Emel Abdulaziz Hezzani
Suudi yazar
TT

Ulusal araçlarla yeni Sykes-Picot

Arap bölgesini (Arap Yarımadası dışında) İngiliz- Fransız nüfuzu arasında paylaştırmak için 1916 yılında imzalanan, kendisini imzalayan diplomatların adına nisbeten Sykes-Picot olarak bilinen ünlü anlaşma, Birinci Dünya Savaşı sona ermeden imzalanmıştı. İki devletin planı, Hasta Adam adını verdikleri Osmanlı Devleti'ni yendikten sonra hâkimiyeti altındaki Arap topraklarını aralarında paylaştırmaktı. Savaş, anlaşmadan iki yıl sonra sona erdi ve Irak’ın kuzeyi ve güneyi, Filistin, Suriye ve Lübnan paylaşıldı. Anlaşma, İngilizlerin Şerif Hüseyin’e Osmanlılara karşı bir Arap isyanı başlatması halinde Arap bölgesinde bir Arap devleti kurmasına yardım edeceklerine dair vaatleri ile eş zamanlı olarak ilgili taraflar arasında müzakere edilmişti. Bu vaat açık ve netti.
Bunun üzerinden 100 yıl geçti. Arapların İngilizler tarafından kandırılmasının üzerinden 100 yıl geçti ve bugün senaryo farklı yüzlerle yeniden tekrarlanıyor. Gerçekte öyle olmamalarına rağmen Araplar bir kez daha kendilerini elleri ve kolları bağlı bir duruma düşürüyor.
Yeni işgalci, Suriye’nin kuzeyini istila etmek ve ırktaşlarını öldürmek için, güvenli bölge ve tam lojistik destek vaat ederek Suriyelileri kullanan Türkiye’dir. Gerçekte ise Erdoğan Türkiyesi, Suriyeliler ile satranç taşları gibi oynuyor. Tehlikeli bir demografik değişimle Kürtleri, Kuzey Suriye’den çıkarıp yerlerine kendisine bağlı Arap Suriyelileri yerleştiriyor. Libya’da ise Fayiz es-Serrac hükümeti, Ulusal Ordu ve temelde bu hükümeti tanımayan Libya Parlamentosu’na karşı kendisini silahlandırması için Türklerden yardım istiyor. Kendisine bağlı milis güçlerin sahip oldukları ağır ve hafif bütün silahlar, Türkiye ve Katar tarafından gönderiliyor. Libya Ulusal Ordusu ülkeyi Türkiye, Müslüman Kardeşler ve Nusra Cephesi gibi siyasal İslam örgütlerinin işbirlikçisi silahlı gruplardan temizlemeye çalışıyor. Es-Serrac hükümeti ise Ulusal Ordu karşısında hezimete uğrayacağını anladığı için Türkiye’den yardım istiyor.
Bildiğimiz gibi benzer bir durum Irak, Suriye ve Lübnan’da yaşandı. Bu ülkelerde de bazıları İran’dan yardım istiyor. Bu, genlerle mi yoksa kökleşmiş bir korkuyla mı ilişkili olduğunu bilemediğim gerçekten garip bir durum. Bu korkunun nedeni anlatılan şu eski hikâyedeki gibi mi onu da bilmiyorum:
Horoza sormuşlar: Senden daha küçük olmasına rağmen neden çaylaktan korkuyorsun? Horoz “Küçükken beni korkuttuğu için” karşılığını vermiş. Horoz büyüdü ve daha güçlü oldu ama bu korku deneyimini unutmadı.
İngilizler ve Fransızlar, Büyük Savaş’ı (Birinci Dünya Savaşı) kazandılar. Yenilen Osmanlı Devleti ve onun işgalinden kurtulmak için kendilerine verdiği vaadi gerçekleştireceğini umut eden Araplar İngiltere’nin manda yönetimine geçtiler. Belki o zaman koşullar Osmanlıların dağıttığı ve herhangi bir güç için kolay bir lokma haline getirdiği (dönemin süper gücü olan İngiltere için daha da kolay) Araplardan daha güçlüydü. Peki bugün, Serrac’ın, kendilerine Özgür Suriye Ordusu adı verilenlerin, Iraklı politikacıların Acemlere boyun eğmelerinin gerekçesi nedir? Lübnan ve Irak’ta durum artık daha önce gördüğümüz gibi mezhep merkezli değildir. Bilakis bunun aksi bir durum yaşanmaktadır. Bazı Sünni Iraklı politikacılar, Dini Lider Hamaney’in onayı ile siyasi makam ve mevki elde etme hırsıyla İranlıların emri altında çalışıyor. Oysa bugün Irak devrimi, İran’ın, devletin ve ordunun kılcal damarlarına yerleşmiş hâkimiyetinin kökleştirdiği yolsuzluğa karşı çıkan Şii Arapların devrimidir.
Lübnan’da da benzer bir durum yaşanıyor. Hristiyan bir güç, nüfuz ve güç hırsı ile devletin kaynaklarını hedef alan büyük hırsızlıklara karşı sessiz kalınması karşılığında Tahran ile yakınlaşıyor. Sanki ruhlarının mezhep bağlarından daraldığını, İran ve vekillerinin amaçlarının zannettikleri gibi onları güçlendirmek değil köleleştirmek olduğunu anlamışlar gibi Şii bölgelerinde ise Şii Hizbullah’a karşı protesto gösterileri düzenleniyor.
İran ile hikâyemiz eskidir. Bu yüzden zaman, Irak ve Lübnan sokaklarının yanlış tercih yaptıklarını anlayıp doğruya yönelmeleri için yeterliydi. Ancak Türkiye konusunda, Türkiye ordusuna bağlı olmayı ve ülkesini bölen bir araç olmayı kabul eden hiçbir Suriyelinin geçerli bir gerekçesi olduğunu düşünmüyorum. Libya’da es-Serrac, kişisel nüfuzu ve gücünü korumak adına Ulusal Ordu’ya karşı savaşmak için gemilerle silah ithal ederek anayasal yetkilerini aştı. Ancak Serrac’ın bu hırsının, hayal gücünü aşan sonuçları olacak. Çünkü Türkiye’nin Libya’da başka hedefleri var. Türkiye, İslami eğilimli milis güçlerini destekliyor. Çünkü bunlar, Arap bölgesine sızması için elindeki en önemli kartlardan biri. Müslüman Kardeşler iktidarını sona erdirip onları dünyanın her yerine sürdüğü için Mısır liderliğinden intikam almak amacıyla Mısır’ın batı sınırlarının güvenliğini sarsmak konusunda güvendiği kartlardan biri. Es-Serrac hükümeti neye inanıyor ve neyi umut ediyor? Bir Türk askeri üssü mü? Bu, bağımsız bir ülkeyi yöneten ama vatandaşlarını öldürmek için başka bir devletten yardım alan herhangi bir politikacının düşeceği en büyük hatadır. Libya’da siyasi çözüm mümkün. Ancak siyasi çözüm Araplarla düşmanca geçmişi olan bir ülkeden ithal edilen insansız hava araçları ve topların varlığında boğuluyor.
Libya, Irak, Lübnan ve Suriye’de olup bitenler, yeni bir Sykes-Picot’tur. Ama bu kez kapılarını işgalciye açan ulusal araçlarla gerçekleşmektedir. Bu işgalciler ise kan dökülmesini engellemek için kendisine teslim oldukları büyük bir güç değil en zayıf durumlarında olan iki devlettir. İran içeride bir halk isyanı ile karşı karşıya bulunuyor. Bölgedeki uzantıları ise ihtiyaçlarını karşılamak için insanlardan mali yardım dileniyor. Türkiye, ABD yaptırımları ve Avrupa’nın öfkesi ile karşı karşıya. İçeride ise iktidar partisi yavaş yavaş çözülüyor. Bunun nedeni de Erdoğan’ın siyasi başarısızlıkları, insanlara iyi bir yaşam vadeden ama Türk lirasının düşmesi ve ekonomik yapının zayıflaması ile sonuçlanan sahte sloganlarıdır.
Eğer bazı Araplar, siyasi olarak ülkelerini yönetmek konusunda başarısız oldukları gerçeği ile yüzleşmekten korkup kendilerini kurtarması için yabancı bir ülkeden yardım istedilerse bu sadece korkaklık değildir. Topraklarını ucuz gördüklerinin de bir kanıtıdır. Çünkü böyle yaparak topraklarını, kalbi hırslarla dolu bir düşmanın dayanak noktası haline getirmişlerdir.