Sevsen Ebtah
Gazeteci ve yazar. Lübnan Üniversitesi'nde Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü Profesörü
TT

Mavi öfke

‘Çin hapşırırsa, dünya nezle olur’ diye bir deyim vardır, Çinliler ‘korona’ gibi bir virüse kapılır, trenler durur, şehirler felç olur ve gezegenin nüfusunun altıda biri böylesi ölümcül bir tehlikeyle karşı karşıya kalırsa ne olur? Varın siz düşünün.
Çin adeta dünyadan izole olmuştur, uçaklar Çinlileri taşımak istemiyor, ülkeler onları karşılamakta isteksiz davranıyor, bu son derece ciddi bir vakıadır.  Zira söz konusu ülke, dünyadaki en büyük üretime, ikinci en büyük ekonomiye sahiptir. Dolayısıyla en çok ham madde tüketen ve dünyaya turist gönderen ülke konumundadır. Sadece Apple şirketi tek başına Çin’de günlük bir milyar dolara yakın satış gerçekleştirmektedir, yani saatte 40 milyon dolar. Buna ek olarak cihazlarının milyarlarca dolarlık parçasını da bu ülkede üretmektedir.
İnternet üzerinden satış yapan dev Ali Baba sitesini düşünün, şimdilerde satışlarında dramatik düşüşler yaşanmaktadır, çünkü ‘veba’ bölgesinde addedilmektedir. Çin bir kıtadır, sıradan bir devlet değildir, dolayısıyla Çin etkilendiğinde tüm dünya etkilenecektir. Zarafet ülkesi Fransa’daki tekstil ürünlerinin üçte biri Çin’den gelmektedir. Bu elbiselerin gecikmesi, mağazaların boşalması ve satış sorunlarının yaşanmasına neden olacaktır. Bazı Fransız tüccarlar, en azından ilkbahar-yaz koleksiyonları siparişleri ellerine ulaştığı için mutlu olmuş olabilir. Ancak dünyanın önde gelen moda tasarımcıları, Çin fabrikalarına ve her türlü ürününe bağımlıdır. Herkes Çin’deki bu salgından payını alacaktır.
Endonezya elindeki kauçuk rezervlerinin tükenmesinden yakınmaktadır. Şili, tek alternatifi olan Çin’e bakır kaynaklarını ihraç etmek için sabırsızlanmaktadır. Çinlilerin karada ve havada hareketliliklerinin kısıtlanmasından bu yana petrol ürünlerindeki kullanım ciddi anlamda düşmüştür. Çin titremektedir, öyleyse diğerleri de sarsılmak zorundadır. Çinliler dünyaya kırgındır, çünkü üzerlerindeki yükü kimse paylaşmak istememektedir.
Diğer ülkeler, salgına karşı bilimsel ve rasyonel tutum takınmaları gerekirken, korku, çekince ve ırkçılık seviyesine varan nefretle yaklaşmaktadır. Belki de bu ülkeler haklıdır, sonuçta virüs hızla yayılmaktadır. Hızlı yayılıyor ancak kurbanlarının sayısı çok da yüksek değil, hastalığa yakalananların sadece yüzde üçü hayatını kaybediyor. Bu insanların çoğu da yaşlı ya da bağışıklık sistemleri güçlü olmayan kişiler.  
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü dünyanın gösterdiği abartılı tepki karşısında şaşkınlığını gizleyemiyor, zira şu ana kadar koronavirüs’ten hayatını kaybedenlerin sayısı, ABD’deki mevsimsel griplerde ölenlerin sayısından daha az. Sözcünün dikkate almadığı husus ise şudur: bazı ülkeler ‘virüs’ salgınıyla nasıl baş edebileceğini bilmemektedir ya da böylesi bir salgınla baş etme güçleri yoktur.
Çin devletinin sert politikaları halkı hizaya getirmeyi biliyor, devlet talimat verdiğinde bir milyar insan evlerinden dışarı çıkmıyor. Maske takılmasını zorunlu kıldığında kimse itaatsizlik etmeyi göze alamıyor, koruyucu elbise üreten fabrikalarda binlerce işçi gece gündüz çalışıyor ve asla itiraz etmiyor.
