Margaret Renkl
TT

İnsanın davranışı dünyayı sonsuz bir yaza boğdu

Temmuz ayının son bir haftası boyunca, ABD Ulusal Hava Servisi, Nashville için 5 sıcaklık uyarısının yanında geleneksel olarak Tennessee Parkı olarak bilinen bu yemyeşil ve bereketli yerde 37 (100 Fahrenheit) derecenin üzerinde ısı göstergeleri yayınladı. Hava durumu ve iklim arasında elbette bir fark var, ancak aralarındaki - ve onlarla aramızdaki - bağlantı giderek artıyor ve netleşiyor. İnsan davranışı dünyayı sonsuz bir yaza boğdu.
Bazen çocuklarım bir aksilik ya da hayal kırıklığıyla karşılaştıklarında, özledikleri hayalleri henüz gerçekleşmediği için onları nasıl teselli etmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Onlara babamın her zaman söylediği gibi, “Hayat uzun bir süreç ve daha zaman var” derdim.
Ama bu, söz konusu teselli sözlerine inanacak kadar genç olduğum uzun zaman önceydi. Şimdi hem babam hem de annem öldü ve hayatın hiç de uzun bir süreç olmadığını biliyorum. Hayat, akan suyun yüzeyindeki bir ışık noktası veya parlak bir şimşektir. Hatta düşen bir yıldırımın bir anlık görüntüsüdür.
Ancak şair William Wordsworth'ün dediği gibi "ihtişamlı çimenler" mevsimi ne kadar kısa ve yaz kesinlikle bize en yakın bu tür dersleri taşıyan mevsimdir. Bunaltıcı Ağustos sıcağı, yeşil bahar fidelerini söküp kuru dallara dönüştürür. Çocuklar sıcak güneşin altında okula geri dönerler ve şunu sorgulamaya başlarız: Kışın hüznü içinde özlediğimiz somurtkan yaza ne oldu? Biteviye uzanan çim halısı nereye gitti?
Bu, balkonlarda parıldayarak oturmamızı ve ateşböceklerini izlemimizi sağlayan türden güzel bir yaz değil. Çünkü ateşböcekleri Antroposen döneminde en çok tehlike altında olan organizmalardan bazıları. Bu günlerde Kentucky'de balkonlarında oturanlar Oregon orman yangınlarından çıkan dumanın kokusunu alabilir.
Karbon emisyonlarını azaltmak ve küçük bahçemde biyolojik çeşitliliği teşvik etmek için elimden geleni yapıyorum. Çevreye duyarlı siyasi adaylara oy veriyorum. Çok daha büyük ölçekte dünya için savaşan kar amacı gütmeyen kuruluşlara verebileceğim tüm parasal desteği veriyorum.
Ama aynı zamanda, ölümsüzlerle ilgilenmekte kararlı olmayı, korkunç kayıpları kadar bu harika dünyanın güzelliklerine odaklanmayı da kendime hatırlatıyorum. Hayat hiç de uzun bir süreç değil ve kalan günlerimi sonsuz bir keder içinde geçirmek doğru değil.
Isı korkunç yükseklikte olabilir ve hava uzakta yanan ormanlardan yükselen dumanla dolmuş olabilir. Banliyö sakinleri bahçelerini zehirle dolduruyor olabilir. Ancak vahşi yaşama dost olan Nashville'in bu küçük yerinde doğa, güzel ve durgun yolunda seyrinde akmaya devam ediyor. Cırcır böceği yavruları geceleri ağaçlarda, ağustos böcekleri çimenlerde şarkı söylüyorlar. Yarasalar, karanlık gökyüzünde en güzel şeker akçaağacımıza yerleştirdiğimiz kümes hayvanlarının yuvaları üzerinde uçuyorlar.
Kelebek bahçesindeki uzun ömürlü bitkilerin çoğu artık soldu, ancak çarkıfelek bitkisi yeşil meyveler açmaya devam ediyor. Kelebeklerin her an gelip yumurtalarını yaprakları arasına bırakacağına dair umudumu hiç kaybetmedim. Chenpi çimleri tamamen çiçek açmış ve muhteşem bir şekilde serpilmiş. Bombus arıları onları ısrarlı bir sevgiyle kucaklıyor. Saka kuşu, gün boyunca ıris çiçeklerinin kara gözlü tohumlarını koparıp, çiçekten çiçeğe, sarıdan sarıya, altından altına uçuyor. Uzaktan bakınca çiçekler gökyüzüne uzanmış gibi görünüyor.
Geçen hafta, onlara yuva olarak hazırladığım kutuda 4 küçük tüysüz mavi ardıç kuşu yumurtadan çıktı. Bunlar, bu yazın başlarında yuva yapan kuşlarla aynı değil ve bu yeni çiftin taşındığını gördüğümde başlangıçta endişelendim. Bu genç anne baba yabani ot yığınları arasında çekici bir taşra evi gördüklerinde her şeyi test ediyorlar. Ama mavi ardıç kuşunun yumurtaları yılın boğucu sıcağına rağmen felaketten ve yok olmaktan kurtuldu. Çok aç olan küçükler, kontrol etmek için kutuyu açtığımda hep birlikte başlarını yükseltip ağızlarını açtılar.
Kırmızı kuyruklu yeni bir doğan yakınımdaki bir baldıran ağacına sığınmış. Alaycı kuşlar ve kargalar onu durmadan taciz ederken, ümitsizce sesleniyor. Baldıranın yaprakları arasına peş peşe dalıyorlar, ta ki küçük doğan ağaçtan ayrılana kadar. Doğan havada sendeleyerek azıcık uçuyor, ardından bir kez daha ağaca sığınıyor. Hükümran annesi göründüğünde bu kez uçup kaçışan alaycı kuşlar ve kargalar oluyor.
Hızın karşıtı nedir? Acelenin aksi nedir? Belki de bir yanlış bilgilendirme, belirsizlik veya kayıtsızlık var. Sükunet, bekleme ve dinginlik var.  Hayatın kolay olduğu doğru değil çünkü yeryüzünde hiçbir canlı yazın bile kolay yaşamıyor. Ama bugünlerde yavaşlıyor. Ötücü kuşlar sıcak ağaçlara yerleşiyor ve hareketsiz havanın onları soğutması için kanatlarını açıyorlar. Kemirgenleri avlayan yılan, gölgeli zemin örtüsü boyunca yavaş eğriler halinde hareket ediyor, ama sıcaklık o kadar aşırı ki kemirgenler ortaya çıkamıyorlar. Nefesi kesilen kara karga gölgede kalarak güneşten korunuyor.
Sonra benim sıram geliyor. İstediğim kelime şu; rahatlık. Mary Oliver'ın “bir yaz günü” adlı harika şiirini düşünüyorum:
Duanın gerçekten ne demek olduğunu bilmiyorum.
Nelere dikkat edeceğimi,
Otların üstüne kendimi nasıl atacağımı,
Nasıl otların üstüne diz çöküp bakacağımı,
Nasıl kendimi bırakıvererek
Yaşamımın kutsanacağını,
Ve kırlarda gezinmeyi
Bilmiyorum.
Her şey sonunda ölmüyor mu,
Çok kısa bir yaşamdan sonra?
O soruyor. Ben de ona evet, çok yakında diyorum.

Hava o kadar ağır ki zor nefes alıyorum ama ayak bileklerimde toprağın esintisini hissedebiliyorum. Isı, güneş ışığı ile ılık topraktan yükseliyor. Yoncanın beyaz karanfilin çiyi ve seher vakti ağaçların özsuyuyla dolanmasıyla bir serinlik sızıyor ve bahçenin bu alanından geçen çileklerle alay ediyor. Toprak nefes alıyor. Ben de nefes alabiliyorum çünkü o hala nefes alıyor.