Profesör Abdurrahman Raşid’in İndependent Arabi’nin sitesine, koronaviürs salgınıyla ilgili yaptığı sesli analizine büyük ölçüde katılıyorum. Raşid yaptığı analizde; korona salgınının, dünyadaki mevcut sistemi değiştirmeyeceği ya da büyük ülkelerin çöküşüne neden olmayacağını söylüyordu. Bunun sebebini ise, dünyanın ileri gelen tüm devletlerinin salgına yakalanmış olmasına bağlıyor, dolayısıyla hiçbir devletin bu salgından faydalanamayacağını ifade ediyordu.
Profesör Raşid, özellikle bilim temelli köklü kurumlara sahip ülkelerin, krizden kurtulmasının mümkün olacağını belirtiyor, örnek olarak da İkinci Dünya Savaşı’ndan mağlup olarak çıkan Almanya ve Japonya’yı gösteriyordu. Altyapıları mahvolan bu ülkeler birkaç yıl sonra ekonomik olarak ilerleme kaydetmeyi başarabilmişti.
Bununla birlikte, izninizle, biraz sinir bozucu olsa da önemli bulduğum bir kısmı ekleyeceğim. Bu despotik koronavirüs salgını, insanlığın ‘Aşil topuğunu’ ortaya çıkarmıştır. Çıplak gözle görülemeyen bu virüs, en güçlü kitle imha silahlarının, en korkunç doğal felaketlerin ve en sinsi terör saldırılarının yapamayacağını yapmayı başardı. Dolayısıyla hayatımız üzerindeki etkisinin, daha önce karşılaştığımız felaketlerden daha uzun süreli olacağını varsayabiliriz. Tıbbın bu konudaki görüşü korkunçtur: dünyada virüs bulaşmış bir kişi dahi olduğu sürece, bunun küresel bir salgına dönüşme olasılığı devam edecektir.
Eğer Kovid-19’un düşünme, gözlemleme ve planlama yeteneğine sahip olduğunu düşünecek olursak, insan olarak, bir arada olma ihtiyacımızın en büyük zaafımız olduğunu keşfettiğini söyleyebiliriz. Nitekim en gelişmiş görsel işitsel iletişim araçları sevdiklerimize sarılmamızın, anne babamızın elini öpmenin, dostlarımızla el sıkışmanın, düğünlere katılmamızın ve yas evlerinde sevdiklerimizi teselli etmemizin yerine geçemeyeceği açıktır. Ayrıca en ‘yüksek gerçekçi’ görsel seyahatlerin, yolculuk ve sefer isteğimizi karşılamayacağı, en gelişmiş uzaktan eğitim sistemlerinin de yüz yüze eğitimin yerini alamayacağı söylenebilir. Nitekim bir çocuk arkadaşlarıyla birlikte hocasının gözetiminde çok daha fazla eğitimsel gelişim kaydedebilir.
Ancak tüm bunlara rağmen, korona salgını sadece dört ay içinde, binlerce yıldır devam eden sosyal gelenek ve görenekleri silmeyi başardı. İlkel insanların mağaralara sığınması gibi evlerimizde hapsolduk. Çok şükür mağaralarımız onlarınkine kıyasla daha güvenli ve konforlu, wifi’miz, klimamız, elektriğimiz var.
Bu korkunç virüsün zekâsını incelemeye devam edecek olursak, kendisini diğer virüs ve salgınlarla karşılaştırarak, daha önce rastlamadığımız türden bir düşman olarak geliştirdiğini fark ederiz. Nitekim geçmişte görülen Kolera son derece ölümcüldü ancak kirli su ve gıda ürünlerinin tüketimiyle insana bulaşıyordu. Örneğin AİDS, sadece kan yoluyla ya da hastayla cinsel temas yoluyla bulaşabiliyordu. Konuşma, el sıkışma ya da asansör tuşuna basma yoluyla hastalığa yakalanmamız mümkün değildi. Son yıllarda yaygınlık kazanan SARS ve MERS gibi akut solunum yolu hastalıkları dahi bu seviyede bulaşıcı değildi.
Öte yandan korona hala gücüyle övünmeyi sürdürüyor, bizler koronavirüse yakalanıp iyileşenlerin, tekrar hastalanıp hastalanmayacağından dahi emin olamıyoruz. Yaz sıcağının salgının etkisini azaltıp azaltmayacağını da tam olarak bilemiyoruz. Bugün bir aşı bulsak bile, yarın bir gün Kovid-20 ile karşılaşmayacağımızın garantisi yok, zira virüs kendini geliştirebilir. Ya da koronavirüsten daha korkunç bir salgınla karşı karşıya kalmamız da olasıdır. Acaba dünya ekonomisi ve insanlar olarak biz, yeniden vaka, ölüm, iflas haberlerine ve zorunlu karantina haline psikolojik olarak daha fazla tahammül edebilir miyiz?
Madem mağara yaşamından söz ettik, sürdürelim: ilkel yaşama dönüş ihtimalimizin mecazi bir yaklaşımdan daha fazlası olduğu unutulmamalıdır. Salgının yaşamımızda gerçekleştirdiği değişikliklere bakarsak, Darwin’in işaret ettiği ‘En güçlülerin ayakta kaldığı’ evrede yeniden yaşadığımızı görürüz. Nitekim korona şu ana kadar aramızdaki zayıflar için daha büyük tehlike arz ediyor, yaşlılar, yeni doğmuş bebekler, kronik hastalıklardan müzdarip olanlar ve bağışıklık sistemi zayıf olanların ölüme maruz kalması daha yüksek ihtimal olarak değerlendiriliyor.
Bu salgının zenginlerle fakirleri aynı oranda etkilemediği de açıktır. Dünyanın en zengin futbolcularından Cristiano Ronaldo, Portekiz’de Madeira Adasındaki sarayında krizin geçmesini pekâlâ bekleyebilir, Afrika’daki Güney Sahra’da yaşayan insanların yüzde 63’ü ise, salgından korunmak için ellerini yıkayabilecekleri su ve sabundan yoksundur. Ekonomik ve finansal olarak değerlendirecek olursak, salgın elbette büyük şirketlere de zarar verecektir, ancak biraz ‘kanama’ sonrasında toparlamaları hatta daha da güçlenmeleri mümkündür, çünkü rakipleri olan küçük şirketler iflas edecektir. Ayrıca bu büyük şirketler ellerindeki mali güçle her zaman yeni sektörlere girebilirler. E-ticaret sitesi Amazon, talepleri yetiştirebilmek için 175 bin yeni eleman alacağını duyurdu. Buna karşılık küçük ve orta ölçekteki birçok şirketin iflas etmesi kaçınılmaz görünüyor. Özellikle de küçük işletmeleri kurtarmak için yeterli kaynaklara sahip olmayan ülkelerde bunun önüne geçmek mümkün olmayacaktır.
Aynı şey ülkeler düzeyinde de geçerlidir, servet faktörü, toplumların sağlık ve hijyen seviyesi, toplam nüfustaki yaşlıların oranı, hükümetlerin aldıkları önlemler, halkların disiplini, bağımsız ve güçlü devlet kurumlarının varlığı salgından kurtulma hususunda etkili olacaktır.
Korona salgını, büyük ülkeler de dâhil olmak üzere bir başka ‘Aşil topuğunu’ daha ortaya çıkardı. O da; sağlık başta olmak üzere, stratejik ürünlerde diğer ülkelere olan bağımlılıktır. Gerçi bu durum, uluslararası işbirliği ve dayanışmanın artışına da vesile olabilir. Nitekim Suudi Arabistan öncülüğünde G20 ülkelerinin aldığı kararlar bu hususa dair önemli bir örnektir.
Dolayısıyla yeni ittifaklar görebiliriz ya da eski ittifakların daha faal hale getirilmesine şahit olabiliriz. Zira bu bir konfor meselesi değil, zorunluluktur. Madem korona salgını herkesi etkiledi, salgından kurtulmak için de topyekûn çaba sarf edilmelidir. Sanırım Darwin de bu görüşüme katılırdı, çünkü şöyle bir sözü var: ‘’Uzun insanlık tarihi boyunca, sadece dayanışma sergilemeyi öğrenenler hayatta kalabildi.’’
TT
Dünya çöküyor ancak güçlüler ayakta kalabilecek
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة