Tarihsel olarak bilinen “karaborsa” terimi yerine, son yıllarda resmi olduğu varsayılan başka bir piyasadan ayırt etmek için kendisine yeni bir isim uyduruldu; “paralel piyasa”. Ancak “paralel” terimi, kibar olduğu kadar yanıltıcı çünkü kesişmeden yan yana yürüyen iki paralel çizgi olduğunu çağrıştırıyor. Gerçekteyse, bu piyasa yıllardır Libya'daki resmi para politikasına paralel olmaktan çıkıp, onun seyrini belirleyen piyasa haline geldi.
Paralel piyasalar, özellikle malların ve para birimlerinin devletlerin tekeline tabi olduğu ülkelerde görülmüş eski bir olgudur ve Libya'ya özgü bir icat değildir. Ancak Libya örneği, paralel piyasasının dış ve iç faktörlerin birleşmesi sonucu ortaya çıkması ve yerleşmesi bakımından benzersizdir.
Bu olgunun kökenleri, 1988 sonlarında Lockerbie uçağına yönelik bombalı saldırı ile suçlanan önceki rejime uygulanan uluslararası yaptırımlar ve ardından gelen kemer sıkma icraatları dönemine kadar uzanıyor. Bu durum, devlet kontrolündeki piyasalarda bulunmayan malları vatandaşlara sağlayan paralel bir piyasanın ortaya çıkmasına neden oldu. Dikkat çekici olan, bu piyasanın yaptırımların kaldırılması ve Lockerbie davasının çözülmesinin ardından rejimin uluslararası sahneye geri dönmesiyle kapanmayıp; aksine daha da kökleşmesidir. Etkisi, birleşik bir devletin yokluğunun geçici bir istisnadan kalıcı bir norma dönüştüğü 2011 yılından sonra katlanarak arttı.
Yaklaşık 2014 yılından beri Libya'da fiilen tek bir para otoritesi bulunmuyor; meşruiyet ve petrol gelirlerinin kontrolü için yarışan iki rakip hükümet arasında yürütme gücünün bölünmesine paralel olarak, Libya Merkez Bankası, uzun yıllardır Trablus'taki şubesi ile Bingazi'deki şubesi arasında idari olarak bölünmüş halde. Döviz arzını kontrol edebilecek ve şeffaf bir şekilde dağıtabilecek birleşik bir para otoritesinin yokluğunda, vatandaşlar ve tüccarlar, resmi kurumların sunamadığı ve hatta sunacak bir mekanizma üzerinde anlaşamadığı şeyi sunan paralel bir piyasaya başvurmaktan başka çare bulamadılar.
Resmi ve paralel döviz kurları arasındaki fark hiçbir zaman marjinal olmadı; zaman zaman Merkez Bankasının açıkladığı resmi kurun iki katından fazlasına ulaştı, bu nedenle para otoritesi, farkı tamamen kapatmayı başaramadan, resmi döviz kurunda tekrar tekrar ayarlamalar (en sonuncusu ardışık devalüasyonlar) yaptı. Bu aynı fark, kimsenin açıkça ve alenen bahsetmediği çıkar gruplarının ağlarını besleyen rant arayışının kaynağıdır. Resmi dolar kuru üzerinden (resmi dolar kuru üzerinden var olmayan şirketler için banka kredisi alarak) sübvansiyonlu dövize erişimi olanlar, bunu paralel piyasada satarak anında kâr elde edebilirler. Bu durum, “paralel piyasayı ortadan kaldırmayı” gerçek bir amaçtan ziyade, devamından fayda sağlayanların peşinde koştuğu siyasi bir slogan haline getiriyor.
Bu gerçeğin gölgesinde, Merkez Bankası başkanı defalarca “hasta Libya dinarına sağlığını geri kazandırmayı” ve paralel piyasayı ortadan kaldırmayı taahhüt etti. Ancak, alınan önlemler -resmi döviz kurunu ayarlamaktan yabancı para birimine ücret uygulamaya kadar- piyasanın etkisini kırmayı başaramadı, çünkü kök nedenine, yani para basma ve dağıtma meşruiyetine sahip tek bir siyasi ve parasal otoritenin yokluğuna dokunmadılar.
Gerçekten dikkat çekici olan, bu piyasanın kendisine Trablus'ta, Merkez Bankası'nın arka duvarının hemen arkasında bir yer seçmiş olması ve bu sayede başkan ve personelinin alıcı ve satıcıların gürültüsü arasında doların fiyatındaki dalgalanmaları takip edebilmesidir. Sanki paralel piyasa sadece dinarın değerini belirlemede bankayla rekabet etmekle kalmıyor, aynı zamanda bunu bankanın gözü önünde yapıyor; bu durum, açıklanan para politikası ile gerçeklik arasındaki mesafeyi sadece birkaç metreye indiriyor.