Bekir Uveyda
TT

Suudi Arabistan, İslam ümmeti ile güçlüdür

Yemen'deki Husi milislerinin Suudi Arabistan'a karşı saldırılarının düzeyini yükseltmesi, yedi ay önce patlak veren ABD-İran çatışmasının gelişmelerini yakından takip eden tarafsız bir gözlemci için şaşırtıcı değil. Başlangıçta, özellikle İsrailli ortağın rolü şu anki rolünden daha aktif olduğunda gelişmelerin ivmesi arttı. Ancak, bu ivme kimi zaman donma seviyesine vararak yavaşlama yoluna girdi. Ardından ister Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalar, isterse Tahran’ın Washington'a verdiği yanıtlar veya başkalarının kafasını karıştırmak için tam bir sessizliğe bürünme taktiğine başvurması şeklinde olsun, kodlarını çözmeye çalışırken kafaları karıştıran bir bilmeceye dönüştü. Örneğin, sessizlik taktiğine başvurduğunda, İran, Hürmüz Boğazı çevresindeki boğucu ablukayı hafifletmek amacıyla müttefiki Husilere Babul Mendeb Boğazı'nı kontrol etme talimatı verdi. Bu riskli satranç hamlesi başarısız olunca, Tahran, Husi milislerini savaş cephesinin dışına yönlendirme stratejisine geri döndü. Ve Riyad, Yemen'deki meşru hükümeti destekleyen koalisyonun en önemli ağırlık merkezi olduğundan, Husilerin hedeflerinin başında yer alması şaşırtıcı değildi.

Elbette, darbeci Husi liderliği gerilimi artırmanın, Yemen güçlerinin bu ayın başında bütün Yemen topraklarının uluslararası alanda tanınan meşru hükümetin yönetimine geri dönmesi için başlattığı Yemen Şafağı Operasyonu'na Suudi Arabistan’ın verdiği desteğe bir karşılık olduğunu iddia edecektir. Ancak bu iddia tamamen saçma ve hiçbir mantıksal temeli yok. Zira savaşlarda çatışmalar cephelerde döner, Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı gibi sivil havaalanlarında değil. Bu havaalanın terminallerinde Yemen'de devam eden savaşa karışmayan ve onunla hiçbir ilgisi olmayan çeşitli milletlerden masum sivillerin kanı aktı. Bu belgelenmiş gerçek göz önüne alındığında Husilerin Riyad’daki bir havaalanına düzenlediği füze saldırısı, tüm uluslararası sözleşmelerin açık bir ihlalidir ve hatta uluslararası soruşturmayı gerektiren bir savaş suçu teşkil ediyor olabilir.

Bununla birlikte, mevcut olayların tarihsel bağlamına inmek, araştırmacıyı, tıpkı sözde Husi (Ensarullah) hareketinin lideri gibi, şu anda ne kadar etkili görünürse görünsün, herhangi bir bireyden çok daha önemli bir boyuta götürecektir. Zira Riyad Uluslararası Havaalanı'nı hedef alan füze saldırısı, birkaç hafta önce Mekke'yi hedef alan saldırıyla ilgisiz değildir ve yine birkaç yıl önce Hac mevsiminde İran Devrim Muhafızları hacılarının kullandığı yıkıcı taktiklerden ayrı değildir.

Suudi Arabistan'ın güvenliğini hedef alan mevcut girişim, tarih boyunca sayısız öncülü gibi, feci şekilde başarısız olmaya mahkumdur. Çünkü Suudi Arabistan, en saf kaynaktan doğan İslam hukukuna dayanan bir rejimdir. Bu nedenle, İslam ümmetinin desteğiyle güçlü kalacaktır ve güvenliğini ve halkının istikrarını hedef alan bütün girişimleri caydırabilecektir. Gücünü, tüm dünyanın hayranlığını ve takdirini kazanan muazzam başarılarından almaktadır. Bu nedenle, rakipleri ne kadar sık ​​deneseler veya ne kadar farklı ittifaklara sahip olsalar da zayıflatamadıkları uluslararası bir güç merkezi olmaya hak kazanmıştır.