Çin’de borsa sarsıldı, piyasalar uyukladı, devlet kararlı bir şekilde piyasaları canlandırmak için yüz altmış milyar dolar pompaladı. Lübnan’da mesela benzer bir durum olsa, devlet piyasalara bir milyar dolar bile süremez, virüs halka bulaşsa, teşhisinde zorluklar çeker, kendi başına laboratuvarlarda analiz etmekten bile aciz kalır.
Çin, dünyadaki panik havasını, savaştığı virüsten daha tehlikeli ve acı verici olarak değerlendirmektedir. Çinlilere böyle davranan ülkeler ortaçağda veba salgınları yaşamış, milyonlar hayatını kaybetmiş, şehirler yok olmuştu. Böylesi şeyler her ülkenin başına gelebilir, abartılı bir tutum takınmak niyedir. Son yıllarda ortaya çıkan tüm salgınlardan Çin’de payına düşeni yaşamış ve diğer ülkeler gibi mücadelesini vermiştir. Kuş gribi, SARS ve H1N1’le cesurca mücadele etmiş ve başarılı olmuştur.
Bu kez Çin daha güçlü ve daha kararlı görünüyor. Dünyaya, özellikle de ticari olarak yerini almak isteyen karamsarlara, düşünüldüğünden daha güçlü olduğunu göstermek istiyor. Çin'de yatırımları olanların çoğu ya da Çin’den ithalat gerçekleştirenler salgının önlenebileceğine olan inançlarını koruyorlar. Şimdiki kayıplarının Çin tarafından telafi edileceğine inanıyorlar. Hatta salgın sonrası bir üretim şahlanışının gerçekleşmesi de beklentileri arasında.
Evlerine kapanmış Çinliler, endişe ve korkularına rağmen ‘bahar şenliği’ kapsamında, kredi kartlarıyla bir hafta içinde yüz milyar dolarlık alışveriş yaptılar. Yani izole edilmiş halleriyle bile tüketimi ihmal etmediler. Salgının başladığı Wuhan şehrinin videosunu çeken yabancı bir gazeteci, kimsenin sokaklara çıkmadığını ve sahnenin ‘dünyanın sonu’ filmlerindeki gibi olduğunu aktarıyordu. Buna rağmen Çin yönetimi, Wuhan’daki görkemli binaları ışıklandırıp süsleyerek, dünyaya acılara rağmen hayatın devam ettiğini gösterdi.
Albert Camus’a Nobel ödülünü getiren eserlerden biri olan ‘veba’ kitabını hatırladım. Kitap, 1940’lı yıllarda vebanın yayıldığı Cezayir’in Oran kentindeki kahramanlarının hayata tutulma mücadelesini ele almıştır. Bir yıl boyunca şehir karantinaya alınmış, dışarıdan hiçbir şeyin girmesine ve çıkmasına izin verilmemektedir, şehrin ahalisi kaderlerine terk edilmiştir.  Beklenmedik bir boyuta ulaşan veba salgını tüm Oranlıları umutsuzluğa boğar, ardından gösterilen dayanışma ile ‘vebadan’ kurtulmaları mümkün olur.
Bugün Çin'de, virüsle mücadeledeki belirsizliklere rağmen, kaçınılmaz bir savaş ve zafer iyimserliği hâkimdir. İnsanlar dayanışma içindedir ve bu süreçte kendilerine destek olan ülkelerle, kendilerinden kaçan ülkeleri de birer birer not almaktadırlar. Şüphesiz gördüğümüz şekliyle felakete karşı büyük bir meydan okuma söz konusudur. Çin’in geleneğinde veba ve salgınlarla baş etmek üzere kodlanmış bir azimet söz konusudur. Çin geleneğinde afetler, reform ve yol değişikliği için bir uyarı olarak addedilir. 
Tarihsel olarak Çin'deki büyük felaket anları, köklü değişimlere neden olmuştur. Onlar bu ‘mavi öfkenin’ başlarına yok yere gelmediğine inanırlar.
Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping, koronavirüsü’nden sonrasının öncesine göre daha parlak olacağını düşünmektedir.