Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Zeytin ülkesine (Tunus) gerçekleştirdiği ziyarette yapılan basın toplantısı dışında temasların içeriği gizli tutuldu. Bu süpriz ziyaretten bu yana bir sorunun Ortadoğu’daki herkesin dilinde olduğunu gizlemeye gerek yok. O soru da şu: Libya çatışmasında Tunus bir savaş platformu haline mi geliyor?
Şüphesiz Türkiye Cumhurbaşkanı, en doğudaki Türkiye ile en batıdaki Tunus arasındaki ortak iş birliğini ele almak için Tunus’a gitmedi. Savunma Bakanı ile istihbaratının birinci adamının eşlik ettiği ziyaretin amacı ne Tunus zeytininin reklamını yapmak ne de orada çocuk hastaneleri inşa etmek.
Birazcık da olsa stratejik bilgiye sahip herkes Erdoğan’ın Tunus rejimini Libya’ya sızmakta kullanabileceği bir Truva atı olarak gördüğünü anlayacaktır. Bilhassa bağımsız olduğu için Tunus halkının çoğunluğunun sempatisini kazanan adayın, Müslüman Kardeşler'le bağlantılı grupların arkasına gizlendikleri yapay örtüyü kullandığı gittikçe daha açık bir biçimde ortaya çıkarken bu görüş daha da ağırlık kazanıyor. Arap Baharı adı verilen uğursuz olayların başlangıcından bu yana Müslüman Kardeşler’e bağlı tüm grupların arkasına gizlendikleri bu örtü ise samimi ve zavallı gibi görünmektir.
Tunus’u yeni yönetim döneminde ziyaret eden ilk devlet başkanı olan Erdoğan’ı bu ziyareti gerçekleştirmeye iten neden, dogmatik benzerlik ve ideolojik uyumdan başka ne olabilir? Türk dalgaları, uydurma hilafet projesinin Irak ve Suriye’de başarısız olmasının akabinde bu kez Akdeniz kıyılarında ve Afrika’nın kuzeydoğusunda karanlığı yeniden yaratmak için Tunus sinyallerini kontrol etmeye mi çalışıyor?
Erdoğan kısaca Tunus’u lojistik bir arka plan ve üs, hatta yeni haline getirmeye çalışıyor. Kendisini, Müslüman Kardeşlerin, halkını ve kaderlerini kontrol ettiği Trablus’a uzanan bir koridora dönüştürmek için çabalıyor. Erdoğan’ın Tunus topraklarına yönelik niyetlerini en iyi ifşa eden açıklama, Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) İçişleri Bakanı Fethi Başağa’dan geldi. Başağa perşembe günü düzenlediği ve Libya’da yaşananların seyrini açıkladığı basın toplantısında, Türkiye, Tunus ve Cezayir arasında büyük bir iş birliği olacağını belirtti. Bu üç ülkenin aynı ittifak içinde yer alacaklarını ve bunun da halklarına, ülkelerindeki istikrar ve güvenliğe hizmet edeceğini, Libya’nın Türkiye’den askeri destek isteyeceğini vurguladı.
Başağa’nın açıklamaları, her yönüyle ve tam anlamıyla Erdoğan’ın daha önce yapmış olduğu açıklamalarla örtüşüyor. Erdoğan, 8-9 Ocak gibi, yani yaklaşık iki hafta sonra UMH hükümetini desteklemek amacıyla Libya’ya asker gönderme tezkeresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) geçeceğini düşündüğünü söylemişti.
Tunus, ikinci Osmanlı devletini müjdeleyen Erdoğan’ı kabul ederek yanlış mı yaptı? Bu nedenle mi açıklama yaparak, birçok senaryoya açık hale gelen, Erdoğan döneminin sonunun ilanı olacağı kesin büyük bir bölgesel savaşı tetikleyecek etken gibi görünen Libya çatışmasına karışmak istemediğini vurgulamaya çalıştı?
Tunus’tan gelen son açıklamalara baktığımızda Müslüman Kardeşler’in uzun zamandır ustaca uyguladığı aynı stratejiye dayandığını fark edebiliriz. Yani bir yandan Tunus’un Libya meselesinde tarafsızlığını korumaya sıkı sıkı bağlı olduğuna işaret etmek ve tüm taraflara aynı mesafede durduğu düşüncesini yaymak, diğer yandan uluslararası meşruiyete bağlılık çerçevesinde olduğunu söyleyerek Serrac hükümetine siyasi destek vermek. Ancak Tunus bu hükümetin döneminin sona erdiği, Trablus’ta bulunanların paralı askerler, kiralık savaşçılar, DEAŞ ve el-Kaide üyeleri, teröristler olduğunu gözden kaçırmış görünüyor.
Tunus, gözlemcilerin ve takipçilerin kafasını karıştıran, perde arkasından karanlık anlaşmaları tamamlama fırsatı veren aynı ikili zihniyet ile UMH İçişleri Bakanı’nın açıklamalarını da yalanladı. Bu da akla şu soruyu getirdi: İçişleri Bakanı, bağımsız bir devletin başına iş açabilecek açıklamalarda bulunacak kadar basiretsiz ve dikkatsiz mi yoksa bu tiyatro içinde kendisine verilen rolü mü oynamıştır? Yalanlama da bu oyunun bir parçası mıdır?
Suriye ve Kuzey Irak’taki Türk elleri Libya içine, oradan da Afrika’nın derinliklerine uzanmak istiyor. Erdoğan’ın ikinci bir Osmanlı İmparatorluğu kurma takıntısına sahip olduğundan şüphesi olan var mı?
Bu sorunun yanıtı ne olursa olsun Tunus’un bir gecede Afrika’nın kuzeydoğusundaki denklemde önemli bir aktöre dönüştüğü kesindir. Nesnel olmak için bu sözlerle mevcut Tunus hükümetine işaret ettiğimizi belirtmeliyiz. Son İhvancı (Müslüman Kardeşler) eğilimi reddeden asil Tunuslu Arap sesler ile kendisini ayırdığımızın altını çizmeliyiz. Bu ayrılığı görmek için Ulusal Uzlaşı Bloğu, Halk Hareketi, İşçi Partisi, Özgür Anayasa Partisi ve Tunus Genel İşçi Sendikası’nın açıklamaları ile hükümetin bu şüpheli ziyaretin boyutlarını ve ufuklarını açıklaması için parlamentoda acil bir oturum düzenlenmesi taleplerine bakmak yeterlidir. Barış ve uzlaşının sembolü, Arap aydınlanmasının merkezi olan Yeşil Tunus’un Arapların göğsündeki bir hançere dönüşmesine kesin bir şekilde itiraz eden seslere kulak vermek yeterli olacaktır.
Erdoğan’ın Tunus ziyaretine itiraz edenler, Tunus’un barış güvercini olarak kalması gerektiğinin altını çiziyor. Tunus’un Libya krizinde de barış güvercini olması, Akdeniz’in evlatlarını fitne ve savaşın şerrinden koruyacak bir çözüm bulmak için Mareşal Hafter ve Fayiz Es-Serrac’ı, Mısır, Yunan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi liderlerini Tunus’a davet etmesi gerektiğini düşünüyorlar.
Tunus zor bir sınavla karşı karşıya. Libya da felaket sonuçlarla yüzleşmek üzere. Erdoğan, dünyada birden fazla cephe açmaya gücü yetebilecek büyük bir devletin – ki buna büyük devletler ne bugün ne de yarın izin vermeyecektir- sahip olması gereken standartları ve sınırları unutmuş ya da unutmuş görünmeye çalışıyor. Nefretin hiç kimseye faydası yoktur.
TT
Tunus savaş platformu haline mi geliyor?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة