Siyasiler, bugüne kadar koronavirüs gibi başka hiçbir konunun gündemi bu denli meşgul etmediğini belirtiyorlar.
Koronavirüsü, bugün hükümetlerin, şirketlerin ve kişilerin başat endişesi. Ekranlarda, web sitelerinde ve sayfalardaki ilk başlık.
Bilim adamları ve laboratuvarların tek uğraşısı koronavirüsle mücadele. Kurbanlarının sayısı veya kayıplarının büyüklüğü, önümüzdeki dönemde küresel ekonomi üzerindeki etkileri ile ilgili nihai bir bilanço belirlemenin henüz zamanının gelmediği bir durak.
Altmışlı yılların başında, Küba füze krizi ABD ile Sovyetler Birliği’ni neredeyse nükleer çatışmanın eşiğine getirdiğinde dünyanın nasıl nefesini tuttuğunu hatırladı.
Ne var ki o zaman birçok devlet, iki ülke arasında karşılıklı nükleer saldırıların gerçekleşmesi durumunda bunun kendisini ilgilendirmediğini düşünmüştü.
Dünyanın tamamı Berlin Duvarı’nın yıkılmasını izlemişti ancak yine birçok ülke kendisinin, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün takip ettiği bu yıkımın sonuçlarının dışında olduğunu düşünmüştü.
Dünya, el-Kaide örgütü 11 Eylül 2001’de savaşı ABD topraklarına taşıdığında saatlerce ve günlerce endişe ve kaygı içinde yaşamıştı. Fakat şokun etkisinden kurtulduğunda bu endişe çok geçmeden azalmıştı.
Bugün ise farklı bir Dünyada farklı bir sorun ile karşı karşıya bulunuyoruz. İlk kez, sosyal medyanın gerçekten de dünyayı, canlılarının arasındaki farklılıklara rağmen çıkar ve kaderlerinin birbirine bağlı olduğu “küresel bir köye” dönüştürdüğünden emin oluyoruz.
Siyasiler, sorunun tehlikeli ve kapsamlı olduğuna dikkatleri çekti.
90 ülkede hastalık tespit edildi ve hayatını kaybedenler oldu.
Koronavirüsü ayrıca hisse ve petrol fiyatlarına, ithalat ve ihracat, havacılık ve sanayi faaliyetlerine, turizme de büyük zararlar veriyor.
Bu yüzden Uluslararası Para Fonu (IMF) özellikle küresel büyüme tahminlerinde yüzde 1’lik bir düşüş öngörmesinin ardından salgından etkilenen ülkelere 50 milyar dolar destek vereceğini açıkladı. En kötü senaryolar konuşulmaya başladı.
Bunlardan biri de küresel üretim kayıplarının yılın son çeyreğinde 2,7 trilyon dolara ulaşabileceği ki bu da yaklaşık olarak İngiltere’nin GSYİH’sine denktir.
Siyasiler dünyanın, kalkınma planları üzerinde kesinlikle etkisi olacak ve işsizlik sorunlarını daha da kötüleştirebilecek yeni bir küresel ekonomik krize giden yolda ilerlediğinin ihtimal dahilinde olduğunu düşünüyorlar.
Bilhassa darbelerin etkisini zayıflatacak önemli kurumlardan yoksun ülkelerde bu krize istikrarsızlığın da eşlik edeceği de aklına geliyor siyasilerin. Ancak, geçmişte çok sayıda kişinin canını alan ve büyük ekonomik kayıplara neden olan birçok salgına tanık olan dünyanın sonuna doğru gitmediğimizi vurguluyorlar...
Örneğin virüsün geniş ölçüde yayılmasını ve kontrolden çıkmasını engellemek için 56 milyon insanı karantinaya alarak Çin’in virüsle mücadelede gösterdiği kararlılığı övülüyor.
Birçok kişiyi ele geçiren paniğin bir kısmının, esasında, bilim ve teknolojinin ulaşmış olduğu bu ileri düzeye rağmen dünyanın kendisine hızlı ve kesin bir çözüm bulmaktan aciz kaldığı bir sorunun ortaya çıkışının yarattığı şaşkınlıktan kaynaklandığı fark ediliyor.
Sorunun diğer kısımının da medyanın sorunu ele alma yönteminden kaynaklandığı düşünülüyor.
Medyada sıcak bir rekabetin hakim olduğu bir dönemde, medya organları rakiplerinin önüne geçmeyi, tek olmayı ve birinci sırada yer almayı hedefleniyor.
Tüm bunlar da siyasilerin okuyucu ve takipçilerin ilgisini çekmek için çoğu zaman aşırıya kaçmalarına neden oluyor.
Bu noktada medya, sorumluluk duygusunu hatırlamalıdır. Çünkü paniği körüklemenin, insanların istikrarı ve ülke ekonomileri üzerinde maliyetli sonuçları olacaktır.
Burada görüntüyü olduğu gibi aktarmak –ki buna hiç kimse karşı çıkamaz- ile başlıklar ve tweetler ile panik ve korkuları tetiklemekte aşırıya kaçmak arasında bir fark vardır.
Katılımcılardan biri de konuyu başka bir perspektiften ele aldı. Her ölüm ve vakanın bir kayıp ve üzüntü kaynağı olduğunu ama koronavirüsünün neden olduğu kayıpların şu ana kadar dünyanın savaşlar, trafik kazaları ya da uyuşturucu bağımlılığından kaynaklanan kayıplarından çok daha az olduğunu hatırlamamız gerektiğini belirtti.
Korona kurbanlarının, DEAŞ örgütünün, Saddam Hüseyin rejiminin Halepçe şehrine düzenlediği kimyasal saldırının yol açtığı Halepçe katliamının kurbanlarından daha az olduğuna dikkati çekti.
İran’da hastalıktan hayatını kaybedenlerin sayısının son protesto gösterilerinin bastırılması sırasında hayatını kaybedenlerden daha az olduğunu dile getirdi.
Uluslararası kayıpların, Suriye’deki savaşın sıcak bir günün bilançosundan daha az olduğunu ifade etti.
Dünya bu gerçekleri biliyor ama yine de büyük bir korku duyuyor.
Bu korku, tüm bu ülkelere sızan katilin gizemli doğasından ve yaklaşmakta olan ya da yakın tehlikeden koruyacak bir aşının bulunmamasından kaynaklanıyor. Sorun, koronanın tweetçiler ve olası kayıp, ölüm ve vaka haberlerini yaymakta yarışanların zamanında ortaya çıkmış olmasıdır.
Yaratılan paniğin sorumluluğunu sadece medyaya yüklersek de abartmış oluruz.
Medyanın kendisini idare eden, dizginleyen, görevlendiren ve kendisine tek bir hikaye dikte eden tarafların elinden kurtulduğu bir çağda bazı medya organlarının gerekli kurallardan yoksun olduğuna şüphe yok.
Ne var ki gerçek, medyanın yeni katilin tehlikesine dikkat çekmekte önemli bir rol oynadığını kabul etmeyi de gerektiriyor.
Ciddi medya organlarının, bilinçlendirme ve hastalıktan korunma yöntemleri kampanyalarında oynadıkları rol ile hastalığa yakalanma oranlarının azalmasına katkıda bulunduklarını itiraf etmek gerekiyor.
Hepsinden önemlisi, medyanın koronavirüsüne yönelik yoğun ilgisinin, vatandaşların uykularını kaçıran bu tehlikeye karşı ciddi ve kapsamlı bir mücadele için hükümetleri enerjilerini seferber etmeye sevketmiş olduğunu kabullenmeliyiz.
Medyanın bu tür olaylarda güçlü bir şekilde varlık göstermek istediği açıktır.
Gerçek şu ki, sorunun büyüklüğü de adeta kendisini ekranlara, sosyal medyaya ve gazetelere dayatmıştır.
Korona döneminde yaşıyoruz.
Endişe ve ilgi uyandırmakta, başlık ve tweetleri ele geçirmekte hiçbir şey onunla rekabet edemiyor.
Görüntüler ve yayılma hızı eşsiz.
Belirsizlikten ve aşının yokluğu büyük bir panik nedeni.
Yani suçlu, tweetçiler değil koronadır.
TT
Tweetçiler zamanında korona
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة