Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

 Tam tersine sürüklenmek

Bir süredir dünyanın dört bir yanında, özellikle “gelişmiş” ve “hukukun egemen olduğu” ülkelerde, şiddet ve akıl dışılığın dilinin eşi benzeri görülmemiş ve anlaşılması güç bir biçimde yaygınlaştığı görülüyor. Bu başıboşluk, muhafazakâr ya da liberal toplumlarda inanılması güç boyutlara ulaştı. Kimi, bu sözlü şiddetin bugün çoğu ülkede hâkim olan siyasi ve toplumsal şiddeti yansıttığını söyleyebilir. Ancak gerçek şu ki, söz konusu dil bunun çok ötesine geçiyor.

Bu durum toplumun her kesimini kapsıyor: siyasetçileri, düşünce insanlarını ve sanatçıları. Burada yalnızca sosyal medyanın dili, üslubu ve yozlaşmasından söz etmiyorum; aynı zamanda ülkelerin ve toplumların asgari sınırlarını ve kurallarını korumaları beklenen kişilerin kullandığı dili de kastediyorum. Bazen, bazı liderleri veya yetkilileri Orta Çağ'ın ateşi ve Taş Devri'nin tartışmaları içinde görmek gerçekten dehşet verici. Üstelik bu beylerin kendilerini ifade ettikleri mecralar, gazetelerden yayınevlerine, oradan medya çevrelerine ve merkezlerine kadar en modern ve en gelişmiş platformlar.

Bugünlerde Londra'yı ziyaret eden bazı kişiler, kentin değiştiğini ve bir zamanlar katı ırkçılığın hâkim olduğu bir dünyada hoşgörünün modeli olarak görülen o şehri tanımanın artık zorlaştığını söylüyor. Bu anlayış, günlük hayata ve onun ayrıntılarına olduğu kadar gazetelerde, kurumlarda ve çeşitli çevrelerde kullanılan genel dile de yansıyor. Geçmişte barbarca ve kabul edilemez görülen ırkçı işaretler artık sıradan bir hâl aldı.

Aynı olgu, özellikle hükümet yönetiminde ve önde gelen bazı bakanlar arasında, ABD'de de güçlü biçimde geri döndü. Dün ayıp sayılan bu akım, Avrupa'nın başkentlerinin tamamında giderek güç kazandı ve patlama noktasına ulaşma tehdidi oluşturuyor.

Sağa doğru yaşanan bu kayış hem Amerika'da hem de Avrupa'da köklü bir değişime yol açabilir. Bu değişim de beraberinde siyasi dengelerde ciddi bir sarsıntı getirebilir.