Uzak geçmişi hem de bu şekilde karıştırmanın arkasında kimin durduğu tam olarak bilinmiyor. Ürdün’ün, merhum Ürdün Kralı Hüseyin’in 1988 yılında almış aldığı Ürdün ile Batı Şeria arasındaki idari ve hukuki bağı koparma kararından vazgeçme niyetinde olduğu söylentisini yayma amacı nedir bilinmiyor.
Kral Hüseyin, Ebu Ammar’ın (Yaser Arafat) Batı Şeria ve elbette Gazze Şeridi’nde bir Filistin devletinin kuruluşunu deklare etmesinden sonra bu kararı almıştı. Bilindiği gibi, İsrail işgalinin henüz ulaşmamış olduğu Filistin’in topraklarının bu bölümü, 1949 yılında Filistin’in ileri gelenlerinin düzenlediği “Eriha Konferansı”nda alınan karar ile Ürdün Haşimi Krallığı’nın bir parçası haline gelmişti.
Tabii ki bu noktada, Batı ile Doğu Şeria arasındaki bu “bağı” tüm Arap ülkelerinin tanımadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Halbuki Filistinli liderleri, önderleri ve Filistin halkını bu karara almaya iten faktör, İsrail’in Filistin’in bu bölümünü de 1948’de işgal ettiği topraklara katması korkusuydu. Nitekim 18 yıl sonra, 1967 Arap-İsrail savaşından sonra bu gerçekleşti.
Bu bağlamda, Birleşik Arap Cumhuriyeti çerçevesinde birleşen Mısır ile Suriye arasındaki bağın daha sonra koptuğuna, Ali Salim el-Beidh’in gerçekleştirdiği darbe ile Güney Yemen’in Kuzey’den ayrıldığına da işaret etmeliyiz.
Her halükarda, 32 yıl sonra bazıları, 1988 yılında Ürdün ile Batı Şeria arasındaki bağı koparmanın Ürdün anayasasına aykırı olduğunu düşünüyor. Bunun gerçekte bir Ürdün toprağından feragat etmek olduğunu söylüyor. Ancak bu noktada, Arap ülkelerinin bu birliği ve bağı tanımadıklarını, Filistin sahasında birçok yeni gelişmenin ortaya çıktığını göz önünde bulundurmalıyız. Bu gelişmelerin en önemlisi ise, Arap ülkelerinin ilk olarak 1973 yılında Cezayir’deki Arap Birliği Zirvesi, ikinci olarak 1974’teki ünlü Rabat Zirvesi’nde Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) Filistin halkının tek ve meşru temsilcisi olarak tanımasıdır.
Tüm bunlara ilaveten, aynı yıl yani 1974’te FKÖ gözlemci statüsünde BM üyesi, 1976 yılında Arap Birliği üyesi oldu. Bütün bunların ötesinde, Filistinliler ile İsraillilerin Washington’da imzaladıkları ünlü Oslo Anlaşması sonrasında yaşanan tüm gelişmeler var. Bu anlaşma gereğince, FKÖ ve Filistinli liderler Filistin’e dönerek, “Ulusal Yönetim” olarak bilinen geçici bir özerk yönetim kurdular. Daha sonra Filistinli liderler, bu yönetimin dünya ülkelerinin çoğunun tanıdığı ve birçoğunda büyükelçilikleri olan bir Filistin devleti olduğunda ısrar etmeye başladılar.
Ürdünlülerin Batı Şeria ile aralarındaki bağı koparma kararından geri adım atmak gibi bir niyetleri kesinlikle yoktur. Bu rahatsızlık yaratmayı amaçlayan söylentinin arkasında muhtemelen ya Ürdün ve liderliğini karalamak için yalanlar uydurmayı alışkanlık haline getiren kişiler ya da Ulusal Yönetim ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a karşı olan bazı Filistinli kardeşlerimiz durmaktadır. Doğrusu Batı Şeria’da var olan her şeyi reddeden bu kişiler çoktur.
Bu bağlamda, sahada var olan statükonun, Ürdün’ün Batı Şeria’da herhangi bir rolünü sona erdirdiği iyi biliniyor. İsraillilerin, barış sürecinin çökmesine, 1949 yılındaki Eriha Konferansı’nda olduğu gibi Ürdün’ün Filistinlileri kapsamasına ve Batı Şeria’nın Ürdün Krallığı’nın bir parçası olmasına bahis oynamaya devam ettiği de biliniyor.
1988 yılından bugüne kadar geçen tüm bu yıllardan sonra Ürdün, bahsi geçen karara uyum sağlamıştır. Oslo Anlaşması ve özellikle de Batı Şeria’da ortaya çıkardığı fiili durumdan sonra hiçbir şekilde bu karardan geri adım atmayı ve işleri 32 yıl önceki şekline döndürmeyi düşünmemektedir. Çünkü Batı Şeria’da bazılarının devlet olarak tanımladığı bir ulusal yönetim var. Bu yönetim korunmalı ve Donald Trump’ın Filistinlilerin yüzlerine fırlattığı Yüzyılın Anlaşması’ndan sonra bile geliştirilmelidir.
Filistin liderliğinin hemen reddettiği ve kınadığı bu anlaşmanın, Ürdün’ün 32 yıl önce başvurmuş olduğu bağı koparma kararına daha çok bağlı kalmasına neden olduğu bilinmelidir. Çünkü Batı Şeria veya Gazze’de olsun Filistin halkı artık ne Ürdün ne de bir başka ülkenin vesayetini kabul etmeyecektir. Nitekim, ABD ve İsrail’in son adımlarına karşılık Mahmud Abbas’ın yaptığı açıklamayı dinleyenler bu gerçeğe temas etmişlerdir. Bu bağlamda Filistinliler ile Ürdünlüler arasında işlerin 1988 öncesine dönmesinin mümkün olduğunu anlamışlardır.
Ürdün, Batı Şeria’da Filistinliler ile arasında 1988 öncesinde var olan bağı yeniden kurmayı arzu etse bile bunun zaten birçok Arap ülkesi ile sallantıda olan ilişkilerini daha da kötüleştireceğini biliyor. Bilhassa Arap dünyasının benzeri görülmemiş çöküşlere tanık olduğu ve İran’ın Filistin sahasında açık ve net bir nüfuza sahip olduğu bir zamanda böyle bir adım atmasının işleri daha da kötüleştireceğini idrak ediyor. Hamas Lideri İsmail Heniyye’nin Tahran’da gerçekleştirdiği “gösteri” ve eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi “Kudüs’ün Şehidi” olarak anması, İran’ın Filistin’deki nüfuzunun kanıtıdır.
Trump’ın Filistin sahasında patlattığı Yüzyılın Anlaşması’ndan sonra dahi Ürdün kesinlikle Filistin Ulusal Yönetimi, FKÖ ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı destekleyen rolünü sürdürecektir. Arap ülkelerinin ve uluslararası toplumun ve her şeyden önemlisi Ürdün ve Filistin halklarının desteği ile elde ettiği Kudüs’teki Müslüman ve Hristiyanlara ait kutsal yerleri “koruma” hakkına daha sıkı sarılacaktır.
Ürdün, İsrail ve seçimleri kazanırsa bir dönem daha devam edecek olan mevcut ABD yönetiminin, kendisini almış olduğu bu karardan vazgeçmeye ve Filistin davasının yükünü tekrar tek başına üstlenmeye zorlayacağını bildiğinin altını çizmeliyiz. Ancak bunun hiçbir şekilde gerçekleşmeyeceği, Batı Şeria ve elbette Hamas Hareketi’nin kontrolü altındaki Gazze’de Filistinlilerin çoğunun bunu reddecekleri açık ve nettir. Bu karara direnecekleri, kaderlerini belirleme ve tek vatanlarının topraklarının üzerinde bağımsız devletlerini kurma haklarına daha sıkı tutunacakları aşikardır. Devlet ve halk olarak Ürdün Haşimi Krallığı’nın bu meselede Filistinlilerin yanında yer aldığı, tüm siyasi ve diğer olanakları ile onları desteklediği herkes tarafından bilinmektedir.
Son olarak, Ürdün 1967’deki işgalden önce topraklarının bir parçası olan Batı Şeria’da 1988 öncesi statükoya dönmeyi artık düşünmüyor. Filistin halkı, 1965 yılında başlattığı devrimi ve FKÖ’yü tek ve meşru temsilcisi seçerek ulusal tercihini yaptı. Ürdünlüler buna saygı duymakta ve hiçbir şekilde söz konusu karardan önceki statükoya dönmeyi düşünmemektedirler.
TT
Ürdün, Filistin devletini desteklemeyi sürdürecek
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة