Suleyman el-Herbis
TT

Diplomasinin uzun kolu: Kalkınma fonları

Petrol ve Maden Kaynakları Bakanlığı'nda 40 yıldan fazla çalıştım, ardından 15 sene Viyana'da Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Uluslararası Kalkınma Fonu (OFID) Genel Müdürü olarak görev yaptım. Petrol Bakanlığı'ndaki görevim sırasında bir dizi uluslararası forumda ve uzman örgütte ülkemi temsil ettim. Bunların başında da ülkemi 14 yıl süreyle OPEC Yönetim Kurulu'nda temsil etmem ve bu aciliyette sayılması güç olan uluslararası nitelikteki diğer görevler geliyor. OFID'deki işime gelince, bu işim beni uluslararası iş hayatının merkezine itti. Başta yoksul ve düşük gelirli ülkeler olmak üzere gelişmekte olan yararlanıcı ülkelerin yanı sıra özellikle Dünya Bankası ve bağış yapan ülke ve kuruluşlarla sürekli çalışmam gerekti.
Bu mesleki geçmişim, bazı araştırmacılar ve akademisyenler için beni bir hedefe dönüştürdü. Bu kişiler bana çok yerinde sorular soruyor ve işte şimdi bunlara cevap verme zamanı geldi.
Soru onların sözlerine göre kısaca şu şekilde: Suudi Arabistan da dahil olmak üzere ülkeler tarafından iki taraflı ve bazı fonlar aracılığıyla sağlanan kalkınma yardımlarının amacı, yoksulluğun her şekli ile mücadele etmek ve bu ülkelerin halklarının çıkarına yönelik asil bir hedefse, bağışçı ülkelere bu asil işin getirisi nedir?
Sorular, araştırmacının amacına göre dallanıp budaklanıyor. Örneğin soru Siyaset Bilimi veya Hukuk Bilimi öğrencisinden geldiyse başka bir şekil alıyor. Bazı araştırmacılar, kalkınma fonlarını denetlemede dışişleri bakanlıklarının rolünü sorguluyor. Sordukları sorulardan biri şu şekilde: Bu görevi Maliye Bakanlığı'na veren Suudi Arabistan Krallığı gibi bazı ülkeler neden bu fonları denetlemek için başka kurumları görevlendiriyor?
Bu görüşün geçerliliği bu fonları kurmanın asıl amacının öncelikle siyasi olmasından kaynaklanıyor. Bu siyasi amacın kökleri, dış yardımların diplomasinin araçlarından biri olmasına ve devletin uluslararası sorumluluğunu Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması’nın Uluslararası Ekonomik ve Sosyal İşbirliği başlıklı dokuzuncu bölümünün hükümleri (55-56’ncı maddeler) doğrultusunda yerine getirmesinin somutlaştırılmasının önemli bir yönü olmasına dayanıyor.
Bunu daha çok açmak gerekirse; Suudi Arabistan Krallığı hükümeti bazıları ulusal, bazıları bölgesel ve bazıları uluslararası olmak üzere bir dizi fonun sermayesine katkıda bulunuyor. Örnekler sırasıyla şu şekilde: Suudi Arabistan Kalkınma Fonu, İslam Bankası ve OFID. Bu fonlar arasındaki ortak paydanın ilki amaçlarının aynı olması yani siyasi. İkincisi ise Krallığın bu fonlara en büyük katkıyı yapan taraf olması. OFID'i yönetme deneyimime dayanarak ben ve meslektaşlarımın birkaç asil amaca hizmet etmek için görevlerimizi yerine getirdiğini eklemek isterim. Bu amaçların başında da iki asil amaç geliyor. Bunlardan ilki Suudi Arabistan hükümetinin uluslararası müzakere masasına koymasıyla ilişkilendirilen enerji yoksulluğunun ortadan kaldırılması. İkinci amaç ise Krallığın 91 yıllık politikasının ayrılmaz bir parçası olan Filistin halkına doğrudan ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) aracılığıyla yardım etmek. Bu iki amaca hizmet etmek, Krallığın bunları öne çıkarmadaki rolü ve hatta fonun medya politikasını bu iki amaca dayalı hale getirmesi, Viyana'daki diplomatik çevreler tarafından bilinen bir gerçek. Yönetim Kurulu ve Bakanlar Konseyi'nin, biri enerji yoksulluğuyla mücadele etmek, diğeri ise Filistin halkına yardım etmek amacıyla olmak üzere iki hibe hesabının oluşturulmasını onayladığını belirtmemiz yeterli olacaktır. Faaliyetlerin net kârından bu iki hibe hesabına sermaye olarak tahsis edilen miktar, kredi programı olarak bilinen program dahilinde fonun faaliyetlerine nispeten sayılamayacak düzeyde. OPEC Fonu'nun bu siyasi temele dayandığını kanıtlamak için fonu kurma fikrinin, OPEC örgütünün 1975 yılında gerçekleştirilen ilk liderler zirvesinde üye ülkelerin kralları ve başkanlarının ellerinde doğduğunu ve ilk zirveyi takip eden zirvelerde OPEC ülkelerinin gelişmekte olan ülkelerle ilişkisine yönelik övgüleri hatırlatmak yeterli olacaktır.
Soru bir kez daha dallanıp budaklanarak şöyle bir hal alıyor: Geri kalan bağışçı ülkelerde durum nedir?
Cevap ortada. Hepsi olmasa da çoğu bağışçı ülke, uzman kuruluşları aracılığıyla sağladıkları dış yardımları Dışişleri Bakanlığı'nın görevlerinin bir parçası olarak görüyor.
Bunun en açık örneği ABD’dir. Zira ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışıyor. 1961 yılında dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy yönetiminde kurulan ajansın yıllık bütçesi 27 milyar doları buluyor. Kuveyt Kalkınma Fonu'nun kuruluşunun, bazı benzerliklerle USAID’in kurulduğu yıla denk gelmesi biraz tesadüf olabilir. Ancak önemli olan şey Kuveyt Fonu'nun Yönetim Kurulu Başkanlığı'nın Başbakan'a bağlanması ve daha sonra 2003 yılında Dışişleri Bakanı'na devredilmesi. Nitekim bu, fonun siyasi amaçlar için kurulduğunu gösteriyor.
Bu gelenek ABD veya Kuveyt ile sınırlı değil. Almanya, Avusturya, İsveç ve başka ülkeler de bunu izliyor.
Krallıktaki dışişleri bakanlıklarının ve başka bakanlıkların kalkınma fonlarının faaliyetlerini denetlemesinin pek çok faydası var. Bu faydalardan en önemlisi bazı ülkelerle ilişkileri takip etmek ve bu ilişkilerin içerisinde meydana gelen şeyleri o ülkelerdeki büyükelçiliklere haber vermektir. En az önemlisi ise içlerinde bilimsel niteliklerin diplomatik adayın görevini gerektiği şekilde yerine getirebileceğinden emin olmaya kadar uzandığı gerekli sıfatlara sahip olanların da bulunduğu bu fonlardan sorumlu kişilerin aday gösterilmesinde yer almak. İşin bu kısmının bir sonraki yazıda bağımsız olarak ele alınması gerekiyor.