İlyas Harfuş
Lübnanlı gazeteci ve yazar
TT

Caesar, Beşşar ve zafer kuruntuları

Talihsiz şansları, bu politikaları yöneten rejim ve hükümetlerin avcunda olması dolayısıyla yanlış politikaların, genellikle halklara ödettiği bir bedeli vardır. Bu tür rejimlerde ‘zaferler’, halkın acıya dayanma yeteneğinden bağımsız olarak rejimin hayatta kalma yeteneğiyle hesaplanır.
Suriye halkı veya geriye kalanlar, son 9 yıl boyunca ödedikleri bedele eşit olabilecek bir bedel daha ödemekle tehdit ediliyor. ABD’nin yeni ‘Caesar (Sezar) Yasası’, geçiş hükümeti ve barışçıl siyasi iktidar değişikliği süreci çağrısı yapan 2254 sayılı karar başta olmak üzere uluslararası kararları uygulamaya zorlamak için rejim ekonomisini avcunda tutacağını vurguluyor. Suriyelilerin seçimi iki musibet arasında bulunuyor; ‘ölüm ve açlıkla birlikte zalim rejimin zulmüne boyun eğme’ ya da ‘rejimin olgunluğunu yeniden elde etmesi veya halk baskısı ve uluslararası güçlerin çoğunluğunun katı tavrı karşısında rejimin teslim olacağı umuduyla yaptırımların etkileriyle mücadele’…
Sınırın diğer tarafında Lübnan da aynı karanlık kadere ilerliyor. Bir yandan finansal sıkıntılar, diğer yandan Hizbullah’ın siyasi kararlara egemenliyle kuşatılmış bir ülke… Lübnanlılar arasında bu gerçeği görmek istemeyenler dışında iki koşul arasındaki bağ artık gizli değil. Finansal krizin bir kısmının, kamu hazinesinin sistematik olarak yağmalanmasından ve yolsuzluktan kaynaklandığı doğru. Ancak diğer taraf, bilinen acziyeti ortasında devletin herhangi bir engelleme kabiliyeti olmaksızın, nakit rezervlerini tüketen Lübnan Merkez Bankası’nın finanse ettiği temel malzemelerin sınırlar üzerinden kaçakçılığı yoluyla iki ülkenin kaynakları arasındaki mevcut bağlantıya dikkati çekiyor. Lübnanlı mevduat sahiplerinin paralarını çekememelerine rağmen Suriyeli finansörlerin, mevduatlarını Lübnan bankalarından çekmesi bu sıkıntıların bir diğer nedeni olarak görülüyor.
Bununla birlikte daha da önemlisi bazı devlet çalışanları ve üst düzey politikacılar arasındaki çıkarların Suriye rejimi erkanlarıyla bağlantısına dair IMF yetkililerinin ve kararlarını kontrol eden etkili uluslararası güçlerin farkındalığı göz önüne alındığında, Suriye rejimine karşı yeni yaptırımlar, Lübnan hükümetinin Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) ihtiyaç duyduğu yardımı sağlama hususundaki zorluklarını artıracak.
Bununla birlikte eski Devlet Başkanı Hafız el-Esed’in Lübnan- Suriye ortaklığına dair ‘iki ülkede tek halk’ tasavvuru hususunda ortaya koyduğu kural, şu an en canlı resmiyle tecelli ediyor. Zira ‘tek halk’, aynı finansal sıkıntıyla karşı karşıya. Aynı zamanda ‘direniş ekseni’ zaferinin bedelini ödüyor.
Etkilenecek kişilerin sert tepkileri dışında, yeni ABD yaptırımlarının yol açacağı darbenin büyüklüğünü tahmin etmek mümkün değil. Nitekim Suriye medya organları, yaptırımları ‘uluslararası hukukun ihlali’ ve ‘yeni bir terörizm şekli’ olarak nitelendirirken, bu yaptırımların Suriyelilerin çektiği acıyı daha da kötüleştireceğini vurguladı.
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah ise, yaptırımlar savaşının bu kez acımasız olacağını, silahlarını ve savunma yeteneğini tehdit edeceğini ve popüler üssüne zarar vereceğini anladı. Birkaç gün önce de kendi dilinden “Bizi, ‘silahla ölüm ve açlıkla ölüm’ seçeneklerinin önüne koyan herkesi öldüreceğiz. Silah bizim elimizde kalacak ve biz, sizi öldüreceğiz” ifadeleriyle söylemindeki olağanüstü tırmanışa tanık olduk.
Özellikle de 2015 yılı sonrasında Rusya’nın savaşa müdahalesiyle kurtarılmasının ardından Beşşar Esed rejimi, ‘küresel komplo’ olarak tanımladığı durum karşısında ‘zafer kazandığını’ öne sürmeye çalıştı. ‘Zafer’in iddia edilen bedeli, en az 300 bin Suriyelinin ölmesi, Suriye şehirlerinin yok edilmesi ve nüfusun yarısının yerinden edilmesi olurken, bu bedel rejim açısından önemli görülmüyor. Önemli görülen durum, Beşşar’ın göçmenlerin sarayında kalmasıydı.
Sadece rejimin müttefikleri değil çok sayıda kişi, bu ‘zafer’ söylemini destekliyor. Birçok Arap ve yabancı politikacı ile iş adamı, gözlerini ve ceplerini, Suriye’nin yeniden inşasına katkıda bulunmaya yöneltti. En az 400 milyar dolar değerinde cazip projeler ortaya koyulması bekleniyor. Beşşar’ın ayakta kalma yeteneği ise tüm fırsatçı söylemleri aştı. Kimse yollarda işlenen suçları ve zulmü hesap etmedi.
Suriye rejiminin ve müttefiklerinin bugün karşı karşıya kaldığı yaptırımlar, herkesi yaşadığı illüzyondan uyandırmayı amaçlayan bir şok ortaya koydu. Beşşar Esed rejimi, şu an daha önce olmadığı gibi bir hesaplaşma arenasıyla karşı karşıya. Yaptırımların, rejim üzerindeki etkisiyle ilgili hızlı beklentilere kapılmamak için ihtiyatlı davranılsa da kuşkusuz başta Moskova ve Tahran olmak üzere kendisine bağlı destek araçları, ekonomik sıkıntı ve herkesi etkileyip onunla mücadeleye yoğunlaştıracak abluka karşısında fayda sağlayamıyor. Nitekim koşulları da Şam hükümdarının koşullarından daha iyi bir konumda değil.
Yeni ABD yaptırımlarıyla Suriye krizi, yeni bir aşamaya giriyor. ABD ve Batılı müttefiklerinin ‘Beşşar’ın zaferine’ teslim oldukları bahsi, yerinde olmayan bir bahis olarak görülüyor. Suriye rejiminin ve müttefiklerinin karşı karşıya kalacakları yaptırımlar, son 9 yıl içerisinde karşılaşılana kıyasla en şiddetli yaptırımlar olarak değerlendiriliyor.
Esed rejimi ve çevresindeki siyasi ve askerî erkanları, şu anda devlet varlıklarının, yüzlerce şirket ve bireyin varlıklarının dondurulmasına, ayrıca ABD tarafından Suriyeli şirketler ve işadamlarıyla ticaret ilişkilerinin engellenmesine yol açan yaptırımlara maruz kalsa da yeni yaptırımlar, Suriye rejimiyle ilgilenen veya bu fikri gündemde tutan tüm rejimleri ve oluşumları etkileyecek. Bu da onları, hesaplarını gözden geçirmeye ve bu rejimi desteklemenin neden olacağı ağır bedeli hesap etmeye itecek.