Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Suriye ve kanla ıslanmış mesajlar

Koronavirüsünün yarattığı panik, küresel köy sakinlerini ele geçirdi ve liderleri ile hükümetlerinin kaygılarında ilk sıraya yerleşti. İki lider bu yeni denklemin dışında kaldı. Birincisi Vladimir Putin, ikincisi de Recep Tayyip Erdoğan. Ofislerinde İdlib’deki çatışmaların ateşi diğer tüm meselelerin önüne geçti. Türk ve Suriye orduları arasındaki kanlı sürtüşmeler, Türk ve Rus liderleri arasındaki ilişki için zorlu bir sınava dönüştü. Prestij, imaj, çıkarları koruma yetenekleri için bir teste dönüştü.
En sert testler, ilgili tarafların geri adım atıp yenilgiyi kabul edemeyecekleri testlerdir. Suriye’de Putin, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed rejiminin Suriye topraklarının tamamını geri almasını sağlamaya dayanan belirleyici bir politika izlemeyi sürdüyor. Grozni’de dayattığı “çözüm”ü (yani nihai ve tam zafere ulaşmak için aşırı şiddete başvurmak) hatırlatan görüntüler onu endişelendirmiyor. Ancak Suriye Çeçenistan değil. Belki de bu nedenle Putin, Suriye’de sıcak bir yemeği tek bir lokmada yutmak yerine parça parça soğutarak yutmak politikasını tercih etti. Astana ve Soçi molaları, dinlenip daha sonra Rus programını değişmeden olduğu gibi sürdürmek için yapılmış ateşkeslerden ibaretti.
Büyük olasılıkla Putin, programını özellikle de “İdlib’teki teröristlerle savaş” başlığı altında yürütürken büyük engeller ile karşı karşıya kalmadan kendi stratejisini tamamlamayı umuyordu. Geçen yıllar kendisine ABD’nin Suriye çatışmasına müdahil olmak istemediğini, Avrupa’nın, vicdanını rahatlatmak için süslü açıklamalar yapan yaşlı bir kıta olduğunu öğretmişti. NATO’nun Avrupa sahası dışında savaşma iştahını kaybettiğini, Güvenlik Konseyi üyelerinin açıklamalarının gideni geri getirmeyen bir dulun gözyaşları gibi olduğunu göstermişti.
Parça parça yutma politikasının başarılı olması için bir dizi icraat gerekiyordu. Bunlar, veto kılıcını kullanarak Suriye krizinde Güvenlik Konseyi’nin rolünü askıya almak ki, Çin de çoğu zaman Rusya’yı bu konuda destekledi. İran’ın Suriye topraklarındaki askeri altyapısına karşı savaş açmasına olanak tanıyarak ve Binyamin Netanyahu ile sıcak bir ilişki kurarak İsrail’i tarafsız hale getirmek. Bunun yanında Rus jetinin düşürülmesinden sonra Türkiye’nin tutumunun uysallaştırılması, daha sonra da Ankara ile müttefiki NATO arasına kuşkunun girmesini sağlamak gerekiyordu. Bu politika öyle başarılı oldu ki Türkiye, Rus S-400 hava savunma sistemini Atlantik cephaneliğine soktu. Bu da ABD ve ittifak ülkelerinde endişe yarattı. Putin, Türkiye’nin sınırın Suriye tarafında şekillenmeye başlayan “Kürt oluşuma” karşı operasyon düzenlemesine yeşil ışık yakarak daha da ileriye gitti.
Kremlin’in efendisi, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin enkazının tozlarından kurtulduğunu ve NATO’nun piyonları tarafından kuşatılmış bir bölgesel güç olmadığını söylemek için Suriye’yi bir platform olarak kullandı. Ekonomisinin büyüklüğü neredeyse İtalyan ekonomisinin büyüklüğü kadar olmasına rağmen askeri, siyasi ve diplomatik güçlerini geri kazandığını belirtmek için bir platform olarak kullandı. ABD’nin bölgeden gittikçe daha çok çekildiğini ve Avrupa’nın oynamak istese bile rolünü oynayacağı araçlardan yoksun olduğunun altını çizmek için bir platform olarak kullandı.
Suriye yalnızca Putin’in değil Erdoğan’ın da hayaliydi. Cumhurbaşkanı ile işbirliği ve ticaret ilişkisi kurmuştu. Mutlu bir şekilde “Dostum Beşşar” sözünü tekrarlayıp duruyordu. Komşusu Suriye’nin aklını çelmek için eski dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nu 50 kez Esed’in ofisine göndermişti. Ancak Arap Baharı ile hesaplar değişti. Erdoğan gezici savaşçıların Suriye topraklarına sızması için sınırlarını açtı. Bunun üzerine her yerden savaşçılar Suriye’ye akın etti. Mısır ordusu Müslüman Kardeşler kadehini Mısır ve ruhunun dudaklarından uzaklaştırdığında Erdoğan’ın  Suriye’de bir zafer elde etme ihtiyacı ikiye katlandı. İran tek başına Suriye rejimini kurtarmakta başarılı olamadı. Bunun üzerine Rusya’nın 2015 yılın Eylül ayında gerçekleşen askeri müdahalesi, Erdoğan’ın hayallerine bir nokta koydu.
Geniş sarayında Erdoğan, zehirle karışmış bir şekilde inen geceyi karşılıyor. Öldürülen Türk askerlerinin haberleri arka arkaya geliyor. Bu acı verici darbenin Rusya’nın katılımı ya da en azından onayı olmadan kuvvetlerine indirilmeyeceğini çok iyi biliyor. Rusya’yı doğrudan suçlamayacak çünkü onunla bir çatışma, dayanma ve tahammül gücünü aşıyor. Bunun yerine Suriye ordusunu suçlayacaktı. Ne ki açıklamaları, Rus balına zehir katılmış olduğuna kanaat getirmiş olduğunu belli etti. Aralarındaki anlaşmaların “parça parça yutma” politikasını hayata geçirmek için yapılmış ateşkeslerden ibaret olduğuna inandığını gösterdi. Moskova’nın Ankara ile ilişkilerini sürdürmeye verdiği önemin, Esed güçlerini cezalandırmasına ve büyük programı engellemesine izin verme sınırına ulaşmayacağını düşündüğünü ortaya çıkardı. Kuvvetlerinin İdlib’te ve aynı zamanda Libya’da Rusya ile karşı saflarda yer aldığını hatırladığını meydana çıkardı.
İdlib cehennemi yaklaşık 1 milyon Suriyeliyi Türk sınırlarına yöneltti. Çatışmaların devam etmesi halinde 1 milyon Suriyelinin daha sınıra yönelebileceği uyarısında bulunuluyor. Sahada devam eden ve Lübnanlı Hizbullah unsurlarını da vuran intikam operasyonuna paralel olarak Erdoğan, Avrupa kıtasına karşı mülteciler silahını da devreye soktu. Bilhassa NATO’nun dayanışmasının sınırlı, Donald Trump yönetiminin askeri açıdan acil destek sunmayı istemediği ortaya çıktığında.
Sorunları sıfırlama dönemi sona erdi. Şimdi ise dostlukları sıfırlama zamanı. Erdoğan’ın üslubu onu adeta yanlış anlamanın üstadı yapıyor. Dostlukları yalnızca hayal kırıklığına uğradığı zaman hatırlıyor ve çoğu zaman da geç kalmış oluyor. Nitekim Sultan, Trump’ı arayıp Çar’ın kendisine indirdiği bıçak darbesini şikâyet ettiğinde de bu yaşandı.
Askerlerinin kanına bulanmış gecede Erdoğan, dünyanın, İran’ın dört Arap başkentinde karar sahibi olmasına göz yumarken Türkiye’nin Suriye pastasından bir pay elde etmesini kabul etmemesini yadırgıyor. Kendisini endişelendiren bir senaryo daha var ki o da; gün gelip de kendisi Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sarayından ayrılırken, Beşşar Esed’in hala Suriye Cumhurbaşkanlığı Sarayında ikamet ediyor olması.
Türk tarafı Rus tarafının oynadığı oyuna karşı çıktı. Suriye krizini az da olsa yeniden uluslararası hale getirdi. Ancak verilen karşılıklı kanlı mesajlar, Türk ve Rus orduları arasında doğrudan bir askeri çatışmaya yol açmayacak. İki taraf da Ankara’nın daha açık ve daha bağlayıcı olmasını istediği yeni bir anlaşmaya varmaya mahkûm. Muhtemelen Türkiye, Suriye topraklarında uzun süre kalmak istiyor.