Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
TT

Golan Tepeleri ve uzun sessizlik!

Filistinlilerin 1965 yılı başında merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın (Ebu Ammar) liderliğinde, Taberiye şehri ve gölü yakınlarındaki Eilabun Barajını hedef alan ilk saldırılarında fedailer, Filistin’in kuzeyine bakan Suriye’nin Golan Tepelerinden Filistin topraklarına  sızmışlardı. Ama bu saldırı, Suriye topraklarından, özellikle de Golan Tepelerinden düzenlenen ilk ve son saldırı oldu. Zira 1967 Arap-İsrail savaşı öncesi ve sonrasında Suriye devleti, Suriye’yi vaktinden önce İsrail ile savaşa sürüklememe gerekçesiyle, bu bölgeden düzenlenecek herhangi bir fedai tipi saldırıyı engelleme kararı aldı.
İktidardaki Baas Partisinin Fetih Hareketine rakip olarak kurduğu Halk Kurtuluş Savaşı Öncüleri-Saika örgütü dahi Golan bölgesinden herhangi bir saldırı düzenlemeyi reddetti. Bilindiği gibi Suriye’nin Golan bölgesi, 1967 Arap-İsrail savaşında Suriye ordusu birliklerinin, İsrail’in hedef aldığı ve işgal etmek istediği başkent Şam’ı koruma gerekçesi ile Siyonist düşman ordusunun ilerleyişi karşısında keyfi olarak çekildiği o günden beri İsrail’in işgali altında bulunuyor.
Uzun bir süre Suriye cumhurbaşkanı Hafız Esed’in yardımcılığını yapan Abdulhalim Haddam o dönemde Kuneytra şehri valisiydi. Yine o dönemde Hafız Esed ve müttefikleri Suriye’de en etkili güç haline gelmişlerdi. Baas Partisi ise tamamen aciz bir durumdaydı. Öyle ki Arap öğrencilerden bir birlik kurmuş ve Suriye topraklarını korumaları için Kasiyyun dağının batısındaki kayalıklara konuşlandırmıştı. Ellerine de Çek yapımı tüfekler vermişti. Bu tüfeklerden sadece bir kurşun atılmış, o da gönüllü subaylardan birine isabet etmişti.
Bu kısa girizgahı yapmamızın amacı, İsrail’in 1967 yılında işgal ettiği Golan Tepelerinin, mezardaki ölüler gibi tüm bu süre boyunca sessiz kaldığını, buna gerekçe olarak da öncesinde, sonrasında ve şu ana kadar hep Suriye’yi vaktinden önce bir savaşa sürüklememenin öne sürüldüğünü göstermektir. Gerçek şu ki, tüm bu uzun yıllara boyunca savaş için uygun vakit hiç gelmedi. Mısır ve Suriye’nin birlikte yürüttükleri 1973 Arap-İsrail savaşından sonra bile, Enver Sedat’ın liderliğinde Mısırlı kardeşlerimiz Süveyş Kanalına kadar Sina yarımadasını geri almalarına rağmen savaşın başında bazı askeri başarılar elde etseler de Suriyeli kardeşlerimiz Golan Tepelerini işgalden kurtaramadılar. Golan, siyonist düşmana Suriye’yi zamanından önce bir savaşa sürüklemesine izin vermeme gerekçesiyle hala da kuşatma altında.
Dediğimiz gibi, işgal altındaki Golan cephesine bütün bu yıllar boyunca sessizlik hakim oldu. Her ne kadar Suriye savaşı sırasında Lübnanlı Hizbullah örgütü açıkça işgal altındaki Suriye tepelerinin doğusuna yaklaşma girişiminde bulunsa da Cumhurbaşkanı Beşşar Esed ve Kasım Süleymani’den gelen direktifler netti. Hizbullah’ın geri çekilmesi gerekiyordu. Şimdi, Golan Tepelerinin kurtarılmasının zamanı değildi. Şam’daki “direniş ve İsrail karşıtı” rejime karşı çıkanların ortadan kaldırılması daha öncelikliydi.
Baas Partisi darbe yapıp iktidarı ele geçirdiğinde İsrail aslında Salah Cedid (daha sonra Mezze cezaevine gönderildi ve ölene kadar orada kaldı) ve grubunun iktidarda kalmasını istemiyordu. Ülkenin, tek adam yönetimi kuracak olan Hafız Esed tarafından yönetilmesini istiyordu. Bu erken dönemden bugüne İsrailliler, Suriye’nin herhangi bir şekilde kaosa sürüklenmesini engellemek için gerçekten ellerinden geleni yaptılar. Bunun için İsrail, bu konuda söylenenin aksine Hama, Halep ve Şam’da Müslüman Kardeşlere indirilen öldürücü darbeleri destekledi.
İsrail’in 2011 yılından bu yana  Beşşar Esed rejimine sadece birkaç uyarıcı saldırı düzenlemesi ve daha çok İran’ın varlığına odaklanması da bunu doğruluyor. Rusya’nın 2015 yılındaki müdahalesinden bu yana İranlıların varlığı meselesini yakından takip ettiği, İsrail ile Esed rejimi arasındaki bu uzun ateşkesin devam etmesi için fiili olarak çabaladığı ve çabalamaya devam ettiği biliniyor.
Bunun da ötesinde, bazılarının bilmediği bir şey daha var o da İsrail’in Suriye’nin Lübnan’a  askeri müdahalesini desteklediğidir. Çünkü bu müdahalenin sonucunun, daha sonra 1982’de yaşandığı gibi Filistin Kurtuluş Örgütü ve Filistinli silahlı grupları Lübnan’dan çıkarmak  olacağını biliyordu. Nitekim Suriye kuvvetlerinin Beyrut’a varır varmaz yaptıkları ilk iş Filistinlilere ait Tel el-Zaatar kampını yakıp yıkmak oldu.
Stratejik konuma sahip ve Suriye’nin en zengin bölgelerinden biri sayılan Golan Tepeleri, tüm bu uzun süre boyunca İsrail’in işgali altında kaldı. Ne Beşşar Esed rejimi onu rahatsız edecek bir harekette bulundu ne de İsrail onu askeri bir operasyonla rahatsız etti. İki taraf arasında dile getirilmemiş bir uzlaşı olduğu kesin. Rusya’nın da Suriye’ye yönelik askeri müdahalesinden sonra İsrail’e her şeyin olduğu gibi kalacağı, 1967 sonrası statükonun olduğu gibi korunacağı güvencesini vermiş olduğu açık ve net.
Bunun anlamı, İsrail’in “Verimli Suriye”, Golan Tepeleri ve Cebel el-Şeyh’e sınır bölgelerde, Dera, Süveyda ve Horan, keza kuzeyde Humus ve Hama çevresine kadar uzanan hat boyunca hiçbir şekilde kaos istemediğidir. Bu nedenle İsrail, Suriye topraklarına birbiri ardınca düzenlediği saldırılarda dakik ve seçiciydi. Rusya da 2015 yılından bu yana bunu yapıyor. Suriye’de başta Humeymim olmak üzere birçok askeri üs edindi. Bu üsleri ve Suriye’de sahip olduğu statükoyu sonsuza kadar korumak istediği aşikar.
Bunun yanında İsrail, Golan Tepelerine komşu bölgelerin güvenliğini Ruslar sağladığı için çok rahat. Keza kendisi için askeri öneme sahip bu stratejik bölgede Beşşar Esed, babasının döneminde olduğu gibi durumu kontrol altında tuttuğu için de kafası çok rahat. İsrail’i sadece İran’ın Suriye’deki askeri ve demografik varlığı, Kuneytra’ya paralel bölgeler ile batısına uzanan bölgelerin kaosa sürüklenmesi korkutuyor. Bu nedenle, Halep, Hama’nın yanı sıra Süveyda ve Dera’da olduğu gibi İsrail, özellikle İranlıları hedef alan hava saldırılarını sürdürüyor. Rusların bu saldırılardan önceden haberdar oldukları ve onların da işine geldiği kesin. Çünkü onlar da İsrailli dostları gibi bu bölgede herhangi bir kaosun kendilerine zarar vereceğini düşünüyorlar.
1973 savaşı öncesinde ve sonrasında, İsrail işgali altında olan bölgeler dahil Golan’da güvenliği kontrol altında tutması konusunda İsrail ile Hafız Esed rejimi arasında yazıya dökülmemiş bir anlaşma vardır. Bu nedenle, birkaç Dürzi köyü sakinleri dışında bütün sakinlerinin terk ettiği Golan Tepeleri bölgesi bütün bu yıllar boyunca bir ölü gibi işgale sessiz kaldı. Burada asıl sorun, Suriye’nin bu uzun sessizliğinin İsrail’i son olarak Kudüs’te yaptığı gibi Golan’ın tamamını topraklarına katmasına teşvik etmiş olmasıdır. İsrail şimdi de Batı Şeria ve Ürdün Vadisini ilhak etmekle tehdit ediyor.
Doğrusu şu ki, Suriye’de işlerin şimdi olduğu gibi devam etmesi Siyonist düşmanı, Golan’ın doğusuna uzanmaya, Ürdün sınırına paralel ve Irak sınırına yakın Dera ve Süveyda şehirlerine ulaşıp onları da ilhak etmeye teşvik edebilir.