İstemi Yılmaz
TT

Katar-Türkiye ittifakında kim karlı?

Türkiye ile Katar ilişkileri bir kez daha gündemde. Bu zamana kadar arada sırada manşetleri süsleyen Katar sermayesinin Türkiye sınırları içerisindeki hareketliliği, bu sefer Emir Temim Al Sani’nin Ankara ziyareti sırasında imzaladığı anlaşmalarla tartışılır hale geldi. Söz konusu anlaşmanın maddeleri arasında bir AVM’nin hisselerinin Katarlı bir şirkete devri, Antalya’daki bir limanın hisselerinin bir Katar şirketine devri, Haliç’teki bir projede ortaklık, iki ülke arasında ortak ticaret komisyonu kurulmasına ilişkin bir mutabakat, diplomatik ve sosyal alanlarda beraber hareket edilmesine dair bir mutabakat ve tabii ki Borsa İstanbul’un bir kısım hissesinin Katar Yatırım İdaresi’ne satışı mevcut.
Anlaşmada en çok tartışılan madde şüphesiz Borsa İstanbul’un hisselerinin satışı. Halbuki Borsa’nın daha önce de yabancı yatırımcılar tarafından satın alındığı oldu ama devrin, son dönemlerde Türkiye’deki tartışmalı sermaye hareketlerine imza atan Katar’dan gelmesi tepkiye neden oldu. Elbette bu tepkilerin bir kısmında ayrımcılık ve ırkçılık önemli bir motivasyon kaynağı. Ancak neden Katar’a satışın tartışmalı hale geldiğini anlamak için iki ülke ilişkilerine bakmakta fayda var.
Doha-Ankara hattındaki sıcak temas, Arap Baharı ile başladı. Ortadoğu’nun siyaseten kabuk değiştirdiği o dönemde oluşan iktidar boşluğu, en çok, yıllardır yer altında faaliyet gösteren Müslüman Kardeşler ve iltisaklı örgütlere yaradı. Sahneyi boş bulan Müslüman Kardeşler ve türevleri Mısır’dan Tunus’a, Filistin’den Fas’a kadar pek çok ülkede iktidara geldi. Libya ve Suriye gibi devletlerde ise Müslüman Kardeşler’in kafalarını kumdan çıkarması ile birlikte siyasi rekabet kısa sürede iç savaşa evrildi. Katar finansal, Türkiye siyasi olarak Müslüman Kardeşlerin arkasında duruyordu. İlk başlarda Arap coğrafyasındaki etkili ülkeler “değişimi” destekliyor gibi görünüyordu. Fakat özellikle Mısır’da örgütün “muktedir olmadan iktidar olduğunu” idrak edememesi sonrası gerçekleşen darbe ile birlikte Kardeşlerin balayı kısa sürdü. Bölgedeki dengeler değişti. Müslüman Kardeşler geri adım atmamakta direnip yerleşik düzenin kurallarını yok sayınca, arkasındaki desteği kaybetti. Giderek radikalleşti. Radikalleştikçe kendisine destek sunanlarca kontrol edilir vaziyete geldi. Örgüt marjinalleşse de Katar ile Türkiye arasında kurulan bu Müslüman Kardeşler ortaklık devam etti.
Donald Trump ile birlikte ABD’de Cumhuriyetçilerin yeniden iktidara gelmesinin ardından Ortadoğu’da İran karşıtı bloğun kurulması yönünde adımlar atıldı. Uyarılara rağmen Tahran’la temasını ve “modası geçmiş” Müslüman Kardeşler’e desteğini sürdüren Katar Körfez’den dışlandı. İşte o dönemde Türkiye, Katar’ın yanında yer almayı sürdürdü. Müslüman Kardeşler ile başlayan iş birliği, ortaklığa dönüştü. Katar’ın önemli şirketleri Türkiye piyasasına girdi. Doların ateşini söndüremeyen Ankara’ya Doha’dan devasa döviz transferleri yapıldı. Spordan gayrimenkule, deniz ticaretinden savunma sanayiine değin pek çok alanda Katar sermayesi söz sahibi oldu. Bugün geldiğimiz noktada artık Katar-Türkiye ilişkilerinin “stratejik ortaklıktan” daha ileri bir seviyeye geldiğini söylemek mümkün.
İlişkilerin derinleştiği aşikâr ama işlerin tıkırında ilerlediğini ifade etmek güç. İki alanda ciddi anlaşmazlıklar olduğu biliniyor. Bunlardan ilki, Doha merkezli El Cezire televizonunun Türkiye’ye yönelik hasmane tutumu. TSK’nın Suriye’nin kuzeyinde YPG/PKK’ya karşı gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Operasyonu sırasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Teröristlerin başını ezeceğiz” sözünün “Kürt savaşçıların başını ezeceğiz” şeklinde aktaran El Cezire’nin özellikle İngilizce haber departmanının farklı bir ajandaya sahip olduğunu biliniyor. Katar sermayeli olmasına rağmen Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bakışta “bir Fransız’ı” aratmadıkları ortada. Diğer bir anlaşmazlık konusu ise Türkiye’de futbol maçlarını yayınlayan kuruluş ile Türkiye Futbol Federasyonu arasındaki mali çatışma. Yakın zamanda yayıncı kuruluşun Türkiye departmanının üst düzey yetkilisi, TFF’ye ödeme yapılmamasını savunduğu için Doha’dan gelen bir telefonla işinden olmuştu. Neticede orta yol bulundu fakat izi kaldı. Hem yayıncı kuruluşun anlaşmazlıktaki ısrarı hem de El Cezire’nin yayın politikası, Katar’da her adımın Türkiye’nin arzularına göre atılmaması gerektiğini savunan ve ulusal çıkarları önceleyen bir kliğin bulunduğunun işareti.
Sonuç olarak ne Türkiye ne de Katar çıkarlarına ters düşen hamleler yapacak ülkeler değil. Şu anki tabloda bir çıkar ortaklığı varmış gibi görünüyor ancak ilişkiler sorunsuz ilerlemiyor. Körfez’de yakın zamanda yeni bir normalleşmeye geçileceği ve Katar’ın yeniden denkleme dahil edileceği düşünülünce, uzun vadede bu ortaklık daha ne kadar bu seviyede sürdürülebilir kestirmek güç.