İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Suudi Arabistan ve G-20 Zirvesi'ne giden yol

Girmek üzere olduğumuz 2020 yılının sonlarında Suudi Arabistan, dünya çapında en önemli ekonomik etkinlik olan G-20 Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. G-20 Zirvesi, küresel istikrarı siyasi ve ekonomik olarak korumak adına gerekli önlemleri alabilmek için mevcut büyük uluslararası kutupları bir araya getiren oldukça önemli bir etkinlik.
Yaklaşan zirve, gören gözlerinden kaçmayacak ve yeni yılın boynunda düğümlenmiş korkularla bağlantılı nedenden ötürü geçmiş yıllardaki zirvelerden farklı bir öneme sahip bulunuyor.
Bu neden ise; büyük ekonomistlerin çoğunun, bu yılın 2008 yılında ABD’de yaşanan Mortgage krizinin sınırlarını aşan bir kriz yılı olabileceğine yönelik tahminleridir. Hatta bazılarının, bu krizin model olarak otuzlu yıllarda görülen Büyük Buhran’a daha yakın olduğunu söylemeleri korkuları daha da büyütüyor. Bu krizin etmenleri de, küresel borcun değerindeki artış, borçları ödeyememe ve bunun küresel ekonominin gelişimini olumsuz etkilemesi.
Suudi Arabistan bu zirve aracılığıyla neyi hedefliyor?
Kısaca, Kral Selman bin Abdulaziz’in Suudi Arabistan’ın zirveyi organize etme sorumluluğunu üstlendikten sonra işaret ettiği gibi Suudi Arabistan, dünya halklarının umutlarını karşılayan inisiyatiflere ve sonuçlara ulaşmak için canlı bir ortam kurmaya çalışıyor. Bunu da tüm dünya üzerinde olumlu etkisi olacak etkin öneriler, fikirler ve öneriler sunabilen kolektif bir çaba ile gerçekleştirmek istiyor.
Tarihi olarak, G-20 Zirveleri her ne kadar bugün durum daha sıcak ve gerilimli olsa da  ekonomik krizlerle başa çıkmak, gelişme ve kalkınmayı pekiştirecek reformlara ulaşmakta etkin roller üstlendiler. Bu nedenle,, birkaç ay sonra Riyad’da düzenlenecek G-20 Zirvesi’nin de etkili ve yararlı, karanlık pragmatizmden uzakta küresel işbirliği aracılığıyla köklü çözümlere ulaşması konusunda büyük umutlar var. Şimdi, ekonomik tetikçilerin ve fırsatçıların zamanı değil. Bilakis, uluslararası toplum bağlamında çabaları yoğunlaştırma zamanı. Özellikle deniz herkesi boğmaya hazır dev dalgalarla çalkalanırken batan gemiden atlama politikası artık bir işe yaramıyor. Bir çözüm ve kurtuluş değil.
Suudi Arabistan’ın bu büyük etknliğe ev sahipliği yapması vesilesiyle sorulması gereken köklü sorulardan biri de şu: “Bu seçimin arkasındaki siyasi nedenler nedir?”
Bunun şüphesiz Suudi Arabistan’ın yalnızca ekonomik değil çağdaş yaşamın tüm alanlarında Arap, bölgesel ve küresel düzeyde varlığı ve gücünü tanımak anlamına geldiğini söyleyebiliriz.
G-20 üyeleri, bir zonraki zirveyi düzenlemesi için Suudi Arabistan’ı seçtiklerinde, Arap ve İslam dünyasında farklı sorunlardaki etkisini ve konumunu göz önünde bulundurdular. Bölgenin muzdarip olduğu sorun ve zorlukları ele alırken küresel güçler arasındaki dengeyi pekiştirmek için harcadağı çabayı dikkate aldılar. Çünkü, bilhassa kötülüğü serbest bırakma eğiliminde olan, gece gündüz demeden dünya ve bölgeyi endişeyi sevketmeye çalışan bölgesel güçlerin varlığının ışığında Suudi Arabistan’ın bu çabası daha da önem kazanıyor.
Yüzyıllar boyunca Suudi Arabistan, İslam'ın atan kalbi ve dünyadaki Müslümanların kıblesi olarak biliniyor. 20’inci yüzyılın ilk on yılından itibaren bu ilahi imtiyazlarına, Ortadoğu’daki en büyük petrol üreticisi ve en büyük uluslararası üreticilerden olmak gibi yeni bir özellik ekledi. Bu da güç terazisine, kendisine finans ve iş hareketleri düzeyinde ayırt edici bir rol kazandıran güçlü ve yeni bir boyut ekledi.
Bugün, yukarıda bahsi geçen boyutlara bir yenisini ekleyebiliriz. O da, Suud Arabistan’ın, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın önderlik ettiği 2030 stratejisi aracılığıyla oynadığı aydınlanmacı roldür. 2030 Vizyonu, hayırlı bir değişim, yaratıcı insani kalkınma yürüyüşünün başlangıcıdır. Sembol isimlerden de hesap sorulabileceğini göstererek başlayan, insanı yükseltmeye çalışan, gelecek nesillere daha iyi bir gelecek inşa etmeyi ihmal etmeyen bir kalkınmanın başlangıcıdır.
Bugün dünya, Suudi Arabistan’ı geçmiş yıllara egemen olan perspektiften tamamen farklı olan bu perspektiften görüyor. Çünkü Suudi Arabistan’ın oynadığı kalkınmacı rol, nefret ve hoşgörüsüzlük yerine gelişme ve hoşgörü, ayrılık yerine uzlaşıyla tanışması için olumlu etkilerini bölgenin geri kalanına yaymak için çaba harcıyor.
Dünyanın ekonomik olarak en güçlü ülkeleri, Suudi Arabistan’ı G-20 Zirvesi’nin ev sahibi olması için seçtiler. Çünkü onlara göre Suudi Arabistan, dünya çapında çeşitli cephelerde yapılan en önemli savaşlardan biri –terörle savaş- için bir dayanak ve destek olan ahlaki güç haline geldi. Suudi Arabistan, benimsediği politikalar, kurduğu enstitüler, düzenlediği seminer ve konferanslar, Arap ve Müslüman gençleri terörün pençesinden kurtarmak için hazırladığı programlar ve ortaya koyduğu mekanizmalarla terörle mücadelede bugün önemli bir rol oynuyor. Kuşkusuz bu savaş, dünyanın ekonomik koşullarına bağlıdır. Bunun için asimetrik savaşlara ve terörist hücrelerin hareketlerine bakmak yeterlidir. Buna ayrıca bölgedeki milis güçlerin oynadığı rahatsız edici rolü de ekleyebiliriz. Bütün bunlar, bölgenin ekonomik gelişme olasılıklarının güvenli ve istikrarlı bir bölgeyle karşılaştırıldığında daha zayıf olmasına yol açıyor. Bu nedenle önümüzdeki aşamanın başlığı güvenlik olmuştur.
Mekke ve Medine'nin Hizmetkârı Kral Selman bin Abdulaziz, hem kuzey hem de güney için parlak bir gelecek şekillendirmek, herkese onurlu bir yaşam sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğine yatırım yapma zorunluluğundan bahsediyor. G-20 Zirvesi’ni, gezegenimizi korumak için sürdürülebilir ekonomik politikaların yürürlüğe konulması için bir başlangıç platformu olarak tanımlıyor.
Suudi Arabistan Kralı, burada insana isyan etmeye başlayan doğa ve çevreye karşı insanlığın vicdanındaki en derin yaraya parmak basıyor. Doğa, insanoğlunun kendisini hedef alan son saldırısına karşılık ondan doğrudan intikam almak için ekolojik bir savaş ilan etmiş durumda. Yeryüzü kendisini kurtarmamız için bizden yardım istiyor. Bu, dünyanın yardım çağrısıdır. Kim onun bu çağrısını duyacak ve karşılık verecek?
Bu noktada, dünya iklim değişikliği sorununun, Riyad’da düzenlenecek G-20 Zirvesi’nde güçlü bir şekilde ele alınması ve kurtarıcı kararlara ulaşılması umut ediliyor.
Suudi Arabistan’daki G-20 Zirvesi, bütün Müslümanlar ve Araplar için onurlu ve aydınlık bir pencere, 21’inci yüzyılın üçüncü on yılının eşiğinde umut verici bir başlangıçtır.