Velid Haduri
Enerji konusunda uzman, Iraklı yazar
TT

Sıfır Emisyon Yol Haritası’nın jeostratejileri

Uluslararası Enerji Ajansı'nın (UEA) 2050’de Net Sıfır Emisyon Yol Haritası’na ilişkin raporu birçok soruyu ve eleştiriyi de beraberinde getirdi. Bunlardan en önemlisi, raporun her şeyden çok sanayileşmiş ülkelerin amaçlarına ve çıkarlarına odaklanmış olduğuydu. UEA’nın üye ülkelerin (sanayi ülkeleri) çıkarları için çalışması ve bunları savunması anlaşılabilir. Ancak küresel iklim değişikliğiyle ilgili hazırlanan yol haritası incelendiğinde kendisi hakkında soru işareti doğmasına yol açan husus sadece sanayileşmiş ülkelerde değil, tüm dünyada iklim değişikliğinin nasıl ele alınacağını içermesi. Yani 2015 Paris İklim Anlaşması'nın başarıya ulaşmasını sağlayan yaklaşımı sürdürmesi gerektiği. Paris Anlaşması her ülkenin genel amaçları çerçevesinde taahhütlerini ve yükümlülüklerini uygulama takvimini ekonomik imkanlarına göre belirlediği bir anlaşmadır.
Bu, önerilen yol haritasının yalnızca sanayileşmiş ülkelerin çıkarlarını ve imkanlarını değil, belirlenen hedeflerin uygulanmasında gelişmekte, petrol ihracatçısı veya diğer üçüncü dünya ülkelerinin çıkarlarını ve imkanlarını da dikkate alması gerektiği anlamına geliyor.
Sözgelimi UEA, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ülkeleriyle herhangi bir müzakere olmadan, görüş alışverişinden bulunmadan önerdiği 2021'den sonra petrol endüstrisine yatırımı durdurma teklifiyle çok fazla kafa karışıklığına neden oldu.
Söz konusu şaşırtıcı teklifte garip olan, en azından küresel düzeyde tamamen yeterli bir sürdürülebilir enerji kaynağı bulunana kadar küresel petrol talebindeki yıllık artışı karşılamak ya da iki enerji çağı arasındaki geçiş aşaması için orta ve nispeten temiz bir yakıt türü olmasından dolayı doğalgaz arzını artırmak için olsun, ajansın periyodik ve yıllık raporlarında petrol sahalarının geliştirilmesine yönelik yatırımların artırılmasını talep etmekten vazgeçmemesidir.
Bizzat ajansın raporundan, ülkelerin şu an hidrokarbon enerji çağından sürdürülebilir enerjiler çağına geçmeye hazır olmadıkları ve anlaşmanın 2050 yılına kadar uygulanması olasılığına dair net göstergeler bulunmadığı açıkça anlaşılıyor.
İnsanlığı kurtarmak için küresel ısınmayla mücadele etme ve sıcaklık artışını 1,5 ila 2 santigrat derece ile sınırlama konusunda küresel bir uzlaşı var. Ancak bu konu yalnızca sanayileşmiş, tüm dünyanın çıkarlarını temsil eden uluslararası bir kuruluşun tavsiyeleri ile uygulanamaz. Bunun için ulusal ve bölgesel mevzuatlar, BM konferanslarında belirlenen bir süre ile tesisleri ve tüm ulaşım araçlarını değiştirmek için yılda trilyonlarca dolar gerekiyor. Bu geçişi dünya çapında uygulamak için gereken uzmanlaşmış şirketlerden bahsetmiyorum bile. Geçiş küreselleştirilmeden 2050 yılına kadar “net sıfır emisyon” hedefine ulaşmak çok zor. Dolayısıyla alternatifi “düşük emisyon”dur.
Enerji Ajansı'nın raporu, iklim değişikliğinin yalnızca sanayileşmiş ülkelerle ilgili olduğunu varsayarak ileri gitti. Bunun nedeni belki de UEA’nın istişarelerini ve müzakerelerini kendi çevresinden kurumlarla yapmış olmasıdır. İleri gittiği bir diğer nokta da fosil yakıt endüstrisinin gelişimini hızla durdurmaya yönelik tartışmalı önerisiydi.
Petrol endüstrisi, petrol sahalarını geliştirmek için birkaç yıllık planlama ve saha başına milyonlarca dolarlık bir maliyet gerektiriyor. Şu an birçok Arap ülkesinde yeni alanların geliştirilmesi için açıklanmış projeler var. Başta üretim kapasitesini günlük 13 milyon varile çıkarmayı planlayan Suudi Arabistan olmak üzere çoğu Arap ülkesi, üretim kapasitesini artırmayı planlıyor. Enerji endüstrisinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin ekonomileri için hayati öneme sahip olduğunu söylemeye gerek bile yok. Ayrıca yeni bir enerji türü tamamen petrolün yerini alana kadar bu endüstri tüm dünya ülkeleri için de önemli.
UEA, petrol endüstrisinin sadece dünya piyasalarına enerji arzı anlamına gelmediğini, aynı zamanda birçok ülke için de temel ekonomik kaynak olduğunu çok iyi biliyor. Dolayısıyla aniden ve bir ön uyarı olmadan bu endüstrinin ikinci plana itilmesini talep etmek mantıksız.
Mesela Arap ülkeleri de dahil olmak üzere birçok petrol ihracatçısı yönetim, petrolden hidrojen üretme olasılığını araştırıyor ve planlıyor. Yine "sıfır emisyon" politikası çerçevesinde petrol üretiminden kaynaklanan karbondioksit emisyonlarını toplama ve depolama imkanını da araştırıyor. Metanın karbondan arındırılması için de ciddi girişimler var.
Petrol tüketimine gelince; küresel elektrik santrallerinin büyük çoğunluğu halen "akaryakıt" veya doğalgaza bağımlı. Dünyadaki araçların büyük çoğunluğu benzin veya dizel kullanıyor. Elektrik ve ulaşım sektörleri, sanayileşmiş ülkelerde toplam petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 30'unu oluşturuyor. Dünya çapında yeni elektrik santrallerinin yüzde 80'inin sürdürülebilir enerji sağladığı, 1 milyardan fazla geleneksel araca kıyasla yollarda yaklaşık 10 milyon elektrikli araç olduğu biliniyor. Bu, hemen yarın petrol tüketiminin azalacağı anlamına gelmiyor. Korona salgını öncesinde küresel petrol tüketimi günde 100 milyon varil civarında seyrederken 2020 yılının ortalarında tüketim günde yaklaşık 80 milyon varile geriledi. Tüketim şu an günde yaklaşık 95 milyon varile geri döndü. Beklentiler, küresel olarak normale dönüşle birlikte yıl sonuna kadar yeniden günde ortalama 100 milyon varile döneceği yönünde.
UEA’nın raporu, Arap petrol ülkeleri için alarm zilini çaldı. Bölgemizdeki devasa petrol rezervlerinden nasıl yararlanabiliriz? Sürdürülebilir enerjiler çağında ekonomik temeller ve toplumsal sözleşme ne şekilde olmalı? Bu yüzyılın ortasında, hatta öncesinde bölgenin jeopolitiği nasıl olacak?