Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Korku, pencere ve tren

Korku, pencere ve tren

Pazartesi, 6 Aralık, 2021 - 10:00
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni

Pencereyi açmak ille de fırtınanın girmesi, kaosun içeri sızması ya da kimliğin tehdit edilmesi demek değildir. Yeni dünyada korkaklara; denemekten çekinenlere, meydan okumaya cesaret edemeyenlere, rekabeti ve buna hazırlanmanın şartlarını kabul etmeyenlere yer yok. Ülkeler artık ne büyük ordularına ne de saldırganlık ve komşularını endişelendirme becerilerine bakılarak değerlendiriliyor. Bu bir sayılar dünyasıdır. Korkular ve vehimler dünyası değil. Gerçek kaleniz dünya hayatının şimdiki zaman dilimine ait, gelişmeye açık, canlı bir ekonomidir. Gücünüz savunmada değil, esneklik ve yenilenmede yatıyor. Geçmişte kalan dönemlerin ipeklerine sarınıp uyumakta değil, girişimcilik ve yaratıcılıktadır. Kimliğiniz zenginleşme, temas ve çeşitlilik ile farklılığı kabul ederek derinleşir. Taze kanların gelecek vizyonunda yer alması ile direnciniz artar.

Bu yeni standartları olan yeni bir dünyadır. İlk şart, birbirini izleyen bilimsel ve teknolojik devrimler çağına uygun bir eğitimdir. Kendileri gibi olmayanlarla iletişime geçmekten korkan kilitli kaleler dönemi sona erdi. Bir üniversitenin sadece iş değil, aynı zamanda yetenekleri parlatması ve fırsatlar sağlaması da gerekir. Var olan becerileri sağlamlaştıran ve yeni beceriler kazandıran bir üniversite olması gerekir. Sürekli öğrenme ve sürekli kendini yenileme becerisine sahip, işinin ehli bir mezun verilmesi lazım. Erken emekliliğe işaret eden erken güvenceye mahal yok.

Pencerenin açılması demek bir bireyin öğrenme hakkı, becerilerinin bir iş fırsatı yakalamasına yardımcı olması ve başarıya, umuda ve mutluluğa kapı aralayan, insana yaraşır bir yaşam sunan dinamik bir ekonomi oluşturma sürecinde üretken bir ortak olarak yer alması demektir. Bu ekonomi, alan ve veren şirketlere girebilen bir ekonomidir.

Açık bir algıya ait bir pencereyi açmak tehlikeleri uzaklaştırır, içeri girmelerine izin vermez. Bugün Çin, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumunda bulunuyor ve bu, Washington'un yaklaşan 'Çin asrı'na ilişkin endişelerini körüklüyor. Zayıflıkları gözlemleme konusunda gözü açık bir adam olan Çin Devrimi'nin meşru oğlu Deng Şiaoping olmasaydı, Mao Zedong'un ülkesi bu konumun tadını çıkarıyor olamazdı. Deng, pencereyi kapalı tutmanın rejimin sonu ve dünyanın en büyük ülkesinin yoksulluğa ve umutsuzluğa gömülmesi anlamına geleceğini fark etti. Çin kıtasının çıkmaza girip komşularına ve dünyaya mülteci ihraç etmesinin ne anlama geleceğini bir hayal edin.

Pencereyi açmak kolay bir iş değildi. Her zaman sınava girmek yerine endişesiyle kalmayı tercih eden 'eskiye bağlı bir muhafız’ vardır. Bu kişi, farklı düşünmekten ve önerilen farklı ve yeni tarzlardan korkan bir muhafızdır. Ancak değişim için hayal gücü, meşaleyi yakacak ve iradeleri kendine çekecek biri, deneme, onarma ve toplumun damarlarına yeni kanın pompalanması gerekiyor. Ayrıca sonsuza kadar kalacakları izleniminin ağır bastığı duvarların aşılması ve yaklaşmanın veya kaldırmanın doğru olmadığı sanılan emirlerin kaldırılması gerekiyor. Pencereyi açmak için inandırıcı bir fikir, cezbedici bir düş ve olağanüstü bir adam lazım. Tabi bundan önce topraklarda ve kalplerde kök salmış korku ağaçları sökülmeli.

Pek çok etkinliğin, renklerin ve girişimlerin ortaya çıkmaya başladığı Riyad'da Çin’in kendi penceresini açma hikayesini hatırladım. Bir Arap gazeteci olarak, son kullanma tarihi geçmiş ilaçları almaya devam etmenin korkusu ve baskısıyla beraber şehirlerin hikayesini hatırladım.

Şehirler canlı varlıklardır. Sevinir ve üzülürler. Büyür ve pişman olurlar. Olgunlaşır ve akıllanırlar. Yaşlanır ve yıllar yüzlerinde kırışıklar olarak toplanırlar. Duygularını uzun bir süre bastırırlar, sonra aniden patlarlar. Sembolleri parçalarlar ve yol işaretlerini sökerler. Bu şehirlerde gezgin bir gazeteci birçok insanla, karar vericilerle ve nasip olursa onlara tuzak kuranlarla tanışırdı. Gazeteci, çoğu başkentte bir Arap vatandaşıyla, korku adında bir hayaletle buluşurdu. Bu vatandaş general rütbesinde olurdu.

Bu sözlerimde hiçbir abartı yok. Otele dönmeden önce korku kokusu burnuma geldi. Bu koku, bir röportaj veya haber arayışı yolculuğundan sonra havaalanındaki vedama eşlik ediyordu. Bu korku yolculuğunun, birçok haritayı ve birçok başkenti yok ettiği herkesçe bilinen bir gerçek. Bunun nesilleri tamamen yok ettiği de söylenebilir. Korku önce hayal gücüne sonra sahiplerine kilit vurur. Prangalara bağlanmış hayal gücü, acı ve kin suyunda boğulur. Korku içindeki bir baba, yarasını çocuklarına miras bırakır ve böylece korku çocuklarının parmaklarını ve hayallerini felç eder. Öğrenciler korkunun beşiğinde büyürler. Üniversitede ve işte çalışma arkadaşlarından korkarlar. Vatandaş her zaman rapor yazan bir kişinin sabahtan itibaren kendisine eşlik ettiği ve uyku saatlerinde bile kendisini gözünden kaçırmayacağı hissiyle yaşar. Bu rapor yazarı vatandaşın rüyalarını ve aklına gelen görüntüleri izleyerek raporunu uyumayan tarafa sunar.

Şehirler savunmasız bir turistten korkuyordu. Sanki turistin, kırılganlığını gün yüzüne çıkarmasından ya da sırlarını satmasından korkuyormuş gibi. Güvenlik servisleri, turistlere karşı şu ya da bu yerin fotoğrafını çekerse diye gözlerini dört açmaları için sürücüler işe alıyorlardı. Gizli silahlı adamlar, tıpkı radarların hava sahasına gizlice giren uçaklarda yaptığı gibi ziyaretçilerin etrafını kuşatmaya çalışan gözlerle yabancıları takip ediyorlardı.

Korku çeşit çeşittir; bir ülke komşusundan, küçük büyükten, fakir zenginden, aciz yaşadığı yere meşruiyet kazandıran başarılara ulaşamamaktan, siviller askerlerden, askerler askerlerden, taraflar taraflardan korkar. Yoksulluk kuşağındaki insanlar ve azınlıklar korkar. Anayasanın güçlü bir adamın kendi isteğine göre şekillendireceği bir hamura dönüşmesinden korkulur. Korku kurumları yuttu ve bütçeleri yok etti. Korku sıradan bir vatandaşın becerilerini, gülümseme ve hayattan zevk alma hakkını yuttu. Korku üniversitelerin ve araştırma merkezlerinin imkanlarını, soru sorma hakkını ve yenilikçilik duygusunu yuttu. Korku kamusal hayatın içini boşalttı ve geriye herhangi bir değişikliğin etrafını saran tek seçenek olarak yıkımı bıraktı.

Korkunun yaptığı en tehlikeli şey, umudu öldürmektir. Suçu, ufukların kapandığını ve yolların çıkmaz olduğunu telkin etmektir. Kapalı ufuklar radikalizm, çatışma ve patlamadan başka bir şey vaat etmiyor. İntihar eğilimleri ülkelerin karanlığında doğuyor. Işık umut getirir. Pencereleri açmak enerjileri yerine getirir. Parmakları ve zihinleri özgürleştirir.

Araplar başkentlerimizin hepsinin, adı çağdan, ilerlemeden, açılımdan ve dünyayla ilişkiye girmekten korkmak olan eski düşmanı öldürmesini ne kadar arzuluyor. Riyad'daki Boulevard'ı ziyaret ettiğimde ortamın insanlardan ve farklı renklerden oluşan bir nehire boğulmuş olduğunu görünce şaşırdım. Burada yaşama isteği, korkusuzca ve mutlak bir güvenle ilerleme arzusu, farklı milletlerden oluşan bir ziyaretçi akını, şirketler, yatırımlar, şarkılar, turistler ve tablolar vardı. Çevre ve iklimle iştigal ediliyordu. Suudi Arabistan gençleri, bölge ve dünya için bir anlam ifade edecek bir deneyim inşa etmek için adeta birbirleriyle yarışıyorlardı. Suudi Arabistan devleti dikkatli, girişimci ve gözü pek bir devlettir. Rakamlar Krallığın hesaplarını teyit ediyor. İşte pencereyi açıp geleceğe doğru giden trene binen bir ülke görüyoruz. Bu tren kalkınma, başarı ve yaşam kalitesine doğru gidiyor. Muhammed bin Selman kalkınmanın fitilini ateşledi ve genç nesil farklı bir kader çizmek üzere bu kalkınma kıvılcımlarını yakaladı. Kendi yolunu aramak her ülkenin hakkıdır. Suudi Arabistan girişiminin Arapların ilerleme, rekabet etme ve çocukları için daha iyi bir gelecek inşa etme gücünün bir göstergesi olduğu su götürmez bir gerçek. Trene binmek istiyorsanız korkuyu kırmalısınız. Umut en iyi danışmandır.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya