Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Nehir anlaşmazlıkları: Sular ne zaman yollarını bulacak?

Nehir anlaşmazlıkları: Sular ne zaman yollarını bulacak?

Salı, 23 Mart, 2021 - 13:15
Davud Ferhan
Iraklı yazar

Mavi Nil üzerindeki Nahda Barajı projesinin başlamasından ve inşaatın yaklaşık yüzde 80'nin tamamlanmasından 10 yıl sonra  Etiyopya, Mısır ve Sudanlıların uyarılarını reddettiğini ve barajı doldurmakta kararlı olduğunu yineledi. Addis Ababa, Afrika Birliği'nin yanı sıra ABD, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği’nden (AB) oluşan "dörtlü arabuluculuk" önerisini de reddetti.

Etiyopya'nın kendisi ile tarihsel ilişkilerine zarar verme konusundaki ısrarına karşın Mısır epey sabırlı davrandı. Elinden gelen her şeyi sunmaya çalıştı. Nil suyundaki payına tehlike oluşturmaması karşılığında Etiyopya’ya çeşitli alanlarda ortak projeleri hayata geçirmeyi vaat etti.

1929'da İngiliz hükümeti, sömürgeci sıfatıyla, Nil Havzası'ndaki üç ülke (Uganda, Tanzanya ve Kenya) adına Mısır hükümeti ile bu ülkelerin Mısır'ın Nil sularındaki payını, bu ülkelerin nehir ve kolları üzerinde yeni projeler inşa etmeleri durumunda karşı çıkma (veto) hakkını tanıdığı bir anlaşma imzaladı. 1959'da Kahire'de Mısır ile Sudan arasında 1929 anlaşmasını feshetmekten ziyade tamamlayan bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma, “O dönemde sahada görülen yeni değişiklikler, yani Mısır’ın su gelirini artırmak ve Asvan’da bir dizi rezervuar inşa etmek için Asvan Barajı ve yukarı Nil projelerini hayata geçirmek arzusu ışığında hem Mısır hem de Sudan'a ulaşan Nil suyunun tam kontrolünü” içeriyordu. Nitekim Asvan Barajı tarihi bir destanla tamamlandı, çünkü ABD ve Uluslararası Para Fonu’nun  (IMF) projeyi finanse etmeyi reddetmeleri üzerine dönemin Mısır devlet başkanı Cemal Abdunnasır, Süveyş Kanalı’nı millileştirdiğini açıkladı. Bu karar, Mısır ile İngiltere, Fransa ve İsrail arasında 1956 savaşının yaşanmasına yol açtı. Abdunnasır daha sonra Nikita Kruşçev’in başında olduğu Sovyetler Birliği’ne yöneldi ve yardım istedi. Sovyetlerin yardımıyla Asvan Barajı 1964’te tamamlanarak açılışı yapıldı.

Etiyopya'nın Nahda Barajı projesi Mısır'ı kızdırdı, çünkü Etiyopya projenin genel detaylarını kendisine danışmadı. Topraklarına ulaşan Nil sularının oranını etkilediği için Mısır bu projeyi protesto etti. Birkaç yıldır Etiyopya’nın Mısır ve Sudan’ın dünyanın en uzun nehrindeki paylarının etkilenmeyeceğine dair güvenceler verdiği, bağlayıcı bir Mısır-Sudan-Etiyopya anlaşmasına varmak için bir dizi toplantılar yapılıyor. Ancak, Addis Ababa’nın nehir üzerindeki egemenliği ve barajı inşa etme hakkına dair argümanları nedeniyle bu toplantılarda bir anlaşmaya varılamadı. Mısır ve Sudan'ın Nil nehrindeki haklarını koruyan bağlayıcı bir anlaşmaya varılmadıkça, bu argümanlar gelecekte bu kez Nil'in yönünü tamamen değiştirmek için de tekrarlanabilir.

Sınır aşan nehirler sorunundan birden fazla Arap ülkesi muzdarip. Bunlardan biri de geçen yüzyılın yetmişli yıllarından günümüze kadar Türkiye ve Suriye’nin Fırat nehri üzerinde inşa ettikleri barajlardan dolayı su kıtlığı çeken Irak. Bu sorun Irak için önemli bir diğer su kaynağı olan ve yine Türkiye’nin güneydoğusundan doğan Dicle nehri için de geçerli. Ankara bu nehir üzerinde birden fazla baraj inşa etti ve nehri besleyen birkaç kolun akış yönünü değiştirdi. Mevcut İran rejimi de Dicle Nehri'nin kendi topraklarında bulunan “Büyük Zap, Küçük Zab, Vand ve Diyala” kolları için aynısını yaptı. Daha sonra, binlerce yıldır Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşme noktası olan Şattülarap’a akan Karun Nehri’nin akış yönünü de İran’ın içine akacak şekilde değiştirildi.

Irak, Dicle sularının azalmasına ve güneydeki göllerin çoğunun kurumasına, dolayısıyla tatlı su yerine Basra Körfezi'nin tuzlu sularının Şattülarap Havzası'na dökülmesine, Basra şehrinde yoğun susuzluğun yaşanmasına yol açan İran'ın bu haksız davranışını uzun bir süre protesto etmedi. 

Şattülarap, daha altmışlar ve öncesinden Irak Cumhuriyeti ile Şah yönetimindeki İran arasında bir anlaşmazlık konusuydu. Sorun, dönemin Cezayir cumhurbaşkanı Huari Bumedyen’in arabuluculuğunda Cezayir'de düzenlenen toplantıda, akarsu yatağının talveg çizgisine göre bölünmesine karar verilene kadar devam etti. Toplantıda Irak tarafını eski Irak devlet başkanı Saddam Hüseyin (o sırada Devrim Yüksek Konseyi başkanı yardımcısıydı), İran tarafını da Şah Muhammed Rıza Pehlevi temsil etmişti. Ne var ki Irak 1980’de bu anlaşmayı reddettiğini ve Şattülarap’ın tamamının bir Irak nehri olduğunu deklare etti. Bunun üzerine Humeyni ateşkesi kabul edene kadar 8 yıl süren İran-Irak Savaşı patlak verdi.

Yetmişli yıllarda Bağdat ve Şam arasındaki zayıf siyasi ilişkiler ile Fırat nehri sorunu aynı zamana denk gelmişti. Nedeni de Suriye'nin nehir üzerinde yeni bir baraj inşa etmesi ve bunun sonucunda, Irak’ın orta ve güney şehirlerinin kurumasıydı.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı, nehirlerin haksız veya adaletsiz kullanımına ilişkin bir dizi davaya tanık oldu, ancak benzer sorunlar devam ediyor.

Tuzlu denizler ve donmuş okyanuslar söz konusu olduğunda da dünya, ülkelerin karasularıyla ilgili olarak bazılarında savaş tehditlerinin yükseldiği sorunlara tanık oluyor. Bu nedenle, BM 1982 yılında, bu gezegendeki ortak su kaynaklarını içeren ve amblemini taşıyan deniz hukukuna ilişkin bir sözleşmeyi kabul etti. Anlaşma, denizlerin ve okyanusların kullanımı ve egemenliklerin belirlenmesi ile ilgili çok sayıda sorunun çözümüne katkıda bulundu. Anlaşma, uluslararası sularda seyir özgürlüğünün tesis edilmesine, karasuları sınırlarının kıyı kenarından 12 deniz mili, münhasır ekonomi bölgelerinin de kıyı kenarından 200 deniz miline kadar uzaklıkla sınırlandırılmasını sağladı. Kıta sahanlığını da 350 deniz miline kadar çıkararak daha geniş kurallar getirdi. Devletler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için başka mekanizmalar da devreye sokuldu. Ancak alınan en önemli ve tehlikeli önlem, deniz yatakları için bir Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi’nin kurulmasıydı. Bu otoritenin hedefleri arasında bu derin diplerde nükleer silahların kullanılmasını önlemek, onları herhangi bir ülkenin ulusal yargı yetkisinin sınırları dışında, insanlığın ortak mirası saymak yer almaktadır.

Kuzey Kutbu ve Antarktika’ya gelince, donmuş sularda çalışan gemiler için uluslararası bir kod kabul edildi. BM ayrıca deniz korsanlığı suçlarına ve bunların denizlerdeki seyrüsefer güvenliği üzerindeki ekonomik etkilerine de özel bir önem gösterdi. BM okyanusları da unutmadı ve 8 Haziran’ı Dünya Okyanuslar Günü kabul ederek bu günde, okyanusların güzellikleri ve zenginliklerini öne çıkaran kutlamalar düzenledi. Gezegenimizde bulunan okyanuslar; en büyüğü olan Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Kuzey Buz Okyanusu ve Antarktika Okyanusu’dur. BM bununla da yetinmedi, sürdürülebilir kalkınma ve okyanus ekosistemlerinde görülen bozulmanın döngüsünü tersine çevirme çabalarını desteklemek için 2021 – 2030 arasındaki yıllara  “Okyanus Bilimleri 10 Yılı" adını verdi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Okyanusların insanlığı kucaklama ve iklimi düzenleme kabiliyetini geri kazanmak kritik bir zorluktur” diyerek şunu ekledi; “2050'ye gelindiğinde deniz ve okyanuslarda balıktan fazla plastik olabilir.” İstatistikler, bugün okyanus kıyılarında yaşayan nüfusun 300 milyon olduğunu tahmin ediyor. Ne yazık ki Fas, Okyanus Bilimleri 10 Yılı’nın kurucuları arasındaki tek Arap ülkesidir. Oysa Fas dışında Moritanya da Atlas Okyanusu’na, BAE, Umman, Somali, Yemen, Komorlar ve Cibuti ise Hint Okyanusu’na kıyıdaş Arap ülkeleridir. Ancak hiçbir Arap ülkesinin Büyük Okyanus’a kıyısı yoktur. Yine 1996 yılında, bölgesel iş birliği için Hint Okyanusuna Kıyıdaş Ülkeler Birliği kuruldu.

Bu, sınır aşan nehirlerin geçtiği ülkeler arasında da benzer iş birliği ve sürdürülebilir kalkınma birlikleri kurma olasılığını gündeme getiriyor. Bu nehirlere örnek olarak 10 Avrupa ülkesi; Almanya, Avusturya, Slovakya, Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Moldova, Hırvatistan, Macaristan ve Sırbistan’dan geçen Tuna nehri gösterilebilir. Güney Amerika’da yer alan Amazon nehri ise 7 ülkeden geçiyor; Brezilya, Peru, Bolivya, Kolombiya, Venezuela, Ekvador ve Guyana. Her şeyden önce, bu tür birlikler nehirlere kıyıdaş devletler arasındaki su paylaşımı, baraj inşaatları, çevre kirliliği, balıkçılık, seyrüsefer, mevsimsel seller, rezervuarlar, enerji veya nükleer santraller, hatta köprüler, tüneller ve yeni şehirler inşası gibi sorunları çözebilir.

Mısır, Sudan ve Etiyopya'da şu saat, gün ve yılın konusu olan Nil Nehri'nin de doğduğu, geçtiği ve denize döküldüğü ülkeler arasında etkili bir iş birliği sağlayacak bu tür bir birliğe ihtiyaç var. Bilindiği gibi Nil Nehri, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Burundi, Ruanda, Tanzanya, Kenya, Uganda, Etiyopya, Güney Sudan ve Sudan'dan geçerek Mısır'da denize dökülüyor.

Adaletli herkes, Mısır ve Sudan'ın Nil sularındaki haklarını kabul edecektir. Bu iki ülkenin Etiyopya’nın Nahda Barajı’nın, tarihin derinliklerinden günümüze kendilerine can damarı olan bu nehirdeki su paylarını azaltacağından duydukları endişeleri haklı görecektir.  

Nil için Ümmü Gülsüm Ahmet Şevki’nin şu şiirini seslendirmişti:


Yüzyıllardır köylerde akıyor

Elleriyle şehirlere bolluk ve bereket taşıyor



Mısır’ın bir başka önemli ses sanatçısı Muhammed Abdulvahhab, Mahmud Hasan İsmail’in şu şiirini söylemişti:


Azığı hayal

Büyü, hoş koku ve gölgeler olan bir yolcu

Susamış ve elinde aşk,

Sanat ve güzellik kadehi taşıyor



Yine Lübnanlı şarkıcı Feyruz da Rahabani Kardeşlerin Nil için yazdıkları şu şarkıyı seslendirmişti:


Nil kıyılarına,

Aşkla yanan hikayeler yazıyor



DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya