Bütünleşmiş haldeki parçaları birbirinden ayırarak tek bir şey oluşturmak zordur. Fakat ayırma kapasitesi sınırları dahilinde, Lübnan sorununun taraflarını şu şekilde kodlayabiliriz: Daha çok yağmayı temsil eden Merkez Bankası, baskıcı önlemleri temsil eden Hizbullah, politika ve kötü değerleri temsil eden Cibran Basil ve Avn akımı.
Gerçek şu ki Basil’in Avncılığı ve genel olarak Avncılığın gelişimi çoklu başlangıcı olan romanlara benziyor. Ancak bu Avncı başlangıçlardan her biri diğerine çarpıp onu bir kenara itmeye çalışıyor. Daha iyi anlamak için dönüp partinin mirasına şöyle bir göz atalım...
1989 yılının mart ayında Avn’ın Suriye ordusuna karşı yürüttüğü “Kurtuluş Savaşı”nın en azından geleneksel mezhep hesaplarına göre başta Hristyanlar olmak izere Lübnanlıları birliğe çağıran bir söylem benimsemesi gerekiyordu. Fakat bunun yerine kendisine, Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelere yönelik benzeri görülmemiş bombardımanlar düzenlenmesi eşlik etti. Lübnan Kuvvetleri’ne karşı bir “ortadan kaldırma savaşı” ile de tamamlandı. Birinci savaş ile ikincisi arasında sadece 10 aylık bir süre vardı.
Avn’ın yükselen liderliğinin başlangıçlarından biri de Fransa’ya sürgüne gönderilmesiydi. Sürgün, Avn’ın bir hale ile çevrelenmesine neden oldu. Bu başlangıç, Esed Suriye’si ve Hizbullah’a en çok husumet besleyen ABD’li ve Batılı taraflarla ittifak ve anlaşmaların önünü açtı. Fakat 2006 yılının başında ak olan kara oldu. Avn akımının Hizbullah dolayısıyla da Suriye eksenine katılmasını sağlayan Mar Mikhael Anlaşması imzalandı. Bu gelişmeler, Refik Hariri suikastının açılışını yaptığı ünlü suikastlar dizisinden 1 yıl sonra yaşandı.
Mişel Avn 2001 yazında, sürgünde olduğu Fransa’dan destekçilerine, sürgüne gönderilmeden önce yürüttüğü savaşta kendisini destekleyen ve daha sonra haksız cezalara çarptırlan Lübnan ordusu mensuplarına destek için protesto gösterisi düzenlemeleri çağrısı yaptı. Destekçilerinin düzenledikleri eylem, bilhassa vahşi bir biçimde bastırılmasının ardından Avncıların açık kitlesel varlıklarının temelini attı. Bu deneyimin ortaya çıkardığı kadro ve direnişçilerin pek çoğu daha sonra Avn akımının dışında kaldı.
Daha sonra Avncılar, Lübnan siyaset diline, yolsuzluk meselelerini, geleneksel güç kullanma yöntemlerini dahil etti. Bu da Avncılığın başlangıçlarından biriydi. Fakat Cibran Basil, geleceğin cumhurbaşkanı olan liderin damadı olarak hükümet içerisinde kendisine uygun bir bakanlık garanti edilene kadar hükümetlerin kuruluşunun kendisi için geciktirildiği biri haline geldi. Bunun yanısıra Özgür Yurtsever Hareket’in lideri, meclis içindeki grubun da başkanı oldu. Bugün ve bütün bu önemli sorunların ortasında hükümet üyelerini belirleyen kişinin Basil olduğu ve kendisine de içişleri bakanlığını ayırdığı dillendiriliyor. Kısacası yolsuzluk, intikam için bir araçtan ibaret.
Avncıların bütün politik propagandalarının temelinde “güçlü” ifadesi vardı. Yönetimin “güçlü”, devletin “prestijli” olmasını sağlayacaklarını vadettiler. Ancak tam aksi oldu. Bunun üzerine Taif Anlaşması’nın vaatlerini gerçekleştirmelerini engellediğini ve ona boyun eğdiklerini söylediler. Bu boyun eğme tartışılmaz bir mutlulukla doluydu.
Avn akımı laiklikten çokça bahsediyor ancak atmosferi mezhep ile zehirliyor. Sloganı: Ya laiklik ya da sonunan kadar mezhep.
Tam bir çelişkiler kataloğu. Fakat 2016 yılında cumhurbaşkanı olması ile Avn’ın kendisi yönetimin kataloğu ve absürtlüğünün bir aynası oldu.
Diğer yandan dürüst olmak gerekirse bu çelişkiler temelsiz değil ve öylesine ortadan kalkmadı. Bu çelişkilerin gelişim sürecine katılan en önemli unsur, Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi sonrası ve 2005 seçimleri öncesi oluşturulan “Dörtlü İttifak” oldu. Söz konusu dönemde Hristiyanlara, adeta hayalkırıklığından başka bir şey yaşamaları yasak olduğu için Suriye ordusunun çekilmesinden sonra yaşanan gelişmelerden duydukları hayalkırıklığı devam edecekmiş gibi göründü. Suriye ordusunun varlığında ve yokluğunda bu hayalkırıklığına mahkum olduklarını düşündüler. Çünkü Müslüman Lübnanlıların istedikleri olmuştu. Bu okuma, Avncıların popülerliğini artırdığı kadar Avncılık da bu hayalkırıklığı ve kafa karışıklığı halini pekiştirdi. Bu sonuncusu o tarihten 2016 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar sadece bir nefret üçgeni temelinde hareket etti. Bu üçgenin köşeleri de Lübnan Kuvvetleri, Sünniler ve Dürzilerdi. Yani Avncılık, nefret üzerine kurulmuş bir politika benimsedi. Keskin bir biçimde, ısrarla ve azimle çatışma konularını yeniden gündeme getirmek Avncıların birinci görevi oldu. İç savaş zihniyeti ve özellikle de “yok olacaksak hep birlikte olalım” anlamına gelen Samson anlayışı, Avn akımını Hizbullah ve Şam ile ittifak yapmaya iten nedendi.
Avncılığın en tehlikeli tarafı ise tam anlamıyla geçmişçi olmasıdır. Bu da bize Basil taraftarlarının masum ve gerçekten anlamak istiyormuş gibi sorguladıkları sorunun, ikilemin yanıtını veriyor. Söz konusu soru şu: Son 30 yılda ülkenin yöneticileri, onu bu hale getiren ekonomi politikalarını belirleyenler biz değiliz. O halde devrimci gençlerin hakaretleri neden bizi hedef aldı?
Fakat gelin de Cibran Basil ve Avncılığı devrimci genç kız ve erkeklerin gözünden yeniden çizelim: 20’li yaşlarında, modern, demokrat, laik ve mümkünse ırkçı olmayan bir ülkede yaşamayı arzu eden genç bir kız ya da erkek hayal edin. Bu gencin, Cumhurbaşkanı’nın damadı olduğu için Basil’in siyasi olarak nasıl yükseldiğini, partisi içinde nasıl sultanlar gibi davrandığını gördüğünü hayal edin. Basil’den ya da çevresinden mezhep ile korkutan, Hristiyanların hakları ve geri alınmasından, dini gruplar arasındaki dengeden ve kotadan bahseden söylemler dinlediğini hayal edin. Hristiyan bölgelerinde Müslümanlara bir şey kiralamamak gibi uygulamaları savunmasına, ırkçı ateşi körüklemesine, neredeyse her gün mülteci ve yabancılara karşı kışkırtıcı söylemlerde bulunmasına, vatanseverliğimizde ırkçı olduğumuzdan bahsetmesine tanık olduğunu hayal edin. Bu tür bir görüntü, farklı bir gelecek arzulayanların gözünde Basil ve akımının düşman olması için fazlasıyla yeterli. Bizden çok daha iyi olan bu gençler, Basil ve akımında bizim en kötü özelliklerimiz görüyorlar. Bu ikisinden, taşıdıkları umuda en çok düşman olan sesi hem de en kaba biçimiyle duyuyorlar. Hal böyleyken onlara hakaret etmişler çok mu?
TT
Bir de neden Cibran Basil ve Avncılar diye soruyorlar
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة