Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Güney Amerika’da bir Ortadoğu yok

Güney Amerika kıtası geçtiğimiz yüzyılda pek çok iç savaşa, ayaklanmalara ve uyuşturucu savaşlarına şahit oldu. Ancak bir devletin ordularının başka bir devletin sınırlarını geçtiği herhangi bir durum yaşanmadı.
Tabii bu olgu, kıtayı örnek ulusların saflarına koyuyor değil zira her türlü siyasi, toplumsal ve ırksal sorunlarla boğulmuş durumdalar.
Ancak zihnimde bizim bölgemize benzer bir bölge ararken aklıma geldi. Bölgemizde komşusunun ya da sınırlarının ötesindeki topraklara ordusu girmeyen bir ülke bile kalmamış. İsrail savaşlarını, önceki ihlallerini ve geri kalanları bir kenara koyarsak bir ordunun savaşmak için sınırını kaç kez geçtiğine dair tam olarak bir sayı vermemiz zor.
Geçmişte bu rolü düzenli ordular üstlenirdi ancak günümüzde örneğin Suriye’de Hizbullah, Pakistan ve Afgan kökenli milisler ve Irak’ta Haşdi Şabi olmak üzere bunu yapan paramiliter güçler görüyoruz.
Suriye, Irak ve Libya’da Türkiye ve İran ordularını buluyoruz.
Geçen yüzyılın sonunda Irak orduları İran’a girdi ve ondan sonra Kuveyt’i işgal etti.
Mısır, Yemen’de 67 bin kişinin ölümüne mal olan bir savaşa girdi.
Kuzey Yemen, Güney Yemen ile sert bir savaşa girdi.
Libya, Cemahiriyye rejimi döneminde Çad’dan tutun Lübnan’a kadar girebildiği her savaşa girdi.
Suriye Ürdün’e girdi.
Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) güçleri, savaşmak için Lübnan’a geldi.
Suriye ordusu daimi bir istihbarat merkezi ile bağlantılı bir şekilde onlarca yıl Lübnan’da kaldı. Cezayir-Fas sınırında çeşitli çatışmalar ve çarpışmalar yaşandı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) kayıtları bu gibi şikayetlerle dolu. Üç ülke kimliklerini sorgular oldu: Lübnan ve Suriye’nin talepleri, Kuveyt ve Irak’ın talepleri ve Ürdün ile Filistinlilerin davaları.
Bu yıl kuruluşunun 100’üncü yılını kutlayan Doğu Ürdün Krallığı kurulduğunda, “İngilizlerin” bu ülkeyi günün birinde Filistinlileri asimile etmek için kurduğu söylenmişti.
100 yıl önce Büyük Lübnan Devleti’nin kurulduğu ilan edildiğinde de Suriye’den dört vilayetin “koparıldığı” söylenmişti.
Kuveyt bağımsızlığına kavuştuğunda, Abdulkerim Kasım ve kuzeni Albay el-Mehdavi bunları talep etmek için vakit kaybetmemişti.
Bugün Ürdün, 10 milyonluk bir nüfusa sahip ve bunların büyük çoğunluğunu tam yurttaşlık haklarına ve görevlere sahip olan Filistinliler oluşturuyor.
Lübnan’da ekonomiyi etkileyen klasik bir yatırımcı ile dünyası yağmur, soğuk ve çamurdan ibaret olan perişan bir sığınmacı arasında gidip gelen yaklaşık iki milyon Suriyeli bulunuyor.
Kuveyt’te, ülkenin kalkınmasına katkı sağlayan ve bundan yararlanan geri kalan Arapların yanı sıra binlerce Iraklı ve Filistinli var.
Bu bölgenin tarihinde pek çok trajedi ve anlamsız şeyler var; en anlamsız, yıkıcı ve acı olanlar da zayıf devletlerin onuruna, bağımsızlığına ve egemenliğine yapılan saygısızlık.
Bu trajedi şimdi Türkiye ve İran ile tekrarlanıyor.
Hiçliğe ve yıkıma doğru başka bir macera daha…