Racih Huri
Lübnanlı yazar
TT

Lübnan anahtarlarının bekçisi

Büyük Lübnan ayaklanması, siyasi güçlerin mezhepçiliği tetikleyerek protestocuları bölme ve halk hareketini sona edirmeye yönelik bütün oyunlarını boşa çıkardı. Bu güçler, en başından beri “hepiniz yani hepiniz” sloganını benimseyen yani Lübnan’ı her düzeyde çöküşün eşiğine getiren bütün politikacıları ve partileri yönetimden süpürüp temizleme çağrısında bulunan halk hareketini mezhepçilik ile başarısızlığa uğratabileceklerine güveniyorlardı. Ama bunu başaramadılar.
Bunun ardından yönetim, ordu ile halkı karşı karşıya getirmeye çalıştı ama ayaklanma bu hamlesini de boşa çıkardı. İlk önce Genelkurmay Başkanı Joseph Avn,  “Ordunun tek güç kaynağı halk, halkın da tek güç kaynağı ordudur” mesajını verdi. Daha sonra kendilerinin de talep ettikleri hakları talep eden protestoculardan etkilenen ve hatta bazıları ağlayan askerlerin görüntüleri paylaşıldı.
Daha sonra ayaklanma; bitkin devletin, protestocuların yolları kesmelerinin, sonunda onları halk ile karşı karşıya getireceğine dair umudunu da bütün yolları açarak ama ülkenin bir ucundan diğerine protesto gösterilerini sürdürerek yıktı. Hizbullah destekçilerinden oluşan gruplar, Beyrut’un merkezindeki kampa saldırıp, çadırları yakıp 11 kişiyi yaralasalar da insanları korkutma çabaları sonuçsuz kaldı. Hizbullah ve Emel Hareketi’nin kaleleri Sur, Nebatiye, Baalbek ve diğer Şii bölgelerde  “hepiniz yani hepiniz” sloganı yükselmeye devam etti.
Halk hareketinin başlamasından 13 gün sonra ve tam olarak 29 Ekim’de Başbakan, devrimcilerin taleplerini desteklediğini ve istifasını sokaklara sunduğunu söyleyerek istifa etti. Ancak uygulamada yönetim içerisinde kendisine ciddi bir muhatap bulamadı. Devletin ve halkın bambaşka dünyalarda oldukları açıkça görüldü. Durum bununla da sınırlı kalmadı. Zira Cumhurbaşkanı Mişel Avn, halk hareketine gereken önemi vermiyor ve hükümeti oluşturmak üzere yeni bir başbakan atamak için gerekli meclis isitşarelerini başlatmakta ağır davranıyor gibi göründü. Bu da devletin pratikte halkın taleplerini ve ayaklanmayı küçümsediğini gösterdi.
Ayaklanma büyüyor ve genişliyor. Halkın öfkesi gittikçe alevleniyor. Ancak Cumhurbaşkanı, kademeli olarak halkın taleplerini karşılayacak bir çözüme kapı aralayabilecek kapsayıcı bir siyasi toplantı çağrısında bulunmak yerine istişareleri ertelemeyi tercih ediyor gibi görünüyor. Kamu borcunun 100 milyar doları geçmesine neden olan yolsuzlardan hesap sormak ve yağmalanan milyarları geri almak ile başlayacak uzmanlardan oluşan bir geçiş hükümeti kurmak için istişareleri başlatmak yerine geciktirmeyi seçmiş görünüyor.
Her ne kadar Lübnan anayasası, bu süreci başlatması için Cumhurbaşkanı’na belirli bir süre tanımasa da protestoculara Avn’nın, başbakanın görevlendirilmesinin ardından hükümetin kuruluşunu kolaylaştırmak için ön istişareler yaptığı söylenmişti. Ancak bu istişareler sanki BM ile yürütülüyormuş gibi iki haftadır devam ediyor. Ülke ekonomik olarak çöküşün eşiğinde ve dolar krizi yaşarken, Lübnan’ın kredi derecesi düşürülmüşken, yakıt ve sağlık krizi başgöstermişken, hastaları tedavi etmek için gerekli tıbbi malzemelerin yetersizliğinden dolayı hastaneler greve gitmişken, Cumhurbaşkanı halen ön istişareler yürütüyor.
Avn’ın istişarelerini tamamen boş bir halka içerisinde yürüttüğü çok açık. Çünkü bir yandan müttefiği Hizbullah, kendisinin siyasi kararlarında önemli bir rol oynadığı istifa eden hükümetin bir benzerinin kurulması için Avn’a baskı yapıyor. Öte yandan sokaklarda ayaklanmış milyonlar bu tür bir hükümete karşı çıkarak siyasi çevrenin dışından kişilerin kurduğu bir hükümet talep ediyorlar.
Ülke öfke ve protestolar ile kaynarken, on gün süren teknokrat hükümet mi yoksa siyasi hükümet mi tartışmasından sonra bu kez ortaya uzlaşı fikri atıldı. Hizbullah ve Emel Hareketi’nin tekno-siyasi bir hükümet kurulmasını kabul ettiği açıklandı. Bu hükümet, elbette halkın reddettiği politikacılar ile (yine halkın reddettiği politikacıların adamları olacak) uzmanlardan oluşan karışık bir hükümet olacağı belirtildi.
Hariri, kendisi başbakan olmasa da siyasi partilerin dışından ve tarafsız uzmanlardan oluşan bir hükümet konusunda kararlılığını korudu. Hizbullah ile Emel Hareketi, protestocuların reddettiği damadı Cibran Basil’e bakanlık verilmesinde ısrar eden Avn, Hariri’yi krizi yeniden üretecek bir tekno-siyasi bir hükümet kurması konusunda ikna etmekte başarısız oldular. Parlamento Başkanı Nebih  Berri, Hariri’ye neredeyse “kuş sütünü” önerdiğini ve kabul etmemekte ısrar etmesi halinde ona düşman olacağını söylemesine rağmen Hariri, halkın kabul etmediği bu hükümeti kurmayı kabul etmedi. Zira halk ne bu kuşlarla ne de sütleri ile ilgilenmiyor. Tek istediği ülkeyi bu çöküş noktasına getiren bütün yolsuz kuşları kafese tıkmak, onlardan hesap sormak ve yağmalanan malları geri almak.
Cumhurbaşkanı Avn, ilk andan itibaren halk hareketini sadece bir ayrıntı gibi görüyor. Oysa göreve gelmeden önce gerçekleştirmeyi vaat ettiği ama üç yıl geçmesine rağmen hiçbirini gerçekleştirmediği halk hareketinin taleplerinin kendi talepleri olduğunu söylemişti. Öte yandan Hasan Nasrallah, arkasında ABD’nin olduğu ve dış güçler tarafından finanse edildiği iddiası ile halk hareketini hainlikle suçlamaya çalıştı. Oysa bu halk hareketini finanse edenler sadece cepleri boş protestocular ile meydanlara yemek taşıyan coşkulu ev kadınları.
Bir kez daha Avn’ın sanki protestocuları önemsemiyormuş gibi davrandığını belirtmeliyiz. Bunun nedeni ilk olarak, halk tamamen başka bir yerde iken göreve gelişinin üçüncü yıldönümünde halka seslenmesi. Sokakları karşı karşıya getirmek istemediğini söylemesine rağmen Baabda Sarayı önünde kendi destekçilerine büyük halk ayaklanmasına karşı gibi görünen bir gösteri düzenletmesi. Salı akşamı bir televizyon kanalına verdiği demeç ile ülkenin bir ucundan diğerine alev almasına neden olması. Avn bu söyleşide, “Eğer yönetimdeki hiç kimseyi beğenmiyorsa halkın tamamı göç etsin” diyerek devrim ve devrimcileri reddediyormuş gibi göründü. Bu sözler Lübnanlılara, Rahbani kardeşlerin yazdığı ve ünlü Lübnanlı şarkıcı Feyruz’un, halkın tamamının göç ederek evlerinin anahtarlarını kendisine emanet ettiği ‘Zad el-Hayr’ rolünü oynadığı ‘Anahtar Bekçisi’ tiyatro oyununu hatırlattı.
Her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Enformasyon Ofisi yayınladığı açıklama ile Cumhurbaşkanı’nın aslında, “Eğer yönetimdeki hiç kimseyi beğenmiyorlarsa yoksa çekip gitsinler, göç etsinler” dediğini söyleyerek durumu düzeltmeye çalışsa da sokaklar alev aldı ve yollar kesildi. Protestocular, Enformasyon Ofisi’nin yayınladığı açıklamanın daha da kötü olduğunu belirterek, “hepiniz yani hepiniz” sloganı ile zaten yönetimdeki hiç kimseyi istemediklerini kastettiklerini ifade ettiler. Bu durumda Cumhurbaşkanı’na göre gitmeleri mi gerektiği sorusunu sordular.
Protesto gösterileri daha da alevlendi ve yollar kesildi. Dolar krizi ve mevduat sahiplerinin yeterince döviz çekememelerinin arka planında bankalar grevlerini sürdürdüler. Yakıt ve hastaneler krizi geri döndü. Bilhassa bankaların ithalat için kredi açmaktan kaçınmaları ile 20 milyar dolar ithalat yapan bir ülkede stoktaki bazı gıda maddeleri tükenmeye başladı.
Çarşamba sabahına gelindiğinse ise Dürzi İlerici Sosyalist Partisi’nin Eş-Şuveyfat Ofisi Sekreteri Ala Ebu Fahr’ın ölümünün ardından ülke öfkeyle kaynıyordu. Devrim Şehidi kabul edilen Ebu Fahr, Halde bölgesindeki barikattan bir istihbarat subayının kendisine ateş açması sonucu hayatını kaybetti. Bütün Lübnan’da çanlar onun için çalındı ve Devrim Koordinasyon Kurulu, Lübnan’ın her yerinden protestoculara Baabda Sarayı önünde toplanma ve Cumhurbaşkanı’nın devrilmesini talep etme çağrısında bulundu.
Avn’ın sözleri sokakları alevlendirirken Hariri, Velid Canbolat’ı aradı. Kendisine başsağlığı dileyerek olayın devrim düşmanlarının istediği yöne sürüklenmemesi için devletin hakemliğine başvurma çağrısında bulunarak göstermiş olduğu yüksek tutumu övdü. Daha sonra Genelkurmay Başkanı Joseph Avn ve İç Gvenlik Güçleri Başkanı İmad Osman’ı da arayarak vatandaşları koruyacak ve protestocuların güvenliğini sağlayacak  önlemlerin alınmasının gerekliliğine vurgu yaptı.
Kriz çok kritik bir noktadan ve bir kader anından geçiyor. Devrim, devletin ve yetkililerin enkazı karşısında geri adım atmayacak. Lübnan, Malezya değil ki bütün yolsuzlar hapse atılsın. Tek çözüm yolu, mevcut politikacılardan ya da siyasi partilerin dışındaki kişilerden oluşan, Lübnan’ı yıkan ve yoksullaştıran bu kara siyasi sayfayı çevirecek teknokrat bir hükümettir. Hizbullah ise bunu engellemeye ya da geciktirmeye çalışıyor. Bunun nedeni sadece Irak’ta İran’ın karşı karşıya olduğu kritik gelişmelerden korktuğu için değil, aynı zamanda Şii toplumun kendi kalesinde kendisine karşı ayaklanmasıdır.
Bu, acılarla dolu uzun bir doğum sancısı. Devrim, uyanmaya başlayan bir halkın uzun süren acılarından yeni bir Lübnan’ın doğması için yolsuz geçmişi gömebilecek mi yoksa uydurma fitne, devrimin içine sızarak onu başarısızlığa mı uğratacak?