Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
TT

Mısır'ın şartlarına uymayan Hamas çok ileri gitti

Hamas Hareketi, 15 Aralık 1987’deki doğuşu ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nden (FKÖ) uzak yapısı ile her zaman basın ve medya için önemli bir materyal oldu. Hamas; eski yönelim ve tutumlarından farklı yönelim ve tutumlar benimseyerek her zaman Filistinlileri, Arapları, Filistin davası ile ilgilenenleri ve takip edenleri şaşırttı. Kuruluşundan bu yana 33 yıl boyunca hep bunu yaptı.
Merhum Filistinli lider Yaser Arafat’ın, Filistinlilerin Oslo’da İsrailliler ile bir barış sürecine gireceği dolayısıyla pozisyonlarının ve söylemlerinin bir olması gerektiğinden hareketle tüm Filistinli grupları, FKÖ çatısı altında bir araya getirmek için büyük çaba harcadığı çok iyi biliniyor. Yine bu kapsamda Arafat’ın, Hamas Hareketi’nin peşinden koşmaya, ona her seferinde daha cazip teklifler sunmaya devam ettiği artık biliniyor. Ama Hamas, hep kaçıp manevralar yapmaya devam etti.  Bu da, Hamas’ın aslında hiçbir söz hakkı olmadığı ve gerçek karar sahibinin uluslararası Müslüman Kardeşler Örgütü olduğunu kanıtladı.
Bu noktada bir şeyin açıklığa kavuşturulması gerekiyor: İsrailliler ile barış sürecinin gerçekten yakın olduğunu hisseden Arafat, Hamas Hareketi’nin peşinden koşmaya, onunla görüşmeye, FKÖ’ye katılması için cazip teklifler sunmaya devam etti ama bu alanda hiçbir ilerleme kaydedilmedi. İslami Direniş Hareketi liderleri, bu konuda karar verecek olan kendileri değil uluslararası Müslüman Kardeşler Örgütü olduğu için manevralar yapmaya ve kaçmaya devam ettiler. Zira bilindiği gibi Hamas; Fetih Hareketi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi gibi bir Filistin direniş örgütü değil Müslüman Kardeşlere bağlı bir örgüttür.
Bu nedenle, Ebu Ammar (Arafat) ile Fetih Hareketi, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesinden dostlarının harcadıkları yoğun çabalar, bu konuda hiçbir ilerleme kaydedilememesi nedeniyle gerçek bir başarı elde edemedi. Nitekim Hamas, 8 Şubat 2007’de merhum Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz’in gözetiminde Filistin yönetimi ile imzaladığı anlaşmanın üzerinden daha birkaç saat geçmeden yükümlülüklerinden sıyrılmaya çalıştı. Bunu da Katar, Yusuf el-Karadavi’nin talimatıyla yaptı. Hatta bu talimatı İran’ın vermiş olması bile muhtemel.
Bilindiği gibi bu örgüt, Mekke-i Mükerreme anlaşmasının bozulmasından sonra yine 2007 yılının Haziran ayının ortasında kanlı askeri darbesini gerçekleştirdi. Gazze Şeridi’nin kontrolünü tamamen ele geçirerek pratik ve fiili olarak Fetih Hareketi’ni Gazze’den çıkardı. Hareket, Gazze kendisinin faaliyet alanıymış gibi, ne Batı Şeria ne de FKÖ ve tarihi Filistin liderliği ile bir ilişkisi yokmuş gibi davranmaya başladı.
2007 yılında gerçekleşen bu darbenin etkilerini aşmak ve işleri eski hale getirmek için çoğu Kahire tarafından birçok girişimde bulunuldu. 2009’un Eylül ayındaki girişim, 2011’in Aralık ayındaki girişim, 2012 Şubat ayında varılan Doha anlaşması, 2014 yılındaki uzlaşı anlaşması, 10 Ekim 2017’de varılan anlaşma bunlardan birkaçıdır. Bu son uzlaşıda, iki tarafın sözcüleri yaptıkları açıklamada, “Filistinliler arasındaki bölünmüşlük sayfasını kapatma konusunda kararlı olduklarını, heyetlerin üst düzey liderlerinden askıda olan tüm anlaşmazlıkları çözmek ve uzlaşıya varmak için ellerinden gelen her şeyi yapmaları talimatını aldıklarını” vurgulamışlardı.
Fakat her şey olduğu gibi kaldı hatta daha da kötüye gitti. Hamas çok ileriye gitti. Açıkça İran, kardeş Katar, Erdoğan Türkiye’si, Malezya, bazılarının dediğine göre Endonezya ve elbette İran Devrim Muhafızları ve Velayet-i Fakih devletinin vitrininden ibaret olan Yemen’deki Husileri içeren ittifaka dâhil oldu.
Bu bağlamda şu noktaya da değinmek gerekiyor. Hamas, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın Batı Şeria, Gazze ve işgal altındaki Kudüs’te genel seçimler düzenlenmesi çağrısına hemen olumlu karşılık verdi. Fakat çok geçmeden ikna edici olmayan varsayımlarla bundan geri adım attı. İsrail ile uzun süreli bir “ateşkes” anlaşmasına dahil olduğu ortaya çıktı. Uluslararası Müslüman Kardeşler Örgütünün önderlik ettiği, Türkiye, Malezya, İran, Katar ve denilene göre Endonezya’yı kapsayan yeni ittifaka katılmanın kendisi için daha önemli olduğunu kanıtladı.
Hamas lideri İsmail Heniyye, üst düzey Mısırlı yetkililere, Hamas liderlerinden oluşan bir heyete başkanlık ederek bir dizi Arap ve İslam ülkesini ziyaret edeceğini ilettiğinde Mısırlı yetkililer kendisine İran dışında istediği ülkeleri ziyaret edebileceğini söylemişlerdi. İran’ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’e yönelik açık müdahalesinin yanı sıra Mısır’ı hedef almaya ve iç işlerine karışmaya devam etmesini gerekçe göstererek bu ülkeyi ziyaret etmemesini istediler. Mısırlı yetkililer müdahele ile İran’ın Mısırlı Müslüman Kardeşleri desteklemeyi ve Muhammed Mursi’nin başkanı olduğu ve ellerinden alındığını iddia ettikleri iktidarlarını geri almaları için yardım etmeyi sürdürmesini kastediyorlardı.
Ancak Hamas, şimdiye kadar atmış olduğu en kötü adımı attı ve çok ileri gitti. İsmail Heniyye Mısırlıların bu şartını kabul etmesine rağmen bilindiği gibi Kuala Lumpur’da düzenlenen uluslararası Müslüman Kardeşler toplantısının ardından Tahran’a ses getiren bir ziyaret düzenledi. Bu ziyaret sırasında Kasım Süleymani’yi “Kudüs’ün Şehidi” olarak tanımladı. Başta Dini Lider Ali Hamaney olmak üzere üst düzey İranlı yetkililer ile görüştü. İran’da bulunduğu sırada, İran’ın davranışlarına ve tutumlarına karşı birçok çekincesi olan tüm Arap ülkelerine karşı kasten kışkırtıcı davranışlarda bulundu.
Öngörülebilir bir gelecekte Gazze Şeridi’ne dönmesi imkânsız ve umutsuz olan İsmail Heniyye’nin Ürdün’ü ziyaret etmeye çalıştığı da belirtiliyor. Ancak bu konudaki bazı bilgilerin doğruladığı gibi ilgili Ürdün makamları, özür dileyerek bu talebini reddetti. Ürdünlü Müslüman Kardeşler’in, Ürdün Haşimi Krallığı’nda resmi olarak yasaklı bir örgüt kabul edildiği ve yerini İslam Birliği adı verilen bir oluşumun aldığı bilinmektedir.
Her halükarda Hamas, Filistinli bir örgüt olmadığını, diğer Filistinli örgütler gibi FKÖ’ne katılmasının mümkün olmadığını kesinlikle kanıtladı. İsrail ile imzaladığı ateşkesle birlikte Heniyye’ye, Erdoğan’ın güvencesi ve gözetimi ile İstanbul ya da Hatay’dan deniz yoluyla Gazze’ye geri dönme imkânı verebileceği açıkça görüldü.
Her halükarda, Katar’ın başkenti Doha’nın artık İslami Direniş Hareketi’nin komuta merkezi, Hamas’ın Erdoğan’ın başkanlık ettiği ve İran’ın önemli bir aktörü olduğu söz konusu ittifaka bağlı olduğu artık aşikâr. Bu da, Hamas’ın ne Filistin direnişi ne de FKÖ ile hiçbir ilişkisi olmadığını kanıtladığı anlamına geliyor. İsmail Heniyye, hıçkırıklara boğularak Kasım Süleymani’yi “Kudüs’ün Şehidi” olarak tanımladığında, Doha’dan sonra ya da önce kendisinin ve örgütünün kaynağının Tahran olduğunu onaylıyor demektir. Bunun anlamı; kendisi ve örgütünün derdinin Filistin değil Müslüman Kardeşler’in beklentilerini gerçekleştirmek, Müslüman Kardeşler düşüncesinin başarıya ulaşmasını sağlamaktır.
Dolayısıyla, Mısır’ın Gazze’nin kapılarını İsmail Heniyye’ye kapatmış olması, kendisine verdiği sözü tutmadığı için geri dönmesini engelliyor olması uzak bir olasılık değildir. Bu engelin, Hamas’ın bu konudaki tutumu değişip, ilgili Mısırlı makamların talep ettiği tavizleri verene kadar devam etmesi muhtemeldir. Bu tavizlerin ilki ve en önemlisi, aslında geçmişte ve bugün Mısır topraklarını hedef alan tüm terör saldırılarının arkasında olan Mısırlı Müslüman Kardeşlere verdiği desteği kesmesidir.