Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
TT

Ürdün’ün sorunu: Coğrafyanın siyaseti kontrol etmesi

“Bir lider, ülkesinin coğrafyasının kendisine dayattığının dışında bir dış politika takip edemez”... Bu sözü, Napalyon Bonapart 19. yüzyılın başlarında söylemiştir. Eski Mısır Dış İlişkilerden Sorumlu Devlet Bakanı ve BM Genel Sekreteri –kesintili olsa da- parlak stratejist Butros Gali’nin bu sözü bir kitabında beceri ile kullandığını kesin bir şekilde söyleyebilirim. Ama ne yazık ki kitapları Mısır’da hak ettiği ilgiyi görseler de Araplar arasından sadece çok az kişi tarafından hakkıyla bilinmektedir.
Elbette Napolyon bu sözü söylediği zaman birçok Avrupa ülkesini istila ediyordu. O dönemdeki çatışmaların, su kaynakları, hayati alanlar, bölgesel nüfuz, sadece taş kömür ile sınırlı olan enerji kaynakları gibi birçok nedeni vardı.
Ancak bu alandaki büyük patlama, 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında yaşanmıştır. O dönem “sömürgecilik” ve “sömürgeler” dönemiydi ve Avrupa ülkeleri dünya ülkelerini istila etmekte çok ileriye gitti. Britanya “büyük” sıfatını alarak dünyanın en batısı ile en doğusuna kadar ulaşırken onu Fransa, Hollanda, İspanya ve Portekiz takip ediyordu.
Doğrusu o dönem, gerçekten de ölümcül savaşların ve çatışmaların yaşandığı bir dönemdi. Nitekim Fransa Cezayir’i tam 132 yıl boyunca tam anlamıyla sömürdü. Aynı şeyi beyaz “Hollandalılar” Güney Afrika’da yaptı. Bu noktada; Filistin halkının yok sayılarak toprakları üzerinde kurulmuş bir devlet olduğu billinen İsrail’in de Birinci Dünya Savaşı ve ardından İkinci Dünya Savaşı’na tanık olan bu dönemin ürünü olduğunu belirtmeliyiz.
Bu konuda sözü uzatmak ve kendisinden uzun uzun bahsetmek istemiyorum. Çünkü bu yazıyı yazmaktan amacım; Napolyon’un “Bir lider, ülkesinin coğrafyasının kendisine dayattığının dışında bir dış politika takip edemez” sözünü anlamak ve Ürdün’ü buna göre değerlendirmektir. Bilindiği gibi Ürdün’ün coğrafi oluşumu 20. yüzyılın otuzlu yıllarında oluşmaya başlamış, son siyasi ve coğrafi halini ise aynı yüzyılın kırklı yılların sonu ile ellili yıllarının başında almıştır. Bu dönemde Batı Şeria’da Ürdün Haşimi Krallığı’nın bir parçası haline gelmiştir.
O dönemden günümüze hareketli “coğrafyası” ile bu ülkenin başına 4 kral geçti. Bunlar: Devletin kurucusu Kral Birinci Abdullah bin Hüseyin, Talal bin Abdullah, Ürdün’ü bir devlet olarak güvenli bir limana ulaştıran Kral Hüseyin ve halihazırda hala kral olan ve ülkesine herkesin başlangıçta zannettiğinden çok daha fazlasını kazandırdığını, kendisini ve ülkesini etkili ve faal ülkelerin arasına sokmayı başardığını itiraf etmemiz gereken Kral İkinci Abdullah’tır.
Bu ülkenin yani Ürdün Haşimi Krallığı’nın “coğrafyası”nın, Arap ülkeleri arasında en kompleksli ve sorunlu “coğrafya” olduğunu söylersek abartmış olmayız. Ürdün’ün bir devlet olarak başlangıcının Filistin meselesi ile başladığını ve coğrafyasının ona göre hareket ettiğini söyleyebiliriz. Bu dönemde, Filistin topraklarının bir bölümünde İsrail devleti sömürgeci bir devlet olarak kuruldu ve ardından 1967 yılında Batı Şeria’yı (Ürdün’ün bir parçası olan) halkı ve toprakları ile işgal etti.
Bu gelişmeler; Ürdün’ün coğrafyasını sürekli bir hareket ve devinim içinde olmak, Ürdün’ü iç ve dış politikada her zaman aktif bir tutum benimsemek zorunda bırakmıştır. Ürdün; ulusal, dini ve sosyal nedenlerle topraklarına yapılan Filistin göçlerini kabul etmek zorunda kalmıştır.Bu göçlerin ilki 1948, ikincisi ise 1967 yılında gerçekleşmiştir. Buna ek olarak; daha sonraki dönemlerde Gazze Şeridi’nden gelen göçleri ve “kardeş” Suriye, Irak, Libya ve Yemen’den büyük ve kalabalık göç gruplarını ağırlamak zorunda kalmıştır. Ayrıca doğu bölümünün batı bölümünden ayrılıp Bangladeş adını alması ile sonuçlanan ayrılık savaşının ardından Pakistan’dan da göç almıştır.
Ürdün’ün coğrafyası kendisini kuzeyden Suriye, doğudan Irak, güneyden Suudi Arabistan ve güneydoğudan Mısır ile komşu yapmıştır. Elbette bunlar; Napolyon’un dediği gibi Ürdün’ün politikasının bütün bu etmenlerden etkilenmesine ve devletin en üst düzey yetkilisinin yani Kral Abdullah bin Hüseyin’in herhangi bir dış ve bölgesel politika takip etmeden önce Ürdün Haşimi Krallığı’nın coğrafyasının dikte ettiklerini göz önünde bulundurmasına yol açmıştır.
Bu noktada şu gerçeğin de altını çizmeliyiz; Ürdün Kralı, Ürdün’ün coğrafyasının dikte ettiklerini bir bütün olarak ve bu bölgedeki karşılıklı coğrafi etkilere göre ele alırken Filistin ve İsrail, büyük kardeş Mısır ve Suudi Arabistan, Suriye ve Lübnan’ı da gözetmek zorundadır
Buna ek olarak; Ürdün’ün kardeş Suriye ile “coğrafyası”nın hiçbir zaman rahat olmadığını da itiraf etmeliyiz. Nitekim Suriye ordusu her zaman Ürdün sınırında kışkırtıcı hareketler de bulunmuştur. Öyle ki öncü kuvvetleri bazen İrbid şehrine (1970 yılında) bazen de kuzeyden başkent Amman’a yakın bölgelere kadar ilerlemiştir ve bu ne yazık ki birçok kez tekrarlanmıştır. Oysa Ürdün ordusu Suriye sınırını sadece bir kez o da 1973 yılında, başkent Şam’ı 1967 Arap-İsrail savaşında Golan Tepeleri’ni işgal eden İsrail’in işgal tehdidinden korumak için geçmiştir.
Suriye halkı ile bir ilgisi olmayan bu konudan uzun uzun bahsetmeye gerek yoktur. Çünkü bu halk ile Ürdün halkı tek bir halktır. Geçmişte kurulmuş Ürdün hükümetlerinin başbakanlarının birçoğunun Suriye kökenli, başlangıçta hatta belki de şu ana kadar Ürdün ekonomisinin Şam, Halep ve Humus asıllı Ürdünlülerin elinde, bu durumun bazen güvenlik güçleri de dahil devletin birçok kurumu için geçerli olduğunu bazıları bilmeyebilir.
Irak’a gelince; bilindiği gibi Ürdün, İkinci Faysal Irak kralı iken Irak ile gerçekten de umut verici bir birlik kurmuştu. Ama ne yazık ki; Abdulkerim Kasım ve Abdusselam Arif adlı 2 generalin liderlik ettiği askeri bir darbe ile bu birlik yıkıldı. Ama bu 2 general iktidarda çok kalamadılar ve takip eden  darbelerden birinde tasfiye edildiler. Ayrıca bilindiği gibi Irak ordusu birkaç kez Ürdün topraklarına girmiştir. İlk olarak; Filistin topraklarını tamamen işgal etmek için harekete geçen İsrail işgal ordusunu engellemek amacıyla 1948 yılında, ardından1967 Arap-İsrail savaşında Ürdün topraklarını korumak için girmiş ve uzun yıllar kalmıştır.
Aynı şeyin Suudi Arabistan için de geçerli olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Suudi Arabistan ordusu her zaman ve özellikle de zor zamanlarda Ürdün yanında hazır bulunmuştur. Bu yüzden; Suudi Arabistanlı kardeşlerimizin, her alanda ve özellikle de ekonomi alanında her zaman Ürdünlü kardeşlerinin yanında yer aldıklarını vurgulayarak haklarını teslim etmeliyiz.
Büyük kardeş Mısır ise geçmişte olduğu bugün de hala Ürdün’ün coğrafyasının bir parçasıdır. Bu ortak coğrafya, Ürdünlüler ile Mısırlılara her zaman ortak tutumlar benimsemeyi telkin etmiştir. Bu noktada konu ile ilgili bir sırrı da ifşa etmeliyiz: Abdulkerim Kasım ve Abdusselam Arif, Ürdün’deki Irak ordusunun başında iken dönemin Ürdün başbakanına giderek kendi destekleri ile Ürdün Kralı’na karşı askeri bir darbe yapmasını istemiş ve bunu kabul etmesi halinde kendilerinin de Irak’ta benzer bir askeri darbe yapacaklarını söylemişler. Nitekim daha sonra 1958 yılında Kral İkinci Faysal’a karşı böyle bir darbe düzenleyeceklerdi. Ancak sözü edilen Ürdün başbakanı, Kral Hüseyin’in bilgisi dışında Cemal Abdunnasır ile görüşerek onun görüşünü sorduğunda Abdunnasır, bu öneriyi kesin bir dille reddedip ona böyle bir darbenin yalnızca hem Batı hem de Doğu Şeria’yı işgal etmek için kendisini bir fırsat olarak görecek İsrail’in işine yarayacağını söylemişti.