Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Libya: 17 Şubat Devrimi hedeflerine ulaştı mı?

Libya: 17 Şubat Devrimi hedeflerine ulaştı mı?

Pazartesi, 17 Şubat, 2020 - 09:00
Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar

Şubat ayının ortasında Sevgililer Günü kutlanıyor, üç gün sonrası ise Kaddafi rejiminin devrildiği 17 Şubat Devrimi’nin yıldönümü anlamına geliyor.

Şubat 2011’de NATO’nun desteğiyle Libya devleti tüm kurumlarıyla birlikte devrildi.

Bu durum Libya’yı kaosa sürükledi, hatta Libya kaosun kaynağı oldu. ‘17 Şubat Devrimi’ yıldönümünde sokağa çıkanların çoğu kutlama yapmamayı tercih etti.

Kutlama yapanlar bazı milis güçleri ve Müslüman Kardeşler (İhvan) örgütü mensuplarından ibaretti.

Nitekim İhvan, 17 Şubat Devrimi’ni Libya’yı yağmalamak için bir fırsat olarak görmüştü. Gerçekten de Libya İhvan'ın ‘merası’ haline gelmiş durumda. Oysa ciddi bir toplumsal karşılıkları yok, buna rağmen, Katar’ın ‘parası’, Türkiye’nin desteği ve Libya devletinin çökmüş olması, yönetimi ele geçirmelerine olanak sağladı.

17 Şubat Hareketi hedeflerine ulaştı mı?

Bu soruyu yanıtlamadan önce bir başka soru sormak gerekmekte.

17 Şubat Hareketi’nin hedefleri nedir? Bu soru ‘17 Şubat’ destekçileri de dahil olmak üzere herkesi şaşırtan bir sorudur, cevap olarak; ‘Kaddafi’yi devirmekti’ denilir!

Yani: Yaşasın Kaos!

Libya’nın Şubat’ının üzerinden dokuz kurak yıl geçti, ‘devrimin’ hiçbir hedefi gerçekleşmedi ki ‘devrime’ katılanlar bu hedefler üzerinde uzlaşmış değildi, ayrıca kimse bu hedeflerin ne olduğunu bildiğini iddia edemez.

Gerçekten de zulüm ve adaletsizliğin kaynağı olan diktatörlükten kurtulduk mu, yoksa bir diktatörü birçok diktatörle değiş tokuş mu yaptık?

Çünkü Şubat 2011’de sokağa çıkanların tümü ‘zulmü sona erdirmek, diktatörü devirip adil bir düzen kurmak’ amacıyla çıkmış değildi. Bazıları Kaddafi’yi devirip ‘dikta koltuğuna’ kendileri oturmak istiyordu.

‘Şubat’ yani: Özgürlük, demokrasi ve refahın eşit dağılması rüyası, Libyalıların tasavvur edemediği trajediler nedeniyle korkunç bir kâbusa dönüştü.

Çoğunluğu Arap ve tamamı Müslüman olan Libya’da kimsenin daha önce duymadığı gruplar ortaya çıktı, çoğu Tora Bora dağlarından gelen ya da Kaddafi’nin hapishanelerinde mahkûm olanların liderlik ettiği silahlı milis güçleri ortaya çıktı. Kaddafi’nin ‘Yarının Libya’sı’ projesi çerçevesinde uzlaşıya vardığı İhvan örgütü de anlaşmayı bozarak Kaddafi’ye karşı savaştı.

Şubat 2011’den sonra, siyasi, ekonomik, güvenlik sorunlarının tavan yaptığı karanlık bir tablo oluştu.

Eski rejimin, yani Kaddafi rejiminin elbette ‘cenneti yeryüzüne’ indirdiğini iddia edecek değiliz, zira ‘Albayın Cemahiriyesi’ sorunların ve kargaşanın kaynağını oluşturmaktaydı.

Halkın yokluğunda halk adına alınan kararlar, en büyük zararı yine halka veriyordu. Ancak ‘Şubat’ (Kaddafi’nin darbe yaptığı) ‘Eylül’ ayından daha iyi değildi, hatta daha kötüydü bile denilebilir.

Her iki durumda da, farklı derecelerde de olsa halk kurbandı.

Kaddafi rejimindeki idari ve mali yolsuzluk şimdiye kıyasla daha azdı.

Kaddafi’nin ‘gelecek nesillerin güvencesi’ olarak biriktirdiği milyarlarca dolar, ‘Şubat 2011 Hareketi’nin’ sırtına atlayan terörist gruplarca çarçur edildi. Kimse bu milyarlarca doların nereye gittiğini, nasıl harcandığını, nerelere aktarıldığını tam olarak bilemiyor.

‘Arap Baharından’ sonra insan hakları iyileşmesi gerekirken, daha da kötüleşti. Hatta insanlar, ‘özgürlükleri bastırdığı’ için reddettikleri ‘dikta rejimini’ arar oldu.

‘Erkekliklerini bastırdılar’ tabiri rejimin hapishanelerinde ve siyasi şubede, erkeklere yönelik işkencelerle, onurlarını ve başkaldırı dürtülerinin ellerinden alınması için kullanılır.

Diktatör rejimler sık sık böylesi yöntemlere başvurur. Ancak Kaddafi sonrasında da aynı yöntemlerin devam ettiğini gördük.

Galip gelenin mağluplar üzerinde toplu cezalandırmalarına şahit olduk.

Libya istisna değildir, her çatışma sonunda, kazananlar yenilenlerin üzerinde baskı uygular. Ancak bu tür işkenceler, ‘devrimin mantığıyla’ çelişmektedir. Zira ‘devrim’ yozlaşmış sistemin yerine, adalet ve özgürlüğe dayalı yeni bir sistem önermektir.

Kaddafi, başarısız darbe girişimine maruz kaldıktan sonra, kuzenlerini bile sürgüne yollamıştı.

Muhalifleri kaçmakla yakalarını kurtaramamış, yabancı ülkelerde rejim tarafından suikastlara uğramıştı.

‘Halk devrimi’ de aynı yöntemlere başvurmaktan çekinmedi. Şubat 2011’in ardından Libya halkının neredeyse dörtte biri komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı.

Bazı ‘devrimciler’, halkının bir kısmı Kaddafi’yi destekleyen şehirlerden intikam almaya girişti.

Kaddafi’yi destekleyenler canları pahasına göçe zorlandı. Mesela Tavurga şehri, komşuları olan Misratalı milisler tarafından neredeyse tamamen boşaltıldı. Bu şehrin sakinlerinin suçu, bazılarının çatışmalarda Kaddafi rejimini desteklemesinden ibaretti. Misratalılar ise ‘devrim güçleri’ arasında yer alıyordu.

Hasılı kelam: "17 Şubat", özgürlük, adalet ve toplumsal refahı sağlayamadı. Kanımca ‘Şubat Devrimi’nin’ üzerinden dokuz kurak yıl geçmişken, ‘Şubat’ın’ ‘Eylül’den’ daha iyi olduğunu söylemek mümkün değildir.

İki tarih de halk için acı, dram ve felaketler anlamına gelmektedir.

Eylül ayında zarar görmeyenler Şubat ayında zarar gördü, Şubat ayında zarar görmeyenler Eylül ayında zarar görmüştü.

Cevapsız bir soru olarak şurada dursun: 17 Şubat Devrimi meçhul hedeflerine ulaşabildi mi?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya