Kasım Süleymani ve arkadaşlarının öldürülmesine karşı İran’dan ardı ardına başarısız tepkiler geldi.
ABD’lilere karşı güçlü bir kitlesel karşılık olması istenen cenaze töreni bir insanlık trajedisiyle sonuçlandı.
İki ABD askeri üssüne atılan füzeler hiç kimseyi öldürümedi. Tedavüle sokulan ve yayılan 80 ABD askerinin öldürüldüğü hikayesi, Washington’a yöneltilen ölümleri saklama suçlaması çok geçmeden tedavülden kaldırıldı. Askerlerin öldürülmesi ile hedeflerin vurulması arasındaki fark konusunda ileri sürülen gerekçeler, dinleyenleri ancak sahipleri kadar ikna etti. Düşürülen Ukrayna uçağı felaketi ise neredeyse füze saldırılarının en önemli başarısı oldu.
Öte yandan, ABD’ye verilen sözlü tepkiler daha güçlüydü. Diller kollardan daha faal ve etkin göründü. Rejimin tepesindeki isim “Rehber” Ali Hamaney ve bazı askeri liderlerden nakledilen sözler, İrancı Arap gazeteci, politikacı, stratejistlerin ateşli açıklamaları bedbaht füze saldırılarının yapamadığını yaptı.
Bizlere bölgedeki ABD varlığını sona erdirecek, Filistin’in kurtarılmasının ve İsrail’in ortadan kaldırılmasının önünü açacak bir karşılık vaat ettiler. Aslına bakılırsa bu, büyük bir taktiksel hataydı. Çünkü bu vaatler beklentilerin çıtasını, hiçbir ciddi karşılığın ulaşamayacağı bir noktaya yükseltti. İran’ın tepkisi ise ciddi bile değildi.
İran bir süre sonra karşılık verecek ve bu karşılık ABD’nin canını çok yakacak diyenler olabilir. Belki. Fakat, şu ana kadar olup bitenler, bölgenin modern tarihinden tanıdığımız benzer tepkiler mirası, bizlere İran’ın vereceği tepki, karşılık düşüncesini gözden geçirmemiz gerektiğini gösteriyor.
Bu düşünce, başarılı ya da başarısız olsun askeri bir eylemin ötesindedir. Kontrol ettiği arka plan ile yol açtığı sonuçlarla askeri eylemden çok daha ileridir.
Diğer bir deyişle, on yıllardır Batı ve ABD’ye verilecek karşılık ile vaat ediliyoruz. Medeni bir karşılık. Kültürel bir karşılık. Ekonomik bir karşılık. Askeri bir karşılık ile vaat ediliyoruz. Kimileri, merkezinde 1948 yılında İsrail’in kuruluşunun yer aldığı ve son 150 yıldır devam eden emperyalizm yıllarına karşılık vermek istiyor.
Kimileri de bu tarihi Haçlı Seferleri’ne hatta İspanya-Endülüs çatışmasına götürüyor. Tarihlerin farklı olması önemli değil. Asıl önemli olan bu kolektif karşılık verme coşkusu ve hamasetidir.
Askeri eylemlerin somutlaştırmak istedikleri “karşılık verme” talebi, Rönesans’tan beri Arap ve İslam düşüncesinin en çok ele aldığı ve etrafında döndüğü düşüncedir. Buna rağmen, karşılık verme cephelerinden hiçbirinde gerçek bir başarı elde edemedik. Hatta tam aksi oldu. Medeni, kültürel, siyasi, ekonomik ve askeri olarak daha kötü bir duruma düştük. Gelişen tek şey zayıflığımız oldu.
Karşılık verme düşüncesine takılı kalmak, yeterince acı verici bir hastalıktır. Ancak kendisi de en az onun kadar acı verici ve bizi egemenliği altına almış bir başka hastalıktan kaynaklanıyor: Batı’nın üstünlüğünün nedenlerini anlamaktan aciz olmak dolayısıyla bu gerçek ile rasyonel bir biçimde başa çıkamamak. Bunun nedenlerini, askeri güce, yağmalara yahut komplolara bağlamak, söz konusu anlayışın önünü açmıyor. Aksine kendisini daha uzak ve ulaşılması zor yapıyor. Çünkü bunun için başvurduğumuz çözüm, uzun ve ikili bir tarihsel şeriti yok saymak oldu. Bu şeritin bir ucu, Tarım Devrimi, Sanayi Devrimi ve dünyanın bölümlerini ekonomik olarak bağlamaktan Sanayi Devrimi sonrası devrime uzanıyor. Diğer ucu ise, dini reformlardan, aydınlanma ve parlamenter demokrasiye uzanıyor. Bu kayboluş bizim de kaybolmamıza neden oldu. Daha yüksek bir farkındalığa ulaşmamız için çalışmadı. Bu dünya ile barışık bir şekilde yaşamamıza hizmet etmedi.
Halklarımız “karşılık vermek”ten başka bir şeyin dindiremediği öfkenin ipine sıkı sıkı tutunurken yöneticiler aynı anda hem bu öfkenin hem de verilecek karşılığın meyvelerini toplamaya başladı. Zayıf ve cılız bir “karşılık vereceğiz” gerekçesi, meşruiyeti ile silahlanmış otoriter rejimler birbirini takip etti. Bu esnada, bizimle –karşılık verecek olanlar- ile onlar –karşılık vereceklerimiz- arasındaki mesafe gün geçtikçe genişliyordu. Bölgemizdeki büyük tarihlere hızlı bir bakış, farklılıkları ve çeşitlilikleriyle tepkiler haritamızın nasıl bir biçim aldığını gösterecektir. Cemal Abdunnasır, Saddam Hüseyin, Hafız Esed, Humeyni, Hamaney, el-Kaide ve DEAŞ ile birlikte aldığı şekli meydana çıkaracaktır. Söz konusu haritanın şüphe götürmez bir şekilde gösterdiği çöküşü, çöküşümüzü ortaya koyacaktır.
Kendisi için gerekli araçlara sahip olmadığımız bu kadar açık iken “karşılık vermek” bizim için hala çok değerli. Bu nedenle, intihar saldırılarıyla ya da boğazlarını keserek insanları feda etmek, harcamak başarılı olduğumuz az sayıdaki sektörlerimizin en önemlilerinden biri oldu. Bunun sonucunda “karşılık vermek”le vaat edilen insanlar ölürken, bu vaatte bulunan liderler tarihi kahramana dönüştüler.
Birkaç gün önce ABD ile İran arasında olup bitenler, bu kötü hasadın gözden geçirilmesine teşvik eden bir başka neden olmayı hak ediyor.
Bu dünya ile barışmamız, onunla az da olsa mutlu bir şekilde yaşamamız, karşılık verme tutkumuzu ve kendisini vaat eden otoriter yönetimleri tatmin etmek için ölenlerin sayısını azaltmamız, durup üzerinde düşünmemizi hak eden hususlardır.
TT
Askeri karşılığın ötesinde
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة