu yeniden sağlamlaştırmaya çabalıyor.
Bir sonraki aşamada, Rusya Orta Asya ve Kafkasya'daki varlığını güçlendirmek için daha fazla adım atabilir. Gündeme getirilen olasılıklar arasında ortak askeri iş birliğinin artırılması, Rus askeri üslerinin genişletilmesi, bölgesel hava savunma sistemlerinin geliştirilmesi ve bölge ekonomilerinin Rus ticaret yollarıyla daha fazla entegrasyonu yer alıyor. Moskova, hakim konumunu korumak için enerji, ulaşım ve göç sektörlerindeki nüfuzunu da kullanabilir.
Ancak Rusya'nın bu hedefleri gerçekleştirme gücü, başta Ukrayna'daki savaşın gidişatı, Kiev'e Batı'nın desteğinin düzeyi ve Çin'in Orta Asya'daki ekonomik etkisini ne ölçüde genişleteceği olmak üzere birçok faktöre bağlı olacaktır. Pekin, bölgedeki birçok ülke için önemli bir ekonomik ortak haline geldi ve bu da Moskova'yı artık tek etkili dış güç olmadığı yeni bir gerçekliğe uyum sağlamaya zorluyor.
Sonuç olarak, Rusya, tarihsel nüfuz alanının kalan kısmını kaybetmeyi önlemeye kararlı görünüyor. Kremlin için bu, sadece siyasi veya ekonomik nüfuz ile ilgili değil; Rus devletinin güvenliği, kimliği ve uluslararası konumuyla bağlantılı daha geniş bir kavramla ilgilidir. Bu nedenle, eski Sovyet cumhuriyetleri önümüzdeki yıllarda Rus stratejisinin merkezinde yer almaya devam edecekken, NATO da Moskova'nın en büyük meydan okuması olmaya devam ederek hem Avrupa hem de Asya'daki politikalarını ve eylemlerini şekillendirecektir. Bu bağlamda, Rusya ile Batı arasındaki gerilimlerin Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar tehlikeli bir aşamaya girdiğine dair uyarılar artıyor. İşçi Partili eski İngiltere savunma bakanı Lord Robertson, mevcut gerilimin tırmanmaya devam etmesi halinde Putin'in İngiltere’ye balistik veya konvansiyonel seyir füzeleriyle saldırması olasılığını dışlamadığını belirtti.
Deneyimli Rus diplomat Dmitri Polyanski de Rusya ile Avrupa arasındaki ilişkilerin son derece hassas bir noktaya ulaştığı ve Rusya ile NATO arasında doğrudan askeri bir çatışma riskinin son yıllarda olduğundan daha yakın olduğu kanaatinde. Polyanski, en tehlikeli senaryonun, Moskova'nın kendi topraklarını hedef alan saldırıların bazılarının NATO üyesi ülkelerden kaynaklandığına ikna olma olasılığı olduğunu ekledi. Tek bir olayın veya yanlış hesabın Rusya ile NATO arasında büyük bir krizi tetiklemek için yeterli olabileceği konusunda uyardı. Ukrayna'daki savaşın sona ermesinin mi yoksa Rusya ile NATO arasında doğrudan bir çatışmanın mı daha olası olduğu sorulduğunda, kısa bir tereddüdün ardından kendi görüşüne göre, askeri tırmandırma olasılığının yakın vadeli bir barış olasılığından daha yüksek olduğu cevabını verdi. Bu değerlendirme, Rus çevrelerinde Batı ile ilişkilerin geleceğine ilişkin endişenin boyutunu yansıtıyor.