Cuma Bukleyb
TT

Libya: 15 yıllık krizler

Ocak ayının başında Trablus'a, çıkmaza girmiş siyasi krizler karanlığında bir umut ışığı bulmayı umarak geldim. Bu ışığın beni, uzlaşma ve fikir birliğiyle sonuçlanacak, krizin Libyalıların arzuladığı, ancak iktidardakilerin kaçındığı seçimlerle sona ermesi için çeşitli taraflar arasında bir anlaşmaya varılmasını sağlayacak bir atılıma dair umutlu bir iyimserliğe sevk etmesini umuyordum. Bu haftanın ortasında, içinde bulunduğu vahim durumdan dolayı üzgün ve acı içinde, dikkatli bir gözlemci için yakın görünen tehlikelerden dolayı endişeli bir halde de ondan ayrıldım.

Libya’dan Şubat 2011 ayaklanmasının 15. yıldönümünü kutlamaya ve Ramazan ayını karşılamaya hazırlandığı bir dönemde ayrıldım. Bu iki olay (ulusal ve dini), bankalara nakit sevkiyatlarının ulaşması ve Libya Merkez Bankası tarafından “kişisel işlemler sistemi”nin açılmasıyla aynı zamana denk geldi; sistem, yılda bir kez, vatandaşlara (bu yıl kişi başına 2.000 dolarla sınırlı olmak üzere) dövizi serbest piyasa kurundan daha düşük bir oranda satıyor; serbest piyasada dolar 10 dinar eşiğine yaklaşıyor!

Mübarek Ramazan ayı hazırlıkları, ayaklanmanın yıldönümü hazırlıklarını gölgede bıraktı. Bu durum, mallarla ve alışveriş yapanlarla dolu hareketli pazarlarda, bunun sonucunda oluşan trafik sıkışıklığında ve vatandaşların nakit para çekmek için bankaların önünde oluşturdukları uzun kuyruklarda belirgin şekilde görülüyordu. Buna karşılık, ayaklanmanın yıldönümü hazırlıkları, sokaklardan ziyade sosyal medyada, Şubat Devrimi'nin destekçileri ve karşıtları arasındaki sözlü atışmalarda ve hakaret dolu tartışmalarda daha çok kendini gösteriyordu; bu tartışmalar, Seyfulislam Kaddafi'nin Zintan’da öldürülmesinin ardından son zamanlarda daha da yoğunlaştı. Yaşanan gerçeklikle sanal gerçekliği karşılaştırdığımızda, yaşanan gerçeklik, insanların günlük yaşamlarının ayrıntılarıyla ve çektikleri acılarla, yaşadıkları krizlerle bağlantılı olduğu için daha baskın.

Ben karamsar değilim, her ne kadar karamsarlık ruhumu sarmış gibi görünse de. Olmayan bir iyimserlik iddiasında bulunmaksa durumu daha da kötüleştirir. Bu psikolojik durumun daha doğru tanımı karamsar iyimserliktir; bu, kendisini bir çıkmazda bulan, yaklaşan tehlikeden kurtulma umuduna tutunan ve karanlık bir tünelin sonunda bir ışık parıltısı bekleyen birinin durumudur. Bu da, yerel ve diğer yorumcuların çoğunun yaptığı gibi, başarısızlıkların ve aksaklıkların nedenini yalnızca iktidardaki elitlere ve onların yolsuzluğuna bağlamaktan kaçınarak, zaten kaybedilenler için ağlayıp dövünmekten kaçınmayı sağlar. Libya'daki krizin nedenleri, açıkça görüldüğü gibi, yalnızca yetersiz ve yolsuz elitlerle sınırlı değildir. Aksine, nedenleri karmaşık ve çok yönlüdür; bunların en belirgin ve tehlikeli olanı ise yabancı müdahalelerdir (Arap, bölgesel ve Batılı). Bana göre, Libya'daki yönetici elitler, yabancı müdahalenin nedeni değil, sonucudur.

On beş yıllık savaşlar, suikastlar, çatışmalar ve yağmalama, ülkeyi birliğin yeniden sağlanması kefesi yerine bölünmenin ağır bastığı bir noktaya getirdi. Felaket şu ki, bölünme son zamanlarda, önceki yıllarda bölgesel güç paylaşımından sağ kurtulan ve birliğini koruyan son kale olan yargıya da uzandı. Yargının çöküşüyle ​​birlikte ülke, parçalanmaya doğru ilerleyen bir aşamaya girdi.

Yukarıda başkent Trablus'taki durum hakkında söylenenler, Libya'nın diğer şehirlerinin bundan muaf olduğu ve krizlere karşı güven, istikrar ve emniyet içinde yaşadığı anlamına gelmiyor. Aksine, durumları farklı değil, hatta daha da kötü. Başkanlık Konseyi Başkanı’nın yakın zamanda başlattığı ulusal uzlaşma komitesi kurma girişimi önemli. Bu girişimi önemsiz göstermek istemiyorum ve bunu yapmamalıyız. Ne ki eksikliklerini göz ardı ederek kendisine iyimser bir şekilde yaklaşmak da saflık olur. İlk neden, bileşenlerinin, imkanlarının, bu iş için seçilen ekibin üyelerinin niteliklerinin zayıf olmasıdır. Kaldı ki bu üyeler arasında en öne çıkanlar krizin başından beri sorumluları arasında yer alıyor. İkincisi, kriz, yerel gündemi etkin bir şekilde kontrol eden ve sahada yerleşik, açık ve bilinen çıkarları bulunan yabancı güçlerin varlığı göz önüne alındığında, aceleyle oradan buradan bir araya getirilmiş bireylerin çözmesi zor bir düğüm aşamasına ulaşmıştır. Yabancı güçleri kazanımlarından vazgeçmeye ikna etmek kolay değil. Niyetleri ne kadar samimi olursa olsun, uzlaşı girişimleri, krizin kökeni olan yabancı müdahaleyi ele almadıkları sürece kısır bir döngüde kalacaktır.

Trablus'tan büyük bir acı içinde ayrıldım, beni hem uzak hem de yakın görünen bir umut kıyısına çeken karamsar iyimserliğime ince bir iplik gibi tutunuyorum. Biliyorum ki, Libyalılar umut ettikleri vatanlarına olan inançlarını yeniden kazanmadıkça, olaylar onları sürüklemeden, bölünme haritaları onları dağıtmadan önce yitirdikleri ulusal pusulalarını kolektif olarak hemen aramaya başlamadıkça, arzuladığım ışık parıltısı görünmeyecektir.