Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Başkanın peşini bırakmayan hayaletler

Başkanın peşini bırakmayan hayaletler

Cuma, 12 Şubat, 2021 - 13:30
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

Joe Biden, ABD Başkanı olarak yemin etmeden önce bile ülke dış politikasının, onun liderliği altında alabileceği yol hakkında spekülasyonlar artmıştı. Bazı gözlemciler, Biden’ın daha önce Başkan Barack Obama tarafından denenen ve takip edilen yola dönmesini bekliyorlar. Bazıları ise bize, Biden’ın dış politika alanında hayatı boyunca her zaman bir uygulayıcı olduğunu, bu nedenle dış politika sorunlarına karşı Obama’nın ‘çözümü ertelemeye dayalı’ başa çıkma yaklaşımını takip etmekten memnun olmayacağını hatırlattılar. Hillary Clinton, bu yaklaşımı daha önce ‘Krizlerin her baş göstermesinde vaaz vermek’ olarak nitelendirmişti.

Biden’ın ABD’yi, eski Başkan Donald Trump’ın izlediği yoldan uzaklaştırma yönündeki kararlılığını göstermek için elinden geleni yapacağı herkes tarafından kabul ediliyor.

Biden bu yaklaşıma atıfla, Trump başkanlığındaki ABD’nin kendine özgü Amerikan tarzından saptığı, mücadele ve şiddet lehine olan diplomasiyi terk ettiği iddiasını güçlendirmek için “ABD geri döndü! Diplomasi geri döndü” açıklamasında bulundu.

Bununla birlikte bu ifade, bir slogan olarak kulağa hoş gelebilir ve medya tarafından da Trump’ın kullandığı sert sözcük dağarcığından uzaklaşmayı temsil ettiği için memnuniyetle karşılanabilir. Öyle ki New York Times da bu ifadeyi, ABD’nin liderlik rolünü yeniden kazandığının bir göstergesi olarak nitelendirdi.

Aynı şekilde gerçek şu ki siyasi söylem çerçevesinde üslup ve yönelim yalnızca dış motifler olarak kalırken Biden’ın durumunda ‘muğlak’ olan asıl nokta ise özle ilgilidir.

Biden konuşmasında “ABD geri döndü” dedi. Ancak konuşmasıyla hangi ABD’yi kastettiğini belirtmedi. ABD otuz yıl önce bölgesel müttefiklerini korumak, yeni bir faşist rejimin kurbanı olan bir ulusu kurtarmak ve uzak bir ülkedeki bir tiranı devirmek için 500 bin asker gönderdi. On yıl önce ise ABD, kendi halkını kimyasal silahlarla öldürmesi için ona ‘yeşil ışık’ yakmadan önce başka bir kanlı tirana ‘kırmızı çizgiler’ çizdi.

El-Kaide’ye sığınan sarıklı teröristleri cezalandırmak için elinden gelen çabayı sarf eden bir ABD de vardı. Ardından başka bir ABD ortaya çıkarak sarıklı teröristlerle barış anlaşması imzaladı. Bir ABD’nin de rehin alan mollalarla para kaçakçılığını yaptığını gördük. Bir başka ABD ise üzerlerine uyguladığı muazzam baskısı altındaki bu mollaların kemiklerini eziyordu.

Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda Biden’ın geri döndürmek istediği ABD’nin hangisi olduğunu söylemek zor.

Benzer şekilde, diplomasi belirli hedeflere ulaşmak için bir araç olarak görülürken, ‘diplomasi geri döndü’ sloganı da gerçek manada anlamsız görünüyor. Bu nedenle eğer istenen hedefler yanlış ve adaletsizse, diplomasi yoluyla onları uygulamaya çalışmak cehenneme giden yolu açmak gibi olurdu.

Biden, konuşmasında henüz son haliyle formüle edilmemiş olan dış politika hedeflerini de sıraladı; “Özgürlüğü savunmak, fırsatları artırmak, evrensel hakları korumak, hukukun üstünlüğüne saygı göstermek ve herkese onurunu koruyacak şekilde davranmak”.

Ancak bu listeye itiraz edecek tek bir ABD başkanı bulmak zor. Burada asıl önemli nokta, Biden’ın bu hedeflere ulaşmak için izleyeceği yoldur. Bu durum, gerçek dünyayı ele alan açık politikalar gerektirir.

Bazı yorumcular, Vladimir Putin ve Çin’in komünist liderliği ile mücadelede ‘sert duruşundan’ dolayı Biden’a övgüler yağdırdı. Buna kanıt olarak da Biden’ın şu ifadesini gösterdiler:

“Başkan Putin’e, selefimden tamamen farklı bir şekilde,

Rusya’nın (seçimlerimize müdahale, siber saldırılar ve vatandaşlarını zehirlemek gibi) düşmanca eylemleri karşısında ABD’nin boyun eğdiği günlerin bittiğini ilettim.”

Doğrusu bu ‘tamamen farklı’ olan yolun ne olduğu belirsizdir. Ancak Biden’ın diplomasinin geri dönüşünü alkışladığı düşünüldüğünde bu yolun diplomatik olmadığı söylenemez. Her halükarda Putin’in ortaya koymakla suçlandığı tüm sorunlar, ülkeyi Obama-Biden idaresi yönetirken meydana geldi.

Biden, ‘Kırım’ın işgali ve ilhakı, Güney Osetya’nın Rusya’ya resmen ilhakı, Abhazya’nın Rus askeri üssüne dönüştürülmesi, Donetsk’te genişleme, Suriye’ye askeri müdahale, Baltık cumhuriyetleri üzerine baskı uygulama’ anlamlarına gelen Rusya’nın düşmanca eylemlerinden bahsediyordu. Tüm bunlar ise Obama-Biden yönetimi sırasında yaşandı.

Aynı şekilde ‘seçimlerimize müdahale’ suçlaması, Hillary Clinton’ın Moskova’yı ‘Donald Trump’ın Beyaz Saray’a ulaşmasına yardımcı olmak için seçimlere hile karıştırmakla’ suçladığı 2016 yılına kadar uzanıyor. Gerçekte ise Obama- Biden ekibi, bu seçimleri organize etmekten sorumluydu. Trump’ın seçimlerdeki kaybı göz önüne alındığında bu kez ‘Rus müdahalesi’ olmadığı ve böyle bir müdahale gerçekleşmişse de Putin’in Biden’ın kazanmasını istediği varsayılıyor.

Biden ayrıca, ismini vermediği selefinin başkanlığı altında, şimdiye kadarki en fazla sayıda Rus diplomatın ABD’den sınır dışı edildiğini unuttu. Rus vatandaşlarının zehirlenmesine gelince; bu durum aslında George W. Bush başkanlığı sırasında başladı, ardından Obama-Biden, son olarak da Trump yönetimi altında devam etti.

Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından yayınlanan raporlara göre Rusya’nın ABD içerisindeki hedeflere yönelik siber saldırıları da Obama- Biden yönetimi sırasında başladı.

Yönetmen Ernst Lubitsch’in ‘The Patriot’ filminde Rusya Çarı danışmanlarından biri, liderini ‘Selefinizin hayaletinin, sizin maskenizi takarak tahta oturmasına izin vermeyin’ ifadeleriyle uyarıyor.

Diğer yandan Biden’ın Çin ve Yemen savaşı hakkındaki ilk yorumları da en azından ‘tuhaf’ olarak nitelendirilebilir. Joe Biden, Çin için ‘En tehlikeli rakibimiz’ derken ABD ile rekabet hırslarının arttığı konusunda uyardı. Ancak bu durumun neden bir tehdit olabileceğini söylemedi.

ABD, tarihi boyunca bir rakibi bir düşmandan nasıl ayırt edeceğinin son derece farkındadır. Gerçekten de meydan okumayı memnuniyetle karşılamak, rekabeti kabul etmek ve rakibe saygı duymak uzun zamandır ABD siyasi kültürünün bir parçası olmuştur. ABD, her zaman rakipleri karşısında kazanmaya çalıştı ve bir düşmanı nasıl yeneceğini de biliyordu.

Buradaki mesele, Biden’ın Çin’i bir düşman olarak mı yoksa sadece bazı kuralları çiğneyen bir rakip olarak mı gördüğüdür.

Yemen’e gelince… Biden bu savaşın Obama yönetimi altında, ABD’nin tam desteği ve ülkenin meşru hükümetini yeniden kurmak amacıyla Birleşmiş Milletler’in onayıyla başladığını unuttu. Biden bu hedefte kararlı olup olmadığını açıklamadı. Eğer cevap evet ise o zaman bu konuda ne yapmayı planlıyor?

Aslında bir açıklama yapmak ve bir koordinatör atamak, herhangi bir şey yapma isteksizliğini gizlemek ve dikkatleri dağıtmak için atılan adımlardır. İsviçreli genç filozof Remy Brgue’nin dediği gibi, “Hiçbir şey yapmayacağınız zaman, bunu şık bir şekilde yapın!”

Biden’ın Myanmar hakkındaki yorumları da tuhaf. Aslında Myanmar, ordunun, acımasız bir geri dönüşe hazırlık olarak zaman kazanmak için Obama-Biden yönetimine bir dizi mal satışını nasıl başardığını anlatan bir hikayedir.

Bu noktada mevcut soru şudur: Biden bu hayaletlerden kurtulmayı ve ana akım medyanın onayını almaya yönelik sloganların ötesine geçen bir dış politika oluşturmayı başarabilecek mi?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya