Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Maruni Patriği: Arap bağı Lübnan'ı kurtaracak!

Dün (Perşembe) binlerce Lübnanlıyı Bkerke’de bir araya getiren olay, Başrahip Abbot Antoine Daou’nun 100 yıl boyunca “Maruni Patrikhanesi’nin Suudi Arabistan Krallığı İle İlişkisi” adlı kitabının tanıtımıydı. Büyük toplanmanın en belirgin ve hatta tek içeriği ise geçmişte ve şimdi olduğu gibi gelecekte de Suudi Arabistan Krallığı tarafından yönetilecek olan Arapların Hristiyanlarla ve genel olarak Lübnanlılarla olan bağının, bu çöküş yıllarında Lübnan'ın ve Lübnanlıların toplum, medeniyet ve kalkınma açısından kurtuluşu olmasıydı.
Bu, kalabalığın içindeki tüm konuşmacılar tarafından paylaşıldı ve dile getirildi. Bu kişilerin başında da Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai, Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçisi Velid el-Buhari, Antonine Maruni Tarikatı Başkanı Ebu Cevdet, Başrahip Abbot Antoine Daou ve ünlü gazeteci Naufal Daou geliyordu. Daou katılımı sırasında konuyu “Ortaklık ve sevginin tarafsızlığı” şeklinde ilgi çekici bir ifade ile toparlamıştı!
Maruni Patriği ise her zaman Hıristiyanlar ve Lübnanlılar için iyiliği, birliği, istikrarı, barışı, güvenliğin ve ortak çıkarların korunmasını ve dostluk ve uzlaşmanın sağlanmasını isteyen “Suudi Arabistan Krallığı ile aralarındaki ilişkinin kapsamına” odaklandı. Krallık, 1943 yılında Lübnan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk Arap ülkesiydi. 1920'de devletin ilanından 2020'ye kadar geçen 100 yıllık süre zarfında Lübnanlılar Suudi Arabistan’dan koruma ve kucak açmadan başka bir şey görmedi. Ne saldırı ne yadsıma ne yüz çevirme ne de görmezden gelme söz konusu oldu. Bilakis Suudi Arabistan'ı kuran Kral Abdülaziz el-Suud, Eski Lübnan Cumhurbaşkanı Kamil Şamun'a Suudi Arabistan'ın bağımsızlığını savunduğu gibi Lübnan'ın bağımsızlığını da savunduğunu söylemişti.
Tüm bunların yanı sıra Suudi Arabistan’ın Beyrut Büyükelçisi yaptığı konuşmada Lübnan'ın Krallık ile ilişkisine zarar vermeye yönelik sürekli devam eden girişimler karşısında uyarıda bulundu. Büyükelçi bu girişimlerin tehlikeli ve kötü olmasına rağmen Krallığın Taif Antlaşması, Ulusal Mutabakat Belgesi ve Anayasa ile kurulan ve güvence altına alınan kardeşlik, kimlik ve aidiyet ilişkilerini koruma çabasını etkilemeyeceğini söyledi.
Bkerke’de bağlılığı, bir arada yaşamayı ve Arapçılığı kutlamak şu anda neden gerekliydi? Büyükelçi Velid el-Buhari’nin Lübnan’ın kendisinden başlanarak Krallığı kötüleme girişimlerine işaret ederken dikkat çekmek istediği şey buydu. 10 yıl veya daha fazla bir süre boyunca Lübnan’da ülkeyi yalnızlığa sürüklemek, başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap dünyasından uzaklaştırmak ve yönelimleri ve siyasetleri kâh İran’a, kâh doğuya doğru kaydırmak için siyasi ve stratejik akımlar ve uygulamalar ortaya çıktı. Her darbede Lübnan, bağlılığından ve nesillerinin şimdiki ve gelecekteki çıkarlarına yönelik farkındalığından koparılıyordu. Özellikle el-Avni dönemindeki girişimler ve siyasetler, Lübnan halkına savaş ve kıtlık şartlarında bile tatmadıkları bir acı yaşatan çöküşlerin temelini oluşturuyordu!
Lübnan’ın birliğini ve istikrarını tehdit eden tehlikelerin farkında olan Maruni Patriği bağları kuvvetlendirmek ve aidiyet ve çıkar anlayışı ufkunu genişletmek için 2017 yılında Suudi Arabistan Krallığı’nı ziyaret etmişti. Dahası bir yıl veya daha uzun bir süre önce siyasi ve ulusal parçalanma ve çöküş süreci başladı. Bu da üç şeyi beraberinde getirdi: Lübnan, Arap ve uluslararası ulusal meşruiyetin kurtuluşu, pozitif tarafsızlık ve Lübnan'ı çöküş, yalnızlık, bağımlılık ve yolsuzluk tehlikelerinden kurtarmak için uluslararası bir konferans düzenlenmesi. Onlarca konuşma, vaaz, girişim ve toplantıda Maruni Patriği Lübnanlıların farkındalığını hedef alarak Araplara ve uluslararası topluma hitap etmeye başladı. Tıpkı Mısır ve Krallık tarafından temsil edilen Arapların Maruni Patriği’nin çağrısına cevap vermesi gibi, Vatikan da Lübnan için hazırladığı büyük gün ile kendisine cevap verdi. Maruni Patriği Suudi Arabistan yönetimine aksiyon çağrısında bulunarak güçlü ve etkili yürütme otoritesi olmadan bir devlet olmayacağı için hükümet kurulması gerektiğine dikkat çekti. Yönetim de Maruni Patriği’nin bu çağrısına ve Avrupa'dan ABD’ye kadar diğer uluslararası aklı başında insanların çağrılarına cevap verdi. Ancak Maruni Patriği’nin istediği şeyin aynısını istedi: Dikkatlerin hükümet kurmaya yöneltilmesi gerekiyor, aksi takdirde ne insanlara yardım etmek için ne de çöküşün durdurulması için tek bir yardım yapılmayacak. İşte şimdi uluslararası aklı başında insanlar iki şeye yöneliyorlar: Bir yandan Suudi Arabistan Krallığı'ndan yardım istemek, bir yandan da çöküşe rağmen yolsuzluklarından ve polemiklerinden kurtulmuş bir hükümetin kurulmasını engellemekte ısrar eden Lübnanlı politikacılara yaptırım uygulamak!
Maruni Patriği’nin ve Lübnan’daki aklı başında insanların başından beri korktuğu bazı şeyler gerçek oldu: Ülke tam bir çöküşte. Kıtlık dört bir yanı sardı. Yakıt, besin ve ilaç yetersiz. Para birimi çöktü. Ordu ve güvenlik güçlerinin uyumu tehdit altında. Sokaklarda şiddet kol geziyor. Federalizm ve bölünme çağrıları ortaya çıktı ve politikacıların seçim fobisi bunları artırdı!
Tabi ki; yığılmış ve ard arda gelen kriz koşullarında yurt içi ve yurt dışındaki tüm çağrılar ve girişimler gıda, ilaç ve yakıt tedariğinden hükümetin kurulmasına kadar acil önlemlere odaklandı.
Öte yandan çözümlerin ve alternatiflerin son derece tehlikeli olan bir dönemin ağırlığı altında geçici kalmaması için ilke ve değerlere geri dönülmesi gerekiyordu. Deyim yerindeyse acil önlem çağrılarının başını çeken enternasyonaller (Fransızlar ve ABD’liler) de Lübnan'ın ilkelerini, değerlerini ve geleneksel temellerini düşündüler. Bu yüzden Suudi Arabistan Krallığı’na ve Mısır’a Lübnan’a yardım etme çağrısında bulundular. Vatikan toplantısı ve Bkerke toplantısı bu minvalde bir şey. Başrahip Antoine Daou'nun kitabı ciddi ve önemli bir belge. Bununla birlikte Maruni Patrikhanesi ve Krallığın Büyükelçisi’nin Hıristiyan-İslam ilişkilerini ve Lübnan-Arap ilişkilerini hatırlatması, Lübnan'ın yükselişinin ve refahının temelini oluşturması hasebiyle oldukça önemli bir konu. Zira krizler şiddetlendiğinde, kanaatler sarsıldığında ve insanlar açlıktan kıvrandığında, vatani ve milli varoluşa asıl anlamını veren ahlaki ve kültürel değerlere başvurulur. Lübnan’ın üzerine inşa edildiği mihenk taşına, temele başvurulur. Bu, Lübnan’daki akıllı kişilerin uzun zaman önce aldığı bir ders. İç savaşlarda bölünme çağrıları, İsrail'e sığınma çağrıları ve Esed Suriyesi'nden şu anki “direniş mihverine” kadar birçok kişinin başvurduğu “azınlıkların ittifakı” çağrıları da dahil olmak üzere acınacak, meyus deneyimlerimiz var. Bunların hepsinin bir arada yaşamanın, Lübnan'ın istikrarı ve birliği ve insanların özgürlük, haysiyet ve onurlu bir yaşam sürme hakları üzerinde olumsuz etkileri oldu. Bunların hepsi yüzünden Bkerki meşruiyetin kurtuluşu ve azınlıkların ittifakından çıkıp ortak yaşamın gerekliliklerine, Ulusal Mutabakat Belgesi’ne ve Anayasa’ya yönelmeyi düşündü. İşte şimdi her şeyden önce Lübnan-Arap bağını ve Suudi Arabistan Krallığı ile ilişkileri düşünüyor. 1958 yılında bazı Lübnanlılar Bağdat Paktı'nı düşünmüşlerdi ve bir çatışma patlak vermişti. Bu çatışma ancak Mısır’ın Arapçılığına başvurularak söndürülmüştü. İç savaşta (1975-1990) ise kötüden kaçmak için en kötüye gitmeyi düşünmüşlerdi. Onları ise yalnızca Krallık ve Taif Antlaşması kurtarabilmişti. İşte bugün Lübnanlılar Bkerki liderliğinde devletlerini, ortak yaşamlarını ve geleceklerini azınlıkların ittifakından kurtarmak için Suudi Arabistan Krallığı’na yöneliyorlar!