Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 9: Suudi Arabistan, İsrail-Suriye füze ​​krizinin çözümünde önemli rol oynadı

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, merhum Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ve merhum Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam 1982'de Washington'daki Beyaz Saray'da iken (Şarku’l Avsat)
Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, merhum Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ve merhum Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam 1982'de Washington'daki Beyaz Saray'da iken (Şarku’l Avsat)
TT

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 9: Suudi Arabistan, İsrail-Suriye füze ​​krizinin çözümünde önemli rol oynadı

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, merhum Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ve merhum Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam 1982'de Washington'daki Beyaz Saray'da iken (Şarku’l Avsat)
Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, merhum Suudi Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal ve merhum Suriye Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam 1982'de Washington'daki Beyaz Saray'da iken (Şarku’l Avsat)

İsrail 1981 yazında, Bekaa Vadisi’nde Suriye’ye ait iki helikopteri düşürdü. Lübnan, Zahle ve Sannine'de Samir Caca’nın liderliğini yaptığı (Maruni Falanjist) ‘Lübnan Kuvvetleri’ne karşı bir savaş görevindeydiler. Suriye, Bekaa Vadisi'ne ‘SAM’ uçaksavar füzeleri sokarak karşılık verdi.
İsrail Başbakanı Menahem Begin, Suriye füzeleri geri çekmediği takdirde Şam'ı bu füzeleri ‘özel araçlarla’ çıkarmakla tehdit ederek yanıt verdi. Suriye, İsrail'in talebine uymayı reddettiği için askeri gerginlik arttı. Savaşın eşiğine geldi.
Bu kriz, 1960'ların başında ABD ve Sovyetler Birliği arasında Nikita Kruşçev ile John Kennedy arasında yaşanan ve Kruşçev'in füzelerini geri çekmesiyle sonuçlanan ‘Küba Füze Krizi’ne benziyordu.
Tarihsel bağlama ek olarak, bu krizin Irak nükleer reaktörünün İsrail tarafından bombalanmasıyla çakışması meseleleri daha karmaşık hale getirdi. Hatta bu krizin İsrail'in ertesi yıl Lübnan'ı işgal etmesine zemin hazırladığını iddia edenler var.
Suriye’nin eski Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Şarku’l Avsat tarafından yayınlanan anılarının 9’uncu bölümünde bu diplomatik savaşın sahadaki gerilime paralel olan bazı boyutları anlatıyor:
Füze krizi, Arapların ciddi bölünmeler, gerileme ve kayıtsızlık durumuna tanık olduğu ve ulusu İsrail ve başkalarının tehdit ettiği ana tehlikelerle meşgul olmadıkları bir dönemde meydana geldi (…). Bu noktada, Arapların durumu iç açıcı olmamasına rağmen Arapların bu tutumunun ABD’ye baskı uygulamada olumlu bir rol oynadığına dikkat çekmek istiyorum. Başta Suudi Arabistan Krallığı olmak üzere Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve diğerleri ABD yönetimi ile karşı karşıya geldi. Kral Halid bin Abdulaziz, Başkan Ronald Reagan'a Suriye'ye saldırıda İsrail'i desteklememesi konusunda uyarıda bulunan birkaç mektup gönderdi. Kral, söz konusu mektuplarda Suudi Arabistan ve tüm Arapların Suriye ile yan yana duracağına dikkat çekti.
Suudi Arabistan Krallığı'nın Veliaht Prensi Fahd bin Abdulaziz, bir basın toplantısında füzeler konusunda ​​şunları söyledi: Maalesef ki Arap ulusunun mevcut tutumu İsrail’i Filistinliler ve Lübnanlılara karşı askeri operasyonları tırmandırmaya iten ana neden oldu. Arap milleti, 1978'de Bağdat Zirvesi'nde elde edilen asgari dayanışma düzeyini kaybetti ve bu çok tehlikeli. Bir süredir Suudi Arabistan olarak biz konunun ciddiyetine dair uyarılarda bulunmakla birlikte Arapların iç durumunu düzenlemesinin gerekliliği üzerinde duruyoruz. Arapların durumu kötüleştiği ölçüde, İsrail, saldırganlığını ve kibrini arttırdı. Birkaç gün önce, Begin, Celile’de Filistin'i yıkmaktan bahsetti. Bugün Filistinlileri, yalnızca Fedailer oldukları için değil, Filistinli oldukları için de öldürüyor. Bu, Arapların devam etmesine izin vermemesi gereken bir soykırım savaşıdır. Ulusal görevimiz en kısa zamanda Arap tutumunu birleştirmek ve Siyonist tehdidini durdurmak için pratik adımlar atmaktır. Dün Kudüs, bugün güney Lübnan ve yarın Golan. Durum, kapsamlı bir ulusal Arap mücadelesini gerektiriyor.
Her halükârda, Filistin varlığının bir yükü olmasaydı, Begin aklını bu şekilde kaybetmezdi. Suudi Arabistan olarak biz, Filistin ve Lübnan halklarının İsrail savaş makinesi karşısındaki kahramanca kararlılığını selamlıyor ve İsrail'e karşı kararlı ve cesur duruşunda kardeş Suriye'yi destekliyoruz. Şam’ın, bu aşamada “kardeş Hafız Esed” liderliğinde üstlendiği büyük sorumluluk hepimizin teyit ve desteğini gerektiriyor. Suriye'nin bugünkü konumu, Arap dayanışmasının olmamasına rağmen İsrail'in iradesini kendisine dikte etmesine izin vermeyecek Arap ulusunun iradesini ifade ediyor.
Eğer İsrail Suriye'ye saldırırsa, tüm Araplar Suriye’nin yanında savaşacak. İçtenlikle bir sonraki Arap Dışişleri Bakanları Konferansı’nın Arap ulusunun karşı karşıya olduğu büyük zorluk seviyesinde gerçekleştirilmesini umuyoruz. Böylece Arapların gidişatını düzeltmeyi başarır ve 1978 yılında Bağdat zirvesinde gösterilen dayanışmayı yeniden sağlayabiliriz.”
Prens Fahd, bu röportajı 1981 yılının Mayıs ayı ortalarında Suudi Arabistan Haber Ajansı’na vermişti. Burada füze krizi sırasında en aktif temas gerçekleştiren Arap ülkesinin Suudi Arabistan olduğunun da altını çizmek gerekir. Devlet Başkanı Hafız Esed ile Kral Halid arasında birçok mektuplaşma gerçekleştirildi.
Bu mektuplar arasında Hafız Esed’in, Kral Halid’e kardeşi Albay Rıfat Esed ile gönderdiği bir mektup bulunuyor. Söz konusu mektupta şu ifadelere yer verilmişti:
1-ABD Büyükelçisi Philip Habib ile son görüşmelerini size bildirmek için beni gönderen Cumhurbaşkanı Hafız Esed'in en içten selamlarını size sunmaktan mutluluk duyuyorum. Suriye’nin gurur duyduğu, kararlı duruşunuz ve yetkililerinizin Arap haklarını destekleme konusunda yaptığı açıklamalar için teşekkürlerimi sunuyorum.
2- Devlet Başkanı Esed, Suudi Arabistan’ın olayları yakından takip edebilmesi ve resmin net ve tam bir şekilde görülmesi için gelişmeleri sizlere adım adım bildirmeye önem veriyor.
Daha önce kardeş Abdulaziz et-Tuveyciri aracılığıyla gönderilen mesajlarla Devlet Başkanı Esed ve Philip Habib arasında gerçekleştirilen iki toplantıda konuşulanları öğrendiniz. Sayın Habib, üçüncü ziyaretini 19 Mayıs 1981 tarihinde gerçekleştirdi. Dostane bir üslupla görevinde başarılı olması dileklerimizi dile getirdik. Muvaffakiyet dileyip hiçbir yardımdan kaçınmayacağımızı ifade ettik.
3-Habib’in son ziyaretindeki talepleri aşağıdaki gibiydi:

  • Her türlü askeri tırmanışın durdurulması,
  • Psikolojik gerilimi arttırdığı için sözlü açıklamaların şiddetinin düşürülmesi,
  • Eski duruma dönüş (yani füzelerin çekilmesi ve Caydırıcı Güçlerin Sannin ve Zahle’den çekilmesi) ve bunun karşılığında İsrail’in bize saldırmaması
  • Bu anlaşmanın, kuvvetlerimizin Zahle ve Sannine'den çekilmesi faaliyetleri ile eş zamanlı ve bağlantılı olması koşuluyla, Lübnan'daki ulusal anlaşmanın yeniden canlandırılması için çalışmaya devam edilmesi,
  • Filistinlilerin Lübnan sınırındaki eylemlerinin azaltılması

4-Devlet Başkanı’nın Habib’in taleplerine verdiği yanıtlar şöyleydi:

  • Askeri tırmanışın durdurulmasıyla ilgili olarak, bunu kabul ediyoruz. Eylemlerimizin tamamen savunma amaçlı ve asgari düzeyde olmasına ek olarak, aldığımız önlemlerin İsrail'in yaptıklarına yanıt olduğunu unutmayın. Öte yandan İsrail’in eylemleri saldırgan nitelikte. Begin, 30 Nisan'da İsrail hava kuvvetlerine Suriye füze alanlarını bombalama emri verdiğini açıklamıştı. İsrail'in, füzeler getirilmeden önce iki helikopteri hedef alması, eylemlerinin saldırgan nitelikte olduğunu gösteriyor. Ayrıca yine füzeler getirilmeden önce İsrail ordusu içinde önlemler alındı. Keşif uçağı Lübnan hava sahasını ihlal etmeyi ve Lübnan'da faaliyet gösteren kuvvetlerimizin üzerinden uçmayı durdurmadı.
  • Açıklamalarımız, birbiri ardına sıralanan İsrail tehditlerine rağmen ılımlıydı. Doğası gereği savunma amaçlı olarak da tanımlanabilir. Örneğin Begin, Filistinlileri ezeceğini açıklarken, biz İsraillileri ezeceğimiz söylemedik.
  • Eski duruma dönüş konusuna gelince, bu konu daha önceki iki görüşmede ayrıntılı bir şekilde ele alındığı için Sayın Habib ile bu konuyu konuşmak istemedik. 
  • Uzlaşının sağlanmasının gerekliliği konusunda hemfikiriz ve bunun için çabalıyoruz. Ancak, İsrail'in Lübnan'ın içişlerine müdahalesinin durumu karmaşıklaştırdığını anlamalıyız. Bu durum mutabakatı sağlamanın önündeki engel ve zorlukları arttırıyor.   İsrail ile Lübnanlı bir parti arasında bir ilişkinin kurulması, diğer Lübnanlı partilerin bu ilgili tarafla diyaloğu reddetmesine yol açacağından, İsrail onu desteklediği için tarafların en güçlüsü haline geldiği korkusuna girecek ve uzlaşmayı sabote etmeye teşvik edecek.
  • Filistinlilerin eylemlerine gelince, Lübnan'ın talebi üzerine Tunus Zirvesi’nde bu konuda bir karar kabul edildi ve Filistinliler buna bağlılık gösteriyor. Ancak, kamplarının sürekli bombalanması onları tepki vermeye zorluyor. İsrail'in Filistinlilerin Lübnan topraklarından bir fedai operasyonu gerçekleştirmesini beklemeden, işgal altındaki topraklarda gerçekleşen herhangi bir operasyona kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın yanıt vermek için kamplarını bombaladığını unutmayın.

5-Sayın Habib’in son talepleri ve verdiğimiz yanıtlar bu şekildeydi. ABD’nin tutum ve bakış açısında gelişme yönünde bir dalgalanma olduğu dikkat çekicidir. Bu tutum açık uyarılarla başladı. Sonra tutumumuzu ve savunma ihtiyacımız anlıyormuş gibi göründüler. Şimdi, İsrail'in taleplerinin benimsenmesi ve onaylanması yönünde bir dönüş görüyoruz. ABD’nin tutumundaki gelişmenin son analizi, içeriğin aynı kaldığını yani önceki durumu geri sağlama vurgusunun sürdüğünü, ancak isteme şekli ve üslubun değiştiğini gösteriyor.
6- İsrail’in bu talepleri kabul edildiği takdirde, Arapları aşağılamayı hedeflediğinin farkındayız. Ayrıca talepleri Lübnan’la sınırlı kalmayacak ve gelecekte Arapların ülkelerine, göklerine ve iradelerine her yerde saldırmayı sağlayacak tehlikeli bir suç yaratmayı hedefliyor. Tüm bunlar buna işaret ediyor. Begin, bu ayın 21'inde bir ABD televizyonuna yaptığı açıklamada, Lübnan'daki füzeler konusundan sınırı aşıp Suriye topraklarında bulunan füzelerin bile geri çekilmesi talebinde bulunarak durumu çoktan tırmandırmaya başladı.
7- Tüm bunlarla ilgili olarak bizler kendi tutumumuzda kararlıyız. Savaş istemiyoruz, bunun için de çalışmıyoruz. Ama biz Arapları aşağılayan herhangi bir şeyi kabul etmeyi kesinlikle reddediyoruz. Bu nedenle sizin de daima çağrısında bulunduğunuz ortak Arap eylemi, özellikle de bu tür kritik ve hassas koşullarda çok büyük bir önem taşıyor.
Siz ve Krallığın desteği, Arap ulusunun hakları lehine bir pozisyon geliştirmede belirleyici bir faktördür. ABD üzerinde baskı uygulamanız, bu hakların zarar görmemesi için çok gereklidir. İsrail’in yalnızca ABD silahları ile saldırı gerçekleştirdiği çok net bir şekilde biliniyor. Bu da ancak ABD’nin göz yumması sonucunda saldırı gerçekleştirebildiği anlamına geliyor.
8-Devlet Başkanı’nın bu ortak Arap eylemine verdiği öneme dayanarak Dışişleri Bakanı Abdulhalim Haddam’a verdiği talimatlar, şu an Tunus’ta gerçekleştirilen Arap Dışişleri Bakanları toplantısına, Lübnan’da ulusal uzlaşmanın sağlanmasına yardımcı olmak için Dörtlü Komite’yi canlandırmak ve bu kardeş Arap ülkesini başına gelen beladan kurtarmak için teklif sunulmasını içeriyor. Bu önerinin sunulması tüm Arapların bu değerli ülkenin akıbetine verdiği önemi gösteriyor.
9-Devlet Başkanı Hafız Esed’in selam ve teşekkürlerini iletiyorum. Sayın Esed’e iletilmesini istediğiniz her türlü görüş ve fikri şimdiden memnuniyetle karşılayacağını bildiririm.”
Bu etkinlik çerçevesinde, 22 Mayıs 1981'de olağanüstü bir oturumda Tunus'ta Dışişleri Bakanları düzeyinde Arap Birliği Konseyi'nin acil bir oturumunun yapılması için çalıştık. Söz konusu toplantıda durumu ve gelişmelerini, Habib ile yaptığımız görüşmeleri ve çeşitli temaslarımızı sundum. Herkes Suriye'nin pozisyonunu destekleyen konuşmalar yaptı. Konsey, görüşmelerin sonunda sunduğumuz kararları onayladı. Karar metni şöyleydi:
“Arap Birliği Konseyi, Cezayir hükümetinin talebi üzerine bölgedeki tehlikeli durumu ele almak üzere 22 Mayıs 1981 tarihinde Tunus’taki merkezinde dışişleri bakanları düzeyinde olağanüstü bir oturum düzenledi.
Konsey, İsrail'in Arap ulusuna yönelik saldırganlığının artması, kardeş Lübnan’ın içişlerine karışması, Lübnan şehir ve köylerinin ayrıca Filistin kamplarının acımasızca bombalaması, Lübnan halkına karşı yapılan soykırım savaşı, Arap Caydırıcı Güçleri’ne saldırması, Suriye’yi tehdidi, Lübnan’a hükmetmek ve ulusal birliğini parçalamak amacıyla İsrail güvenlik teorisinin ilanı ve ardından hegemonyasını Arap ulusuna dayatmasının ardından, yüksek bir ulusal sorumluluk ruhuyla bölgedeki tehlikeli durumu ele aldı. Konsey şu sonuca varmıştır:
1-İsrail'in Lübnan'ın egemenliğine ve bağımsızlığına saldırma ve Filistinli gurupları hedef alması hakkını aldığı İsrail güvenlik teorisi, Arap Caydırıcı Güçleri’ne yapılan saldırı, İsrail düşmanının saldırgan doğasının ve Lübnan ve Arap ulusuna yönelik yayılmacı hedeflerinin bir ifadesidir. Aynı zamanda uluslararası durumda dünya barışını ve güvenliğini tehdit eden tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir.
2-Lübnan şehirlerinin, köylerinin ve Filistin kamplarının acımasızca bombalanması, Arap ulusuna teslim olma durumu dayatmayı ve Filistin sorununun tasfiyesine hazırlık olarak, Filistin direnişini tasfiye etmeyi amaçlıyor.
3-Bir Lübnan ekibini koruma bahanesiyle Caydırıcı Güçlere saldırmak, İsrail'in Lübnan'ın ulusal birliğine saldırmayı, onu, mezhepçi devletlere ayırma ve ulusal uzlaşma sürecini bozma hedeflerini ve planlarını ortaya koyuyor.
4-Arap bölgesi üzerinde hegemonya ve hakimiyet kurmak amacıyla Caydırıcı Güçlere yönelik saldırı, Suriye'yi kışkırtma ve uyarılarda bulunma, Suriye ve Arap milletiyle askeri durumu tırmandırmayı amaçlıyor.
5- Düşman İsrail’in bu politikaya devam etmesi, askeri çatışmanın kaçınılmazlığını teyit ediyor. Çünkü bu politikanın, karşısında herhangi bir geri adım, yenilgi ve teslimiyet anlamına gelir. Arap ulusu, bunu tüm yetenekleri ile reddiyor.
6- ABD'nin İsrail'e siyasi, askeri ve mali yönden koşulsuz desteği, onu, Arap ulusuna karşı saldırgan politikalarını sürdürmeye teşvik ediyor.
Yukarıda belirtilenlerin ışığında, Konsey aşağıdaki kararları aldı:
1-İsrail güvenlik teorisine eldeki tüm araçlarla direnmek ve İsrail'in bu teoriyi uygulamasına tüm yollarla karşı çıkmasında Suriye'yi desteklemek. Konsey, İsrail'in saldırganlık ve provokasyonlarına yanıt verme konusunda Suriye'nin yanında olduğunu teyit ediyor.
2-Mevcut veriler ve İsrail'in bariz eylem ve hazırlıklarının ışığında, Arap ülkeleri Suriye'ye saldırıları püskürtmek için gerekli desteği sağlayacak. Arap Birliği Tüzüğü ve Ortak Arap Savunma Antlaşması uyarınca, askeri güçlerinin katılımı da dahil olmak üzere tüm yeteneklerini savaşın emrine sunacaktır.
3-Konsey, Lübnan'ın, toprakları üzerindeki birliğini, bağımsızlığını ve egemenliğini desteklemeye ve meşru merkezi hükümeti desteklemeye karar verdi. Arap hükümetleri, İsrail'in, Lübnan'ın egemenliğine ve topraklarının kutsallığına yönelik saldırganlığına karşı çıkması ve İsrail'in Lübnan'ın içişlerine müdahalesine karşı durması için Lübnan hükümetinin talep ettiği her türlü desteği sağlamaya hazır olduklarını vurgular.
4- Konsey, Lübnan'da acil ateşkes çağrısı yapıyor ve Lübnanlı partileri ulusal uzlaşıya varmaya çağırıyor.
Konsey, Lübnan Cumhurbaşkanı Elias Sarkis ve Lübnan hükümetinin, Suriye hükümeti ile işbirliği içinde Cumhurbaşkanı tarafından ilan edilen ve Lübnan hükümeti tarafından onaylanan ilkelere uygun olarak ulusal uzlaşmayı sağlamak için giriştiği çabalara desteğini teyit etmektedir. Herhangi bir Lübnanlı ekibi, ulusal uzlaşının önüne engeller koymak ve uzlaşma sürecini bozmak için İsrail kartını kullanmak konusunda uyarır.
Arap ülkelerinin toplu ve ayrı ayrı Lübnan'ın birliğini savunma ve mezhepçi oluşumlar oluşturmak amacıyla Lübnan'ı bölme ve bölme girişimlerine direnme kararlılığını teyit etmektedir.
5-Konsey, Riyad ve Kahire zirvelerinin kararlarının uygulanması gerektiğini vurgular. İhtiyaç duyulduğunda dışişleri bakanları düzeyinde toplanmak şartıyla bu kararlarda öngörülen izleme komitesini faaliyete geçirir.
6-Konsey, Filistin Kurtuluş Örgütü'nü (FKÖ) sorumluluklarını sürdürmesi ve düşman İsrail’in kendisine ve Filistin halkına karşı yürüttüğü imha savaşıyla yüzleşmesini sağlamak için her şekilde desteklemeye karar verdi. Konsey, İsrail saldırıları karşısında FKÖ’nün yanında olduğunu teyit ediyor.
7-Konsey, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Arap kardeşlere, başta Kudüs-ü Şerif olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının kurtuluşuna katılmaları için gönüllü olma kapısını açma çağrısını destekliyor.
8-Konsey, Siyonist askeri tırmanışın ve bunun sonucunda meydana gelen can ve mal kaybının sonuçlarıyla yüzleşmek için Lübnan'a ve Güney Lübnan'daki Filistin halkına mali destek sağlamaya ilişkin Tunus zirvesi kararının derhal uygulanacağını teyit ediyor.
9-Konsey, ABD’yi İsrail'e her türlü destek ve yardımı durdurmaya çağırıyor. Çünkü bu destek Arap milletine, onuruna ve geleceğine, bölgedeki güvenlik ve barışa bir saldırı teşkil ediyor. Bu nedenle, devam eden destek, Arap ulusu ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ciddi bir çatışmaya yol açacaktır.
10-Konsey, dünya kamuoyunu saldırgan ve kışkırtıcı İsrail politikasını kınamaya ve saldırganlığa karşı direnişlerinde Arapları desteklemeye çağırıyor. Arap ülkelerinin Camp David anlaşmalarına ve İsrail-Mısır anlaşmasına karşı devam eden direnişini vurgular.
11-Konsey, Filistin halkının işgal altındaki vatanda mücadelesini ve tek ve meşru temsilcisi olan FKÖ etrafında toplanılmasını selamlıyor.
12-Konsey, Siyonistlerin topraklarımızı işgal etmesi ve bunun tüm Arap kaderine yönelik tehdidi karşısında, Arap dayanışmasını güçlendirmenin ve geliştirmenin ve yan anlaşmazlıkların üstesinden gelmenin önemini vurguluyor.
13- Birlik Genel Sekreteri, durumdaki gelişmeleri takip etmek ve Arap hükümetlerini alınan uygun tedbirler konusunda bilgilendirmekle görevlidir.”
Kuşkusuz bu karar metni siyasi olarak iyi ve güçlü bir metindi. Düşmanla yüzleşmek için Arapların yapması gerekenleri içeriyordu (...) Arap kamuoyunu harekete geçirmek, ana konuyu zihninde taze tutmak ve uluslararası kamuoyuyla ilgili dış mülahazalar da dahil olmak üzere bu tür bir siyasi belge bizim için büyük önem arz ediyordu. Çünkü her zaman bir Arap belgesine bağlılık göstermeyi, davamız ve konumumuz için en geniş küresel desteği elde etmek için bu belgeyi sunmayı önemseriz.
Tüm bunlara ek olarak, böyle bir karar almak, Arap durumunun genel koşulları ve bu durumun çeşitli yönleri iyileştiğinde, herhangi bir aşamada üzerinde durulabilecek iyi bir zemin teşkil eder.
Son olarak, bölgeyi bizimle İsrail arasındaki savaşın eşiğine getiren füze krizi böyle başladı. Bu kriz, gelişmelerle işte bu şekilde doruğa ulaştı. Sonra kısa bir süre için ortadan kayboldu.
Ancak, bu krizde, İsrail'le barışın ne denli tehlikeli olduğunu şüphe ve tartışmaya yer bırakmadan açıkça gösterdik. Barış durumunda yalnızca hakim imkanlara ve kararlılığa sahip olmak dışında bir durumu kabul etmiyor. İsrail'in, Tevrat tahriflerine ve mitlerine dayanarak, kendisini dünyanın tüm ulusları üzerinde farklı kılan bu varlığın doğasının tehlikesini fark ettik. Üstün olduğu düşüncesi, bize göre sanrı ve hurafelerden ibaret olsa da İsrail’e göre her alanda uygulamaya koyduğu canlı bir inançtır.
İsrail’in sınırları olmayan ve egemen olma, kontrol etme ve genişleme arzusu olan bir ülke olduğu anlaşıldı. Daha önce farkına varmadığımız bir şey daha keşfettik: Askeri bir savaştan daha zor bir savaşı sürdürme ve savaşma yeteneğimizin farkına vardık.
Her türlü psikolojik savaşın, baskının ve tehdidin üzerimize uygulandığı bir savaş ve hepsini reddedip bu baskıların üstesinden geldik. Bunun sonucunda bu savaştan daha güçlü, daha yetenekli ve gururlu çıktık. Birkaç gün boyunca yaşadığımız kaygıya gelince, bu keskin ve meşru bir endişeydi, çünkü bizim ilişkilerimizdeki hata, ülkeyi yöneten insanlar olarak bizimle ilgili değil, vatan ve geleceği ile ilgiliydi. Füze krizi, harika dersler çıkardığımız önemli bir aşamaydı. Bu sayede pratik uygulamaya dayalı kavramlar geliştirdik ve siyasi çizgimizi takip etmede büyük rol oynayan sonuçlara ulaştık.
Bu krizde Arap ilişkilerini en iyi şekilde kullandık. Baskı aracı olma girişimleri yapıldıktan sonra, bunu ABD üzerinde bir baskı aracı haline getirdik. “Sovyet kartını” iyi kullandık ve bu kartı kullanarak ABD'yi zor bir durumda bıraktık.
Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 1: ‘Esed, Irak muhalefetine sahte vaatlerde bulunmayı önerirken Hatemi bir Kürt devletine karşı uyarı yaptı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 2: ‘Esed fikrini değiştirdi, Lahud’a verdiği süreyi uzattı. Suriye uluslararası iradeyle çarpıştı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 3: ‘Hariri, Canbolat’ın teklifi üzerine bizimle bir araya geldi. Hafız Esed kendisini sınadı’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 4: ‘Güçlerimiz Hizbullah’ın kışlasına saldırdı’

Eski Suriye Dışişleri Bakanı Haddam’ın günlükleri 5: Bush, Avn’ın ‘engel’ olduğunu bildirdiği bir mektup gönderdi… Esed bunu isyanı sonlandırmak için bir ‘yeşil ışık’ olarak nitelendirdi

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 6: Saddam ile Rafsancani arasında gizli barış mektuplaşmaları

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 7… Rafsancani’den Saddam'a: ‘Arap milliyetçiliğinden bahsediyorsunuz ama Kuveyt’in işgal edilmesine karşı çıkmamızı eleştiriyorsunuz’

Eski Suriye Devlet Başkanı Yardımcısı Abdulhalim Haddam’ın günlükleri 8: Arafat Filistin, Lübnan ve Suriye’ye komplo kurdu



كامل الباشا : «فينيسيا» بوابة دخولي إلى عالم السينما

كامل الباشا يعود مجدداً إلى مهرجان فينيسيا (حسابه في «فيسبوك»)
كامل الباشا يعود مجدداً إلى مهرجان فينيسيا (حسابه في «فيسبوك»)
TT

كامل الباشا : «فينيسيا» بوابة دخولي إلى عالم السينما

كامل الباشا يعود مجدداً إلى مهرجان فينيسيا (حسابه في «فيسبوك»)
كامل الباشا يعود مجدداً إلى مهرجان فينيسيا (حسابه في «فيسبوك»)

بعد 9 سنوات من وقوفه على منصة مهرجان فينيسيا لتسلّم جائزة أفضل ممثل عن الفيلم اللبناني «القضية 23»، عاد كامل الباشا إلى المهرجان نفسه، لكن بصورة مختلفة.

هذه المرة، لم يشارك في المنافسة، بل حضر بفيلم فلسطيني هو «حوار مع البحر» للمخرج مؤيد عليان، ويجسّد فيه شخصية أب يبحث عن مصير ابنه الذي يعتقد أنه غرق.

وبين الرحلتين، تبدو المسافة الزمنية طويلة، لكنها تختصر بالنسبة إلى الباشا مرحلة كاملة من حياته الفنية، تنقّل خلالها بين السينما والتلفزيون والمسرح، وبين فلسطين والعالم العربي وتجارب دولية أخرى.

يقول الباشا، في حواره مع «الشرق الأوسط»، إن العودة إلى فينيسيا بعد كل هذه السنوات أثارت لديه مشاعر متداخلة، ولا سيما أن الجائزة التي حصل عليها عن «القضية 23» كانت، في نظره، أكثر من مجرد تكريم؛ إذ فتحت له باباً أوسع إلى عالم السينما.

ويستعيد تلك المرحلة قائلاً: «تختلط المشاعر في مراجعة 9 سنوات مضت، وقد كانت هذه الجائزة هي البوابة التي دخلت منها عالم السينما. ثم عدت مجدداً إلى فينيسيا بعد أن أنجزت أفلاماً ومسلسلات عدَّة أعتز بها جميعاً، وسافرت هذه المرة مع الفيلم الفلسطيني (حوار مع البحر) لأشارك خارج المسابقة، بعيداً عن توتر المنافسة، وأستمتع بعروض المهرجان وبالمدينة نفسها».

لكن العودة إلى فينيسيا هذه المرة لم تكن مجرد استعادة لذكرى جائزة سابقة؛ فالفيلم الجديد يعيد الباشا إلى مساحة يعرفها جيداً: فلسطين، وما تحمله حكاياتها من تجارب إنسانية تتجاوز السياسة المباشرة إلى تفاصيل الفقد والانتظار والأسرة.

في «حوار مع البحر»، يعود الباشا إلى القدس، المدينة التي لا يتعامل معها بوصفها مجرد موقع للتصوير، بل بوصفها جزءاً من تكوينه الشخصي والإنساني. ويقول إن القدس «مدينته»، ولذلك فإن حضورها في الفيلم يحمل لديه معنى يتجاوز المكان، ويرتبط بمعاناة الشعب الفلسطيني وقضيته.

وقد صُوّر الفيلم في ظروف معقدة، غير أن بساطة حكايته كانت، في رأيه، من أبرز عناصر قوته؛ فهو يروي قصة إنسانية عن أب يواجه احتمال فقدان ابنه.

ومع عرض الفيلم في فينيسيا، وجد الباشا أن استقبال الجمهور له يحمل دلالة مهمة. فقد شعر بأن المشاهدين تفاعلوا بحرارة مع العمل، وأن رسالته الإنسانية وصلت إليهم. ويرى أن هذا أحد أهم أدوار السينما: أن تنقل تجربة محلية إلى مشاهدين لا يعيشون الظروف نفسها.

كامل الباشا على ملصق الفيلم خلال مشاركته في مهرجان تورونتو (حسابه في «فيسبوك»)

ومن هنا، يرى أن حضور السينما الفلسطينية في المهرجانات الدولية ليس ظاهرة عابرة. فمنذ عقود، تواصل الأفلام الفلسطينية الوصول إلى المهرجانات العربية والدولية، لأن القصص الفلسطينية، في رأيه، لا تنضب، ولأن أجيالاً متعاقبة من المخرجين والكتّاب والممثلين واصلت البحث عن أشكال جديدة لروايتها.

ويقول إن السينما الفلسطينية باتت تُنجَز بمستوى مهني واضح، وبشراكات دولية تتيح لأفلامها الوصول إلى جمهور أوسع. وتتعلم الأجيال الجديدة من تجارب من سبقوها، لكنها تحاول في الوقت نفسه أن تجد لغتها الخاصة واستقلالها الفني.

وكان انتقاله من فينيسيا إلى تورونتو مع فريق الفيلم فرصة أخرى لمواصلة هذه الرحلة، إذ التقى جمهوراً جديداً وأسعدته ردود فعله، فيما يواصل الفيلم حمل حكايته الفلسطينية من شاشة إلى أخرى.

وفي موازاة تجربته في السينما الفلسطينية، تفتح أفلام أخرى أمام الباشا مساحات مختلفة كممثل. ومن بينها الفيلم المصري «كولونيا»، الذي واصل رحلته بين المهرجانات وحصد جوائز، منها جائزة تمثيل نالها الباشا عن دوره فيه.

في الفيلم، يجسّد شخصية أب يدخل في صراع بالغ التعقيد مع ابنه، إلى درجة تقترب من الكراهية، قبل أن تبدأ العلاقة بالتحول تدريجياً نحو المصالحة. وشخصية الأب هنا ليست نموذجاً يُحتذى، بل تكاد تكون نقيض الصورة التي يُفترض أن يكون عليها الأب، وهذا ما جعل أداءها شديد الصعوبة بالنسبة إليه.

تجربة مرهقة وممتعة

يصف الباشا تجربة العمل بأنها كانت صعبة ومرهقة وممتعة في آن واحد، لكنه يشير خصوصاً إلى الجانب النفسي منها، معتبراً أن الشخصية كانت من أكثر الأدوار التي استنزفته نفسياً، بسبب تعقيدها وما تحمله من مكر وعدائية.

ومع نجاح الفيلم جماهيرياً ونقدياً، يرى الباشا أن هذه التجربة أضافت جانباً آخر إلى علاقته بالسينما المصرية، التي تحتفظ بمكانة خاصة لديه. وقد خاض، خارج فلسطين، تجارب في أعمال عربية وغربية، ويقول إنه يعتز بكل ما قدّمه، متمنياً أن تكون اختياراته قد تركت أثراً إيجابياً.

غير أن مصر تحتل موقعاً مختلفاً في هذه الرحلة؛ فهي، كما يقول، «عزيزة على قلبه». ويصف صناعة السينما والتلفزيون فيها بأنها فريدة ومتنوعة، وتعمل في ظل منافسة كبيرة، ما يمنح المشاركة فيها خصوصيتها.

الباشا مع طاقم فيلم «حوار مع البحر» في فينيسيا (حسابه في «فيسبوك»)

ومن السينما، تمتد تجربة الباشا إلى المسرح. فهو ليس ممثلاً فحسب، بل كاتب ومخرج مسرحي أيضاً، وقد حمل عبر أعماله القضية الفلسطينية إلى مسارح مختلفة حول العالم.

وعاد إلى المسرح الدولي قبل عامين من خلال تجربة في اليابان، سبقتها وأعقبتها تجارب في بلجيكا وفرنسا، وكانت معظم هذه الأعمال مرتبطة بفلسطين وقضيتها.

ويقول الباشا إن الحرب في غزة لم تؤثر في المسرح وحده، بل تركت أثرها في كل شيء، ولم يعد ممكناً فصل الفنان عما يحدث حوله.

وهو لا ينظر إلى اختيار العمل بوصفه قراراً مهنياً فحسب؛ فالفن، بالنسبة إليه، ينبغي أن يحمل رسالة، وقد أصبحت هذه الفكرة معياراً أساسياً في اختياراته. ويقول إن هذا المبدأ ظل حاضراً في أعماله، باستثناء تجربة واحدة لا يحب الحديث عنها.

وفي أحدث خطواته السينمائية، انتهى الباشا أخيراً من تصوير الفيلم الفلسطيني «جو من مونتريال» للمخرج أمين نايفة. وهو عمل عائلي في جوهره، تدور حكايته حول طفل يبلغ 12 عاماً يسافر إلى الأردن للقاء عائلته، في رحلة لا تقتصر على التعرّف إلى أشخاص جدد، بل تشمل اكتشاف التاريخ والبلد والجذور.

ويؤدي الباشا دور مدرّس تاريخ متقاعد يعيش حياة بسيطة ويرعى الأغنام، ثم يلتقي الطفل ويساعده خلال رحلته. ويضم الفيلم فريقاً من الأردن ولبنان وسوريا وفلسطين.

وبين أب يبحث عن ابنه في «حوار مع البحر»، وأب يواجه ابنه في «كولونيا»، ومدرّس متقاعد يرافق طفلاً في «جو من مونتريال»، تبدو شخصيات كامل الباشا كأنها تعود دائماً إلى السؤال نفسه: ماذا تفعل العائلة بالإنسان؟ وماذا يفعل الإنسان بما ورثه من ذاكرة ومكان وفقد؟


«قوارب الموت»... صناعة سرية تزدهر على طرق الهجرة من ليبيا

مصنع قوارب للهجرة غير الشرعية عقب مداهمته في ليبيا (إدارة المهام الخاصة التابعة لوزارة الداخلية بغرب ليبيا)
مصنع قوارب للهجرة غير الشرعية عقب مداهمته في ليبيا (إدارة المهام الخاصة التابعة لوزارة الداخلية بغرب ليبيا)
TT

«قوارب الموت»... صناعة سرية تزدهر على طرق الهجرة من ليبيا

مصنع قوارب للهجرة غير الشرعية عقب مداهمته في ليبيا (إدارة المهام الخاصة التابعة لوزارة الداخلية بغرب ليبيا)
مصنع قوارب للهجرة غير الشرعية عقب مداهمته في ليبيا (إدارة المهام الخاصة التابعة لوزارة الداخلية بغرب ليبيا)

تحولت القوارب المستخدمة في نقل المهاجرين غير النظاميين من ليبيا إلى أوروبا لجزء من سوق سرية تنمو بالتوازي مع نشاط تهريب البشر، مع انتقال المهربين تدريجياً من الاعتماد على قوارب يجري جلبها من الخارج، إلى تصنيع بعضها داخل ليبيا وتجهيزها خصيصاً لرحلات العبور البحري، حسب مسؤولين أمنيين وحقوقيين.

ولا يكاد يمر وقت دون إعلان السلطات الليبية ضبط ورشة أو مصنع سري لتصنيع القوارب المخصصة للهجرة غير النظامية، أو ما تعرف على نطاق بـ«قوارب الموت»، في مؤشر على استمرار الأنشطة المرتبطة بهذا النوع من التهريب وتوزعها بين مناطق ساحلية في غرب البلاد وشرقها.

محركات تستخدم في تصنيع قوارب الهجرة غير النظامية (إدارة المهام الخاصة التابعة لوزارة الداخلية في غرب ليبيا)

وتُقدم الصور التي تنشرها الأجهزة الأمنية في شرق ليبيا وغربها على مدار سنوات لمحة عن طبيعة هذه الورش؛ فهي غالباً مواقع مهجورة أو بعيدة عن الأنظار، تضم ألواحاً خشبية ومحركات ومعدات تصنيع، إلى جانب قوارب مكتملة وأخرى لا تزال قيد التجهيز.

وتكشف المداهمات الأمنية، في بعض الحالات، عن تعمد الأجهزة المختصة حرق القوارب والمكونات المضبوطة عقب مداهمتها، لمنع إعادة استخدامها في عمليات تهريب المهاجرين.

وتتوزع هذه الورش في مدن ساحلية ليبية قريبة من نقاط انطلاق مراكب الهجرة غير النظامية، وفق رصد «مركز بنغازي لدراسات الهجرة».

وقال رئيس المركز طارق لملوم لـ«الشرق الأوسط» إن بعضها عبارة عن ورش نجارة أو أماكن بسيطة قريبة من الساحل، يجري تحويلها إلى مواقع لتصنيع القوارب. وضبطت السلطات في زوارة، على سبيل المثال، استراحة ساحلية حُوِّلت إلى ورشة لصناعة قوارب خشبية.

مواد تستخدم في تصنيع قوارب الهجرة غير النظامية (جهاز مكافحة الهجرة غير الشرعية شرق طرابلس)

وفي وقت سابق في شهر سبتمبر (أيلول) الحالي، ضبطت السلطات مصنعين لتصنيع قوارب الهجرة في طبرق شرق البلاد وسرت، وعثرت داخلهما على قوارب ومعدات تصنيع. وقبل ذلك، شهدت مناطق في غرب ليبيا، بينها تاجوراء في العاصمة طرابلس إلى جانب الخمس والقويعة، مداهمات لمواقع مماثلة، فيما ضبطت السلطات مصنعين في مصراتة العام الماضي.

من كل صنف ولون

هذه الوقائع، التي شملت مناطق تمتد من مصراتة وطرابلس الكبرى غرباً إلى سرت وطبرق شرقاً، تكشف عن استمرار تصنيع القوارب محلياً وتوزعه جغرافياً، بالتوازي مع تحولات طرأت على طرق الهجرة وأساليب شبكات التهريب خلال السنوات الأخيرة.

ويشير لملوم إلى «ورش تتركز في شرق ليبيا، وتحديداً في طبرق وبئر الأشهب والمناطق القريبة من الحدود المصرية». ويضيف أن «جزءاً من القوارب الخشبية ارتبط تاريخياً بمصر، سواء من حيث مصدر القوارب أو العمالة والخبرة في صناعتها».

ورشة لتصنيع قوارب الهجرة غير النظامية (جهاز مكافحة الهجرة غير الشرعية شرق طرابلس)

ومع توسع طريق الهجرة من شرق ليبيا باتجاه كريت واليونان، ظهرت أيضاً ورش محلية لتصنيع القوارب في المنطقة. وبين شرق ليبيا وغربها، تنشط كذلك خطوط لتهريب القوارب، بما فيها الزوارق المطاطية والقوارب المصنعة محلياً، وصولاً إلى طبرق ومناطق الانطلاق المحيطة بها.

وبالتالي، لا تبدو سوق القوارب المرتبطة بالهجرة موزعة بين أسواق محلية منفصلة، وفق لملوم، بل توجد شبكة إمداد داخلية تربط مناطق مختلفة من ليبيا وتوفر القوارب والمعدات اللازمة لرحلات العبور. ويستند الخبير الحقوقي الليبي في هذا الرصد إلى شهادات يقول إنه جمعها من أشخاص خاضوا الرحلات البحرية، إضافة إلى تقارير أممية وتحقيقات منشورة حول طرق الهجرة والتهريب.

وتتنوع القوارب المستخدمة في هذه الرحلات بين القوارب الخشبية وقوارب الفايبرغلاس والزوارق المطاطية، إلى جانب قوارب صيد قديمة يجري شراؤها وإعادة استخدامها. وفي السنوات الأخيرة، ظهر أيضاً تصنيع قوارب مخصصة أساساً لرحلات الهجرة، إلا أن جودتها تختلف اختلافاً كبيراً، وبعضها يُصنَّع بتكلفة منخفضة ومن دون المعايير المطلوبة لقوارب الصيد أو الملاحة العادية.

وتتفاوت الأحجام والحمولات؛ فبعض القوارب يحمل عشرات الأشخاص، بينما تستطيع القوارب الخشبية الأكبر استيعاب أعداد أكبر بكثير. ويقول لملوم: «لا يوجد نموذج واحد يمكن وصفه بأنه قارب الهجرة الليبي».

تجارب هجرة «قاسية»

ومنذ سقوط نظام الرئيس السابق معمر القذافي عام 2011، حافظت ليبيا على موقعها بوصفها بلد مقصد وعبور للمهاجرين، قبل أن يبرز دورها بصورة أكبر ضمن مسارات الهجرة عبر البحر المتوسط إلى أوروبا.

ووفق أحدث بيانات «مصفوفة تتبع النزوح» التابعة للمنظمة الدولية للهجرة، كان في ليبيا نحو 936 ألف مهاجر خلال يناير (كانون الثاني) وفبراير (شباط) الماضيين.

ومع اتساع نشاط تهريب المهاجرين غير النظاميين، أصبحت القوارب نفسها سلعة داخل هذا الاقتصاد.

وقال مصدر أمني لـ«الشرق الأوسط» إن متوسط سعر القارب الخشبي جيد الصنع، من دون المحرك، يبلغ نحو 50 ألف دينار ليبي، أي ما يعادل نحو 5 آلاف دولار. واتفق لملوم مع هذا التقدير، آخذاً في الاعتبار أسعار الصرف وتكلفة المواد والمحركات.

ودائما ما يَنقل مهاجرون ولاجئون تجارب قاسية خلال رحلات العبور، خصوصاً أن القوارب المستخدمة تكون في كثير من الحالات غير صالحة للإبحار أو مكتظة بالركاب، ما يزيد المخاطر التي تواجه من يستخدمونها في عبور البحر.

ولا ينسى «محمد. خ»، وهو مصري يبلغ 25 عاماً، تفاصيل رحلة خاضها على متن أحد هذه القوارب قبل سنوات، قبل أن يستقر لاحقاً في إيطاليا ويسوي أوضاعه القانونية.

ويقول لـ«الشرق الأوسط»: «كان القارب خشبياً متهالكاً، وكان عليه حوالي 85 شخصاً، يتزاحمون من دون موطئ قدم، بينما ينتظر الجميع الوصول أو الموت في أي لحظة».

ومنذ منتصف عام 2022، ارتفعت الرحلات من طبرق ومحيطها باتجاه إيطاليا، وكانت تُستخدم أحياناً سفناً كبيرة تحمل 400 شخص أو أكثر، وفق معلومات المبادرة العالمية لمكافحة الجريمة المنظمة العابرة للحدود.

ومع تشديد الإجراءات على هذه الرحلات، تغير أسلوب المهربين في نهاية 2023، واتجهوا إلى استخدام قوارب أصغر وأكثر صعوبة في الرصد، حسبما ذكرت المبادرة. وازدهرت بالتوازي أنشطة مرتبطة بسوق التهريب، من بينها توفير القوارب وتجهيزها ونقلها إلى نقاط الانطلاق، ومن ثم أصبح القارب نفسه جزءاً من اقتصاد التهريب.

يقول لملوم: «هناك من يمول، ومن يصنع، ومن يستورد القوارب والمحركات، ومن ينقلها بين المدن، ومن يوفر الربان، ومن يؤمن نقطة الانطلاق».

وخلص إلى القول إن هذا التطور يعني أن «الأمر لم يعد يقتصر على مهرب يشتري قارباً من صياد، بل أصبح أمامنا سلسلة إمداد واقتصاد متكامل مرتبط برحلات الهجرة».


«الخزانة» الأميركية تستهدف إعادة شراء 6 مليارات دولار من الديون طويلة الأجل

وزارة الخزانة الأميركية (رويترز)
وزارة الخزانة الأميركية (رويترز)
TT

«الخزانة» الأميركية تستهدف إعادة شراء 6 مليارات دولار من الديون طويلة الأجل

وزارة الخزانة الأميركية (رويترز)
وزارة الخزانة الأميركية (رويترز)

أعلنت وزارة الخزانة الأميركية أنها ستشتري ما يصل إلى 6 مليارات دولار من السندات المستحقة خلال فترة تتراوح بين 20 و30 عاماً، في عملية إعادة الشراء المقررة الخميس، مُحافظةً على المستوى المستهدف في آخر عملية لإعادة شراء الديون طويلة الأجل.

وتأتي العملية بعد أن اشترت «الخزانة» 5.2 مليار دولار من سندات تتراوح آجال استحقاقها بين 10 أعوام و20 عاماً في أول عملية لإعادة شراء الديون طويلة الأجل منذ إعلانها المفاجئ في 19 أغسطس (آب) الماضي أنها ستضاعف على الأقل حجم هذه العمليات.

وجاءت قيمة المشتريات السابقة دون الهدف البالغ 6 مليارات دولار، في مؤشر على محدودية حجم السندات التي كان المستثمرون مستعدين لبيعها بالأسعار السائدة في السوق آنذاك.

ومن المتوقع أن تستقطب السندات التي تتراوح آجالها بين 20 و30 عاماً عروضاً أكبر من المستثمرين مقارنة بالسندات الأقصر أجلاً؛ مما قد يتيح لـ«الخزانة» إعادة شراء كمية أكبر من الديون.

وتأتي عمليات إعادة الشراء في وقت ارتفعت فيه عوائد سندات الخزانة منذ إعلان الوزارة في أغسطس الماضي توسيع «برنامج إعادة شراء الديون». وكان وزير «الخزانة»، سكوت بيسنت، قد أشار خلال جلسة استماع أمام الكونغرس أخيراً إلى أن العوائد ربما كانت سترتفع إلى مستويات أعلى لولا زيادة حجم عمليات إعادة الشراء.

وتستخدم «الخزانة» عمليات إعادة شراء السندات لإدارة محفظة الدين القائمة ولتحسين سيولة بعض الإصدارات، فيما تأتي زيادة حجم هذه العمليات في وقت تواجه فيه سوق الخزانة الأميركية إصدارات كبيرة وارتفاعاً في تكاليف الاقتراض طويلة الأجل